Bir Kanye West geldi geçti ülkemizden…
Ama ne geçiş…
Hazırladığı sahne taarımları…
Konserde verdiği mesajlar…
Astronomik fiyatlarla yüz binden fazla gencin konseri izlemeye gitmesi…
Ama şu kesin ki konser bilet ücretlerinden ziyade akıllarda kalan Kanye West’in konserinin genç dimağlarda bıraktığı izlenim…
İşte gazeteci-yazar Bedir Avar Kanye West konserinde verilen mesajlara dikkat çekti.
Bu mesajların ne manaya geldiğini afişe etti, açıkladı.
“Mesele Kanye West'ten öte…” başlıklı bir yazı kaleme alan Akşam Gazetesi yazarı Bedir Acar, Kanye West konserinden yola çıkarak “kültürel yozlaşmaya” dikkat çekti.
Sanat, eğlence ve spor, doğaları gereği insanın savunma mekanizmalarını gevşeten alanlardır. İnsanlar bir konsere eğlenmek için gittiklerinde, genellikle eleştirel akıllarını kapıda bırakır.
İşte o an; bilinçaltı mesajların, incelikli dayatmaların zihinlere en rahat zerk edildiği o tehlikeli "hissizleşme" anıdır. Başka bir deyişle, sanatsal ve kültürel etkinlikler, kitleleri manipüle etmenin en rafine yöntemlerinden biri hâline gelir.
Son dönemde şahit olduğumuz küresel ve yerel organizasyonlar, bu durumun masum birer "vakit geçirme" aracı olmaktan çıktığını gösteriyor. Paris Olimpiyat Oyunları'nın açılış töreninde, yerleşik değerleri hiçe sayan ezoterik ve cinsiyetçi sembollerin sergilenmesi, küresel ölçekte infial uyandırmıştı.
Benzer şekilde, İstanbul'da gerçekleşen Kanye West konseri de bu zihinsel kuşatmanın yerel bir yansıması olarak zihinlerde soru işaretleri bıraktı. On binlerce gencin, büyük bir coşku içinde "I Am a God" (Ben bir tanrıyım) çığlıklarını kitlesel bir ritüele dönüştürerek tekrarlaması, meselenin sadece müzik olup olmadığını sorgulatıyor.
Madonna, Lady Gaga veya Travis Scott gibi endüstrinin zirvesindeki figürlerin yıllardır sahne dekorlarında, koreografilerinde, kıyafetlerinde ve ışık oyunlarında kullandığı bu karanlık sembolizm, sıradan bir estetik tercih değil; kitlelerin zihnindeki kutsal, ahlaki ve kültürel kodları aşındırmayı hedefleyen sistemli bir enstrüman değil midir?
Küresel ölçekte yürütülen bu sembolik kuşatma, sinemada da kendine bir damar bulmuş görünüyor.
Belki farklı bağlamda değerlendirmek gerekir ama dikkat çekmek istediğim bir husus var. Türkiye'de neredeyse her hafta bir yenisi gösterime giren ve hatırı sayılır bir izleyici kitlesine ulaşan yerli korku filmleri, manipülatif bir alanda icrai sanat faaliyeti yürütüyor.
Bu filmlerin isimlerinin, temalarının ve kurgularının sürekli olarak cin, büyü, muska, ayet ve sır gibi kavramlar etrafında dönmesi, sıradan bir sanatsal yönelim olarak okunabilir mi?
Dini alanı çağrıştıran kimi terimlerin "korku nesnesi" ve ticari meta hâline getirilmesi, toplumun zihninde dine karşı tekinsiz ve mayınlı bir bölge algısı inşa etmektedir.
Kutsalın ürpertiyle ve karanlıkla özdeşleştirilmesi, özellikle genç dimağlarda inanca karşı bilinçaltı bir fobi ve soğukluk üretmektedir.
En düşündürücü olan ise bu sessiz istila karşısında toplumun her kesiminin derin bir tepkisizliğe gömülmesidir.
Sahne ışıklarının ve beyazperdenin cazibesiyle normalleştirilen bu yabancılaşma, gençliğimizi kendi medeniyet köklerinden ve inanç atlasından koparmaktadır.
Mesela Kanye West'in ötesinde... Unutmamak gerekir ki sinema, müzik ve sanat sadece birer eğlence sektörü değil, zihinlerin kuşatıldığı birer cephedir.”




