Daha 24 yaşında RP Genel Merkez Seçim Karargah Başkanlığı,

25 yaşında RP İlçe Başkanlığı - Vakfıkebir,

26 yaşında RP GM Seçim Karargah Bşk. Yrd. - Ankara,

27 yaşında RP M. İlçe Seçim Karargah Bşk. - Trabzon,

29 yaşında RP Belediye Başkan Adayı - Vakfıkebir,

30 yaşında RP Milletvekili Adayı - Trabzon,

31 yaşında MGV İlçe Başkanlığı - Vakfıkebir,

32 yaşında RP İl Seçim İşleri Başkanlığı - Trabzon,

ve 32 yaşında MGV Genel Başkanlığı görevlerinde bulundu.

Merhum Adnan Demirtürkten söz ediyorum...

Geçtiğimiz 15 Mayısta rahmeti Rahmana kavuşmasının yıldönmünde sevgiyle, özlemle andığımız Adnan ağabeyden...

Adaşımdı...

Sadece adaşım ve ağabeyim değil, üniversite yıllarımda aynı evi paylaşma bahtiyarlığına erdiğim bir büyüğümdü, aynı zamanda...

Ankara Üniversitesi Basın Yayın Yüksekokulunu kazandığımda elimizden tutan, bizi iyiye-güzele-doğruya yönlendirenlerden biri de Adnan Demirtürk idi...

Daim güleryüzlü, hoş sohbet, heyecanlı ve kıpır kıpırdı...

Tanıştığımızda Mülkiye son sınıftaydı...

Basın-Yayınlıyız ya hani!

Evde bir Duvar Gazetesi çıkardım...

Bir yazı da Adnan abiden rica ettim...

Geçenlerde kütüphanemi karıştırırken rahmetli Demirtürkün kendi el yazısı ile 1986 yılında bu Duvar Gazetesi için yazdığı makaleyi buldum...

Bu makale ilk kez yayınlanıyor...

Ve okuduğunuzda siz de hakkını teslim edeceksiniz, adeta bir manifesto...

Buyursunlar;

"İKTİSADİ LİBERALİZME ELEŞTİRİ (İSLAM AHLAKININ IŞIĞINDA)

Bir süreden beri Türkiyede hep, bir liberalizm lafı ediliyor. Yöneticiler, Liberal iktisada geçiş Türkiyesini hep medh-ü sena ediyorlar. Sizler de okullarınızda bunların bilimini yapıyorsunuz. Bir yığın teoriler, varsayımlar, hatta kanunlar okutuluyor sizlere.  Hiç bunların üzerinde şöyle bir müslümanca düşündünüz mü Kim yazmış bunları, nasıl yazmış hiç araştırdınız mı

Bakınız, Liberal doktrin ve ona bağlı iktisadi Liberalizm neler uyduruyor;

Başta bir iktisat tanımları var, bir kanuna dayandırılmış: "İnsan ihtiyaçları sınırsızdır." İktisat da bu sınırsız ihtiyaçların kıt kaynaklarla en uygun tatminini sağlayan bilim. İnsan ihtiyaçları gerçekten sınırsız mı Başta İslamın sevgili Peygamberi (s.a.v.) ve onun sahabileri (r.a.) olmak üzere, İslamın ilkçağlarından bu yana, diğer büyük müslümanlar neden geceleri yatarken yarına dünyalık birşey bırakmazlar Madem insan ihtiyaçları sınırsız, neden akçenin birini sağ ellerine birini sol ellerine tutuşturup da onları infak için koşarlardı; yoksa onlar insan mı değildi Kapitalizm tabii ki uyduracaktı ve uydurdu da. Çünkü kapitalizm üretir, üretir, üretir. Ama bunları birilerinin alması gerek, kim alacak Tabii ki ihtiyaçları sınırsız insanlar. Radyo eskidi televizyon al, o da eskidi renkli al, demode oldu video al, ikinci kanalı almıyor, alanını al, hep zincirleme suni ihtiyaçlar manzumesi oluşturmak, başkası değil amaç!..

