Yerel seçimler adım adım yaklaşırken, bugünlerde sokaklarda ve caddelerde siyasi partilerin belediye başkan aday adaylarının veya adaylarının posterlerini, afişlerini izliyoruz. Her aday adayının veya adayın gönlündeki aslan, bölgesindeki belediye başkanlığını kazanarak, kendince bir hizmet felsefesini uygulayabilmek. Türkiye’de yüzlerce ilçe, binlerce belde var… Her ilin olduğu kadar, her ilçenin, her beldenin de kendisine has sorunları, çözüm bekleyen hizmet alanları söz konusu. Medya çağında yaşadığımız için, tüm bakış açımız ve odaklanma noktamız büyükşehirlerle sınırlı. Siyasi partilerin büyükşehirlerde göstereceği performans, büyük bir beklenti çıtası olarak ortaya konuluyor. Büyükşehirlerde kazanılacak zaferler, o siyasi partinin özellikle genel seçimlerdeki performansıyla ilişkilendirilerek, daha başka siyasi hesapların unsuru olarak takdim ediliyor. Büyükşehirlerde belediye başkanlıkları kazanmak, siyasi partilerin bir gövde gösterisi olarak önümüze getiriliyor.
Kuşkusuz, her bir adayın kendince hizmet felsefesi vardır… Ama şunu kabul etmeliyiz ki, Türkiye’de belediyecilik tarihini kökten değiştiren ve marka belediyecilik felsefesini ilk ortaya koyan irade Milli Görüş belediyeciliği olmuştur. O tarihten beri, büyükşehirlerden başlayarak, en ücra beldeye kadar belediye başkanları hizmet noktasında birbirleriyle yarışır, farklı projeleri üretir ve bölge insanlarına refah ve huzuru getirebilmek için kendilerini geliştirir nitelikte olmuşlardır.
1984’lü yıllarda İstanbul’a geldiğimizde İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin başında CHP’li Nurettin Sözen vardı. Kelimenin tam anlamıyla bir belediyecilik fecaati yaşanmaktaydı. Musluklarımızdan tıs sesinden başka bir şey gelmediği için, akşamları kaldığımız yurdun mahallesine gelen su tankerinden bir bidon su kapabilmek için, mahalleliyle yarışmak zorunda kalırdık. İlçe belediyelerinin birçoğunda grevler olduğu için, ortalık çöp dağlarına dönüşmüştü. Hastalıklar kol geziyor, medeniyetlerin başkenti olmuş İstanbul tarihinde görülmedik bir rezillikle boğuşuyordu.
Milli Görüş belediyeciliğinin besmeleyle işe başladığı Bağcılar, Arnavutköy, Sultanbeyli gibi ilçelerde, bir dönüşüm paradigması yaşanıyor, insanların zihinlerindeki “Belediye” imajı yok ediliyordu. Zamanla kademe kademe İstanbul’un su sorunu halledildi… 15 milyonun üzerinde insanın yaşadığı bu kentte su sorunu yoksa, öncelikle bu şehirde yaşayan insanların Milli Görüş belediyeciliğine bir teşekkür ve vefa borcu vardır. Marka belediyecilik kavramı da, işte o dönemde ortaya çıkmış ve zihinlerimizdeki belediyecilik imajına yeni halkalar eklemiştir. Milli Görüş’ün efsane belediye başkanları ve halkın hizmetkarları her zaman şunu söylemişlerdir: “Bir belediyenin yol yapması, kaldırım yapması, çöpleri kaldırması, belediyecilik hizmeti olarak nitelendirilmemelidir. Bütün bunlar zaten belediyenin doğal görevleridir. Bir belediyeyi sadece ülkemizde değil, tüm dünyada örnek ve marka belediye yapabilmenin formülünü bulup, bu nitelikte çalışmalar gerçekleştirilmelidir”
Türkiye, bu zorlu süreçte seçimini nasıl yapar bilemiyoruz… Ama bildiğimiz tek şey, bu ülkeye hizmet etmek, hem de en farklı, en doğru projeleri uygulamak için hazır bekleyen, yine de Milli Görüş’ün sadık hizmetkarları olacaktır.
Yaptıkları birkaç projeyle, 10 yıllarını koltukta geçirenlerin, sürekli göz boyayanların, halka hizmet etmeyi çok büyük marifetmiş gibi pazarlamaya çalışanların bu seçimlerde de baş tacı edilmemesi elbette en büyük dileğimiz.