Bir İslam evi var mıdır .. İslam medeniyetinde ev kültürü

nedir .. Müslümanların çok lüks, çok konforlu, çok yüksek rezidanslarda,

apartmanlarda, towerlarda ikamet etmeleri caiz midir ..

Kur’an, Sünnet, İslam ahlakı ve bilgeliği israfı

kötülemiş, haram kılmıştır. Binaenaleyh mesken konusundaki bütün israflar

haramdır.

İslam hikmetinin temel kurallarından biri, her şeyin orta

olanının iyi olduğudur.  Mesken konusunda

da orta olmakta yarar vardır.

İslam’da evler mal değil yuvadır. Evi yuva olmaktan

çıkartıp, mallaştırmak kültürel bir sapıklıktır.

Müslümanlarda apartmanlarda oturmasınlar da toprak ve

ilkel evlerde mi otursunlar ..

Evet, Müslümanlar apartmanda oturmamalıdır. Apartman

İslam kültürüne ve zihniyeti uygun bir mesken değildir.

Bugün bütün medeni ülkelerde yeni inşa edilen meskenlerin

yüzde doksan beşi bahçeli bağımsız, müstakil evdir.

Kimse toprak evleri küçümsemeye kalkmasın. Bütün medeni

dünyada toprak mimarisi yaşamakta ve yaşatılmaktadır. Fransa Strasbourg’da

CRAterre Toprak Mimarisi Enstitüsü faaliyet göstermektedir. Nice yüksek

kültürlü insan topraktan yapılmış, içinde yeterli konforu olan evlerde

yaşamaktadır.

Bırakın toprağı, ABD’de ve Avrupa’da samandan evler

yapılmaktadır. Lütfen internete /maison en paille/ kelimeleriyle giriniz, bilgi

edininiz, resimlerini görünüz. Sanırım bizde de, Trakya’da samandan evler

yapılmıştır.

Bizdeki bugünkü beton aşkı, hayranlığı, tutkusu,

çılgınlığı medeniyet değil medeniyetsizliktir.

Kültür seviyemiz çok düştü. Evlerimizin mal mı yuva mı

olduğu konusunda bile tereddüt içindeyiz.

Japonya bizden bin kere kültürlü ve ileri. Ülkenin sayılı

zenginlerinden Toyota’nın sahibi, Tokyo’da yetmiş beş metre karelik bir

meskende oturuyor.

Gösteriş, gurur, kibir, şatafat, aşırı konfor, aşırı

tüketim, jakuzi, fotoselli musluklar, mutfakta ördek kızartma fırını ayrı tavuk

kızartma makinası ayrı… Züppelik, züppelik, züppelik…

Benim çocukluğumda halkın çoğunluğu Türk evlerinde

oturuyordu. Son kırk elli yıl içinde Türk evlerinin köküne kibrit suyu döktük,

canına okuduk.

Almanya’da ve diğer medeni ülkelerde eski meskenler

titizlikle ve hassasiyetle korunuyor, restore ediliyor ve içinde oturuluyor.

Soruyorum: Şu yirmi beş milyonluk İstanbul’da hâlâ ahşap bir Türk evinde oturan

zengin bir aile gösterebilir misiniz

Soysuz, bayağı, adi bir kitsch kültürünün bataklıklarında

çırpınıyoruz.

Sadece Kemalistler, laikler, çağdaşlar aliéné olmadı;

maalesef Müslümanlar da.

Hacı bey Karun kadar zengin, evine gidiyorsunuz salona

rezalet bir fabrika halısı sermiş. Ya ne sermesi gerekirdi Gördes… Uşak…

Bünyan… Kafkasya… İran… Orta Asya…

Parası var ama salonuna harika bir hüsn-i hat levhası

asacak aklı ve kültürü yok. Bu ne korkunç fakirliktir!

İmkânı olan her Müslüman küçük de olsa bahçeli bir evde

oturmalıdır. Bahçeli evle de bitmez… Salonunu ve evinin dekorasyonunu göreyim,

senin ne mal olduğunu söylerim.

İmkânlı ve zevk sahibi Müslümanın evine davet edildiniz,

salonunun kapısından içeri girdiğiniz vakit içerideki kültür, medeniyet, sanat,

zevk sizi hayran bırakmalıdır.

Adam otomobil fetişisti… telefon fetişisti… cep

bilgisayarı fetişisti… kostüm, gömlek, kravat… Bir kol saatine elli bin lira

vermiş… Kimisinin marinada yatı var… Lakin milli kimlik, milli kültür, milli

sanat bakımından sıfır. Ne yapayım ben böyle adamı…

Fakirin hiç olmazsa mazereti var. Ağabey param yok ki, bu

dediklerini yapabileyim.

Şu Müslüman zengine bakın bilgisayarlı cep telefonu iki

bin beş yüz lira, cebindeki kalemi bir liralık tükenmez kalem. Vah vah, tüh

tüh…

“İkinci yazı”

İyi mi Kötü mü

Halkının büyük ve ezici çoğunluğu Müslüman olan bir

ülkede işlerin iyiye gidip gitmediği nasıl anlaşılır

İslam’ın ölçüleri, değerleri, mihenk taşları vardır.