Efendim bir de "homo economicus" (=ekonomik insan) var. Tanıştırayım; Bu öyle bir insan ki, kendi menfaatleri için en uygun iktisadi davranışlarda bulunuyor. Tek amacı iktisadi menfaatlerini optimize edebilmek, azami tatminler sağlamak. Aklıma hemen, "Ben siftahı yaptım, bu yandaki kardeşim henüz birşey satamadı, şekeri de ondan alıver" diyen Evrensel İslam ahlakının numune-i imtisâli olan müslüman esnaf geliveriyor.  Ve aklıma homo economicuslar, o sefil adamcıklar* menfaatleri için gerekeni yaparken, siyaha boyalı iskelet misali, aç afrikalı çocuğun anasının göğsünde bir damla süt için çırpınışları da geliveriyor. Halbuki onlar ana sütünden bile mahrum. İslamın sevgili Peygamberi (s.a.v.) bindörtyüz yıl önceden çağlara ışık tutuyor: "....kendiniz için istediğinizi kardeşiniz için de istemediğiniz müddetçe kâmil mümin olamazsınız." İslam ekonomik insanı kökünden reddediyor. İnsanı yaratan, ondan ekonomik değil, ancak ve ancak müslüman insan olmasını istiyor.

Kapitalizm bir de şöyle uyduruyor: iniusible hand (Görünmeyen el). "Homo economicusların oluşturduğu toplumda, onların her biri menfaatleri için uğraşırken, gizli bir el toplumun menfaatlerini de optimize edecektir. "

Hiç eleştiriye hacet yok, bugünkü kapitalist toplumların sefil hayatını düşününüz: üç kağıtlar, rüşvetler, karaborsa, dolaplar, vergi kaçakçılıkları. Hepsi bir iktisadi ve sosyal anarşi ortamı, gözü dönmüş menfaat hırsızlarının başrol oynadığı tek perdeli trajedi. Hani görünmeyen el Bence görünmeyen el dedikleri, onların sahnesinde, perdelerini kafalarına geçirecek olan, müslümanın adaletli ve köktenci elidir. O el ki, bir ılık yumuşaklıkla okşayıveren de odur, Hakkın tecellisi için yumruk olup suratlarda balyozlar gibi patlayan da o.  "Görünmeyen el" yok, "Sünnetullah" var. Toplum da, kişi de, bu dünyada Allahın (c.c.) adetleri ile, Allahın kanunlarıyla (c.c.) yaşar ve ayakta durur.

"Laissez faire, Laissez passer", (=Bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler) demek. Tabii bu uygulama da "Bırakınız yaksınlar, bırakınız ezsinler" oluyor. Yok öyle şey, herkesin gönlünce, dilediğince yapması yok İslâmda. "Nefsi Emmâre" gibi yedi başlı Ejder misali amansız bir düşman var. Onun kucağına düştünüz mü insanlıktan beşerliğe tenzil ediliyorsunuz.

Evet! İktisadi liberalizmin uydurmaları, beşerin cılız ürünleri bunlar. Bizimse ufuklardan göz kırpan edâlı sevgilimiz, nazlı özlemimiz İslâm Dinimiz ve İslâm iktisadımız var. Elhamdülillah...

*Mübeşşir Dönmezi sevgiyle anarım..."

13 yıl önce 15 Mayıs 1999da Samsunun Havza ilçesi yakınlarında geçirdiği trafik kazası ile Hakka yürüyen Adnan Demirtürk ve arkadaşları Talha Özcan Eyüboğlu ve Ahmed Zahid Turanı rahmetle anıyorum.

Geçen yazımda, "Biliyorum ki sizler onu çok sevdiniz..

Ben de çok sevdim...

Yıllar yılı içimizden biri gibi idi o...

Hakkında çok şeyler yazıldı, konuşuldu, programlar yapıldı...

Şimdi Onun hatırasına benden de çok özel ve küçük bir not...

Ve de bir ilk...

Çarşambayı bekleyin..." dediğim buydu..

Bilmem beğendiniz mi

NOT:  Bugün 23 Mayıs 2012. Demirbank iyi günler diler. 2012 yılında yeni Anayasa vaadini sıcak tutmak adına... 2012den 4 ay yirmiüç gün daha eksildi. Yeni sivil anayasanın yazımına nihayet başlandı, ilk cümleler ortaya çıktı... Ama takipçisiyiz...