Yahudilerin Mescid-i Aksa’ya düzenlediği baskı ve saldırıların dozunu giderek artırmaları karşısında Hamas, Müslümanları öfkelerini göstermeye ve ilk kıble olan Mescid-i Aksa’yı savunmaya davet etti. Aslında bu davet Müslümanlara görevlerini hatırlatmak olarak da değerlendirilebilir. Çünkü Müslümanların ilk kıblesini savunmak görevi sadece Filistinlilere ait değildir, tüm Müslümanların ortak görevidir. Ancak, görünen o ki, sanki ilk kıblemizi savunma görevi Filistinlilere havale edilmiş, onlar mücadele veriyor, onlar ilk kıbleyi savunuyor, bu uğurda şehitler veriyor, onlar yaralanıyor. Ve Yahudilerin bu saldırıları karşısında İslam dünyasından beklenen tepki tam olarak gelmiyor. Daha doğrusu gelen tepkiler yetersiz kalıyor, ‘hayır’ diyoruz ama bunu bizden başka duyan olmuyor, buda Yahudilere korku vermiyor.

Etkisiz bir tepki söz konusu. Bunun içindir ki Hamas Müslümanları öfkelerini göstermeye davet ediyor. Hemen belirtelim ki, İsrail güçlerinin bu hak hukuk tanımaz saldırıları karşısında, özelikle de Filistinli çocuklara karşı gerçek mermilerle meydanı boş bulmuşçasına saldırmaları artık laftan anlamadığı/anlamayacaklarını kesin olarak gösteriyor. Onların anlayacağı tek dil güçtür. Sahip oldukları silah üstünlüğüne güvenerek saldırılarını sürdürüyorlar, ama bu arada her fırsatta korktuklarını da gizleyemiyorlar. 9-10 yaşındaki çocuğun tepkisi karşısında silah kullanamadıkları takdirde ne kadar aciz duruma düştükleri sıkça televizyon ekranlarına yansıyor. İsrail güçlerinin saldırganlığının sebebi karşılarında kendilerine hadlerini bildirecek bir gücün olmayışı. Hâlbuki İslam dünyası sadece bir takım protestoların ötesine geçerek ayağa kalktığını gösterebilse sanıyorum Filistinli çocukların barışçı protestolarına karşı böylesine merhametsiz gerçek mermilerle saldıramazlar. Ama biliyorlar ki kaç genci öldürürlerse öldürsünler Müslümanlardan bir takım sözlü protestoların ötesinde tepki gelmeyecek. Buna karşılık BM gibi uluslararası örgütlerin kararlarının da bir önemi yok. Çünkü Güvelik Konseyi’nin İsrail aleyhine alacağı kararların uygulama imkânı yok. ABD gibi İsrail’i koruyucu kanatları altına almış bir emperyalist güç her türlü kararı veto etmeye hazır bekliyor. Böyle olunca da alınan karalar anlamını yitiriyor.

Filistin’de yaşananlara bu açıdan baktığımızda Hamas’tan gelen, “İlk kıbleyi savunun” çağrısının Müslümanları vazifelerini yapmaya davet olduğunu, hatta,Mescid-i Aksa’yı savunmak sadece Filistinlilerin değil tüm Müslümanların görevidir anlamına geldiğini sanıyorum izaha bile ihtiyaç yok. Kaldı ki, İsrail’in Mescid-i Aksa’ya el koymaya hazırlandığı artık açık bir şekilde ortada. Hatta alttan alta yapılan kazılarla Mescid-i Aksa’yı yıkma planları da biliniyor. Tüm bunları yaparken İsrail’in Haçlı ittifakından destek aldığı bir başka gerçek ama buna karşılık İslam dünyasının tepkisizliği de onlara cesaret veriyor. Bir diğer ifadeyle Haçlı-Siyonist ittifakı kol kola birlikte hareket ediyor. Böyle olunca Müslümanların söz konusu ittifakın mensupları ile birlikte olma çabalarının sadece İsrail’i cesaretlendirdiğini söylemek yanlış olmaz.

Bu noktada Osmanlı’nın varisleri olarak ilk kıbleyi korumak konusunda Türkiye’ye önemli bir görev düşüyor. Hedefini ABD ve AB olarak belirlemiş bir Türkiye bir yandan Filistinlilere maddi yardımlarını artırarak sürdürüyor olsa bile bu destek İsrail’i geri çekilmeye zorlamıyor. Haçlı ittifakının desteğini almış bir İsrail için Filistinlilere yapılacak maddi destek fazla bir anlam ifade etmiyor. Çünkü Filistin işgal ve abluka altında. İsrail ile mücadele edecek silaha sahip olmayan Filistinlilere yapılan maddi destekler İsrail’in zulmünü engellemeye yetmiyor. Bu yüzden Türkiye’nin hedefi AB üyeliği değil İslam Birliği olmalıdır. Bu sağlanamadığı takdirde ilk kıbleyi savunma sorumluluğu Filistinlilere ihale edilmiş olacaktır. Bu ise dünya Müslümanlarını sorumluluktan kurtarmayacaktır.