Durumu, olup bitenleri, yapılanları ve yapılmayanları bu ölçülere vurursunuz,

neticeye ulaşırsınız. Bunların bazılarını aşağıda yazıyorum:

1. Kur’anın kesin hükümleri, emirleri, yasakları,

öğütleri vardır.

2. Peygamberimizin (Salât ve selam olsun ona) emirleri,

yasakları, öğütleri vardır.

3. Müctehid imamların, ulemanın, fukahanın Kur’andan ve

Sünnetten çıkarttığı hükümlerin bütününe Şeriat denir. Şeriat, bir açıdan İslam

demektir. İşte ülkedeki durumu, olup bitenleri bu Şeriat ölçülerine vurursunuz,

gidişat iyi midir kötü müdür anlarsınız.

Bu söylediklerim objektif İslam ölçüleridir.

Bir de sübjektif ölçüler vardır. Onların bazısına göre

her şey tozpembedir, büyük ilerleme vardır. Bu sübjektif değerlendirmeleri

genellikle hizipçiler, fırkacılar, cemaatçiler, sektçiler, holiganlar yapar.

İslam dininde Kelime-i Şehadetten sonra dinin en önemli

şartı ve kurumu beş vakit namazdır. Halkın yüzde doksanı farz namazlarını eda

ediyorsa o Müslüman toplum iyidir, halkın sadece yüzde onu namaz kılıyorsa

kötüdür.

İslam faizi ve ribayı haram kılmış, Şeriata uygun

ticareti helal kılmıştır. Müslüman bir ülkenin ekonomisi faiz ve para ticareti

üzerine oturmuşsa orada İslami bakımdan durum iyi değildir. Faiz ve riba yok

onun yerine

karz-ı hasen varsa durum iyidir.

Kur’an, Sünnet, Şeriat, Fıkıh zinayı büyük suç olarak

görüyor. İslam hukukuna göre başından evlilik geçmiş kimseler zina ederlerse,

suçları sabit olduğu takdirde recmen idam edilir. Bir İslam ülkesinin ceza

kanununda zina suç sayılmıyorsa, oradaki durumun iyi olduğu söylenemez.

Bir İslam ülkesinin durumunun iyi mi kötü mü olduğunu

anlatan kıstaslardan biri Cuma ezanından sonra çarşıların ve pazarların,

dükkânların, iş yerlerinin, atölyelerin kapatılıp Müslüman ahalinin camilere

gitmesidir. Bu yoksa oradaki duruma iyi denilemez.

Bir Müslüman, durum hakkında kendi hevasına, re’yine,

kaprislerine, asabiyetine göre değerlendirme yapamaz, hüküm veremez. İyinin

kötünün, doğrunun yanlışın, güzelin çirkinin ölçüleri bizim keyfimize

bırakılmamıştır; Kur’an, Sünnet ve Şeriat ne diyorsa onlara itibar edilecektir.

Ülkede Kur’ana, Sünnete, İslam ahkâmına, İslam ahlakına

aykırı bir sürü pislik, yanlışlık, batıl var ama bizim cemaatimiz veya grubumuz

kendi çapında şu veya bu hizmetleri yapıyormuş, binaenaleyh durum çok iyiymiş…

Bu dar düşünce tarzı İslam mantığına uymaz.

Türkiye’yi bir bütün olarak ele alacaksın ve öyle

değerlendireceksin.

Çok büyük bir gemidesin, on beş katlı… Alt katlarda büyük

düzensizlik var, gemi su alıyor, sen ve senin yaranın üst katta tertemiz,

konfor içinde... Üst kata bakıp değerlendirmek sağlıklı bir değerlendirme

olmaz.

İslam dünyası içinde Türkiye’nin çok seçkin ve mümtaz bir

yeri vardır. Türkiye asırlar boyunca İslam’a hizmet, ila-i kelimetullah

etmiştir. Türkiye bütün İslam dünyasına karşı sorumludur. Bir buçuk milyar

Müslümanın vebali bizim üzerimizdedir.

Son bir asır içinde yapılan hataları, işlenen günahları

telafi etmemiz gerekir.

İslam dünyasında yine en düzgünü bizim ülkemizdir

edebiyatını bırakalım artık.

Gerçekleşir mi bilmiyorum, on kişilik bir Müslüman

aydınlar, düşünürler, âlimler, fakihler, bilgeler, tarih felsefecileri heyeti

toplansın ve Kur’ana, Sünnete, Şeriata, İslam ahlakına, evrensel bilgeliğe göre

Türkiye’nin durumu iyi midir kötü müdür, iyiye mi gitmektedir kötüye mi

gitmektedir, gerekçeli bir rapor hazırlasınlar. Böylece biz de durumu öğrenmiş

oluruz.

05.02.2013