Her yıl olduğu gibi, bu yıl da şehirlerin anası “ümmü’l kura” Mekke’nin fethi; şanına yakışır programlarla yurdun dört bir yanında, yüzlerce noktada yâd edildi.

Fetih programlarında ortaya çıkan bu coşku, çok anlamlıdır. Her ne kadar batı kültüründen topraklarımıza sirayet eden, gençliğimizi mahveden, değerlerimizden uzaklaştıran ve yozlaştıran noel kutlamalarına alternatif kutlama gibi görünmenin verdiği psikolojik bir durum olsa da; bireylerin iç dünyasında yaşanan “fetih ruhu”nu canlandırır.

Çünkü kişinin algı düzeyi öncelikli ilgi alanını yansıtır. Bu ilgi, yüreklerde taşınan sevdanın, gönüllerde özlem duyulan heyecanın bir yansımasıdır. Ancak bu ruhu taşıyanlar fethi coşkuyla sahiplenir.

***

Mekke’nin fethini içeren bir ayet, bir de hadis paylaşmak istiyorum. “Elbette içinizden, fetihten önce harcayan ve savaşanlar, daha sonra harcayıp savaşanlara eşit değildir. Onların derecesi, sonradan infak eden ve savaşanlardan daha yüksektir. Bununla beraber Allah hepsine de en güzel olanı vadetmiştir. Allah’ın yaptıklarınızdan haberi vardır.” (Hadid 57/10)

Mesaj gayet açık: iktidar gücüne ulaşmadan, zayıf dönemde ve yokluk gününde yapılan iyiliğin/infakın değeri vardır.

Hadis-i şerif ise : “Mekke fethinden sonra artık hicret yok; fakat cihat ve niyet vardır. Allah yolunda savaşa çağırıldığınız zaman hemen katılın.” (Buhârî, Menâkıbü’l-ensâr 45, Cihâd 1, 27, 184; Müslim, Hac 445, İmâret 85.)

Burada da verilen mesajla fetihten önce Müslüman olan muhacir şerefine nail olmanın ancak üç yolla mümkün olacağı belirtilmekte olup bunlar;

a. Cihat etmekle,

b. Cihat şuuru ve kararlılığında olmakla,

c. Göreve çağrıldığında baş üstüne deyip hemen yerine getirmekle.

 Günümüze de ışık tutacak bu mesajları iyi kavramak gerekiyor.

***

Mekke’nin fethine giden süreçten günümüze çıkarılacak bazı dersler ise;

1. Fetih için “fetih nesli” yani inanmış yiğit insanlar gereklidir.  Çünkü fetihler, tankla, topla ve tüfekle değil; inanmış ve davasına adanmış kadrolarla yapılır. Bedenler fethedilmeden,  beldeler fethedilmez.  

Bu yüzden “bir milletin asıl gücü, tankı, topu, tüfeği değil; inançlı evlatlarıdır” sözünün anlamı ortaya çıkıyor.

Sevgili Peygamberimiz de risâlet görevini üstlendiği zaman ilk yaptığı iş “Mekke’yi fethedecek yeni bir nesil” yetiştirmek olmuştur.

Bugün de bu ümmetin en büyük ihtiyacı, davasına inanmış genç kadrolardır. Tabi ki kutlamalar hedef değil; bir “netice” olmalıdır.

Bir teşkilatın asıl görevi şenlikler ve kutlamalarla vakit geçirmek değil; kadro yetiştirmektir.

2. Peygamberimiz, Mekke’nin fethiyle tarihi bir zafer kazanmıştır. Ancak bu zafer tevazuundan zerre kadar eksiltmemiş; aksine şükretmiş ve alçakgönüllülüğü bırakmamıştır.

Batılı bir düşünür, tarihte ilk defa iktidar gücüne ulaştığı halde konforunda değişiklik olmayan tek liderin Hz. Muhammed (sav) olduğunu belirtmiştir.

3. Müezzini Hz. Bilal’e Kâbe’de ezan okutmasıyla, gücünün zirvesinde iken “hakkı haykırmayı” öğretmiştir.

4.  Kendisine ve ashabına büyük zulümler yapan ve yurdundan çıkaran Mekkelileri affetmiştir. Büyüklük kin ve intikam peşinde koşmak değil; affedici olmaktır.

5. Kimsenin malı canı talan edilmemiş,  bir damla kan dökülmeden “gönüller” fethedilmiştir.

***

Batı bu yılki “Noel Bayramı”nda kendilerince büyük başarıları kutluyor. Mısır’daki darbenin, Suriye’de Müslümanları açlığa/sürgüne/ölüme mahkûm etmenin, Bangladeş’teki cinayetlerin, Doğu Türkistan’daki katliamların, Irak’taki kardeş kavgasının, Gazze’nin işgalinin, Kudüs’ün son demlerinin ve daha nice vahşetlerinin kutlamasını yapıyor.

Müslüman gençlerin kendi kültür ve değerlerinden uzaklaşmasının kutlamasını yapıyor.

Hatta yeni ifşaatla öğrendiğimiz “İsrail’in güvenliğini” sağlamanın, “Büyük Ortadoğu Projesini” gerçekleştirmenin ve “ılımlı İslam idealinin” adım adım uygulanmasının kutlamasını yapıyor.

Peki, sizce,  Müslümanlar neyin kutlamasını yapıyor