Devlet ile devletlü yani devleti elinde bulunduran

kişiler arasında iki tür ilişki mevcuttur: Evvel emirde devletlü, devleti

temsil ettiği için devletlünün muhafazası; devletin muhafazası, devletlüye

yapılan saldırılar da devlete yapılmış saldırılar olarak kabul edilmiştir.

Fakat diğer taraftan mahkeme kadıya mülk olmaz prensibi gereğince devletlünün

kendini devletin üstünde görmemesi için devletlü ile devlet arasında nihai

noktada bir ayrım yapılmıştır. Buna göre;

1. Devlet ve devleti yöneten ile yönetim şekli olan

hükümet de aynı şey değildir. Bu nedenle siyasi partiler veya görüşler

arasındaki mücadele, devleti yıkmaya yönelik değil; devleti yönetmeye yönelik

olmalı ve mücadeleler de böyle anlaşılmalıdır. Tarih boyunca özellikle İslam

devletlerinde görülen taht mücadeleleri, devleti yıkmaya yönelik değil devleti

ele geçirerek yönetmeye yöneliktir. Zira devlet, hükümet veya idareci ya da şu

veya bu fırkadan farklı olan manevi bir kurumdur. Nizamı âlem yada halkın

maslahatı da aslında devleti ifade etmektedir. İşte bu yüzden, İslam tarihi

boyunca devlet idarecilerine isyan etmek çok katı şartlara bağlanmış, idareci

İslam ehli olup İslam ile amel ettiği sürece, kişisel gerekçeler ya da başka

iddialarla devlete isyan etmek meşru görülmemiştir.

2. Fakat devletin bu kutsiyeti, devlet imkânlarını elinde

bulunduranların her zaman halkı olduğu anlamına gelmemektedir. İslam tarihi

boyunca, bu konu ile alakalı belirgin ve üzerinde ittifak etmiş olan şartlar

mevcuttur. İslam inancının gereği olan şartlar haricinde temel iki şart

şura-istişare ve maslahat prensipleridir. Sultanın ahali üzerindeki

tasarrufu maslahata mebnidir (Mecelle, 58) kaidesi, devletin halkın mal ve can

güvenliği, refah ve huzuru için olduğunu; bunları sağlayamayan bir idarenin,

amacından uzaklaştığını ifade etmektedir. Osman Gazi nin oğlu Orhan Bey e

yaptığı şu vasiyet, siyasetin ve devlet idaresinin ya da herhangi bir makamın,

şan-şöhret ya da başka gerekçeler için olmadığı; halkın ve dini Mübin-i

İslam ın menfaati için olduğunu ifade etmektedir. Ey Oğul! Bizim davamız kuru

cihangirlik (yani illa biz yönetelim, biz sultan olalım davası) değildir. Bizim

davamız, Îlâyi kelimetullâh (Allah ın dininin tüm yeryüzüne hâkim olması) ve

nizam-ı âlem (yeryüzünde birlik, adalet ve huzurun hâkim olması) içindir.

3. Hadisi şeriflerde, makamın bir lütuf olduğu kadar aynı

zamanda makam sahibi için bir imtihan olduğu, makamın hakkının ise ancak o

makamın gereğini yaparak verilebileceği ifade buyurulmaktadır.

4. Hizmet, sadece belli bir dine ya da belli bir mezhebe

ya da sadece bize destek olanlara değil; tüm insanlara hatta tüm mahlûkatadır.

Zarara zararla karşılık vermek yoktur hadisi şerifi gereğince; biz, bize

yapılan zulümleri ve ayrımcılığı başkalarına yapamayız. Aksi halde

başkalarından farkımız kalmaz. Günah işlemek ya da hata etmenin hiçbir bahane

ya da mazereti de olamaz. Fakat İslam dininin temel esaslarında belirtilen bazı

meşru müdafaa durumları bunun dışındadır.

5. Hizmet, tüm insanlığa olduğuna göre, her kesimin

görüşü alınmalı ve her kesim ile istişare edilmelidir. Siyaset imkân

sanatıdır prensibi gereğince; her türlü görüşten ve her türlü huydan olan

insanlardan, halkın menfaatine yönelik olarak istifade edilmelidir. Bu yüzden

devlet işlerinde ve hizmette; ne belli gruplar öne çıkarılmalı ne de bazı

gruplar ya da görüşler dışlanmalıdır. Siyaset aynı zamanda bir dengedir.

Devlet; devlet otoritesi ile halkın menfaati arasında bir denge kurmalı; ne

otoriteyi maslahata ne de halkın taleplerini otoriteye feda etmelidir.

6. Suçluları cezalandırmak;

- Halkı suçlulardan korumak,

- Tekrar tekrar aynı suçların işlenmesine engel olmak,

- Ve suçluları ıslah etmek içindir. Yoksa insanlara

zulmetmek için değildir. Bizim şu kadar hapishanemiz şu kadar hâkimimiz

vardır cümlesi bir övünç kaynağı değil bir ayıptır. Asıl amaç ve söylem Şu

kadar suça engel olduk, şu kadar suçluyu ıslah ettik olmalıdır.

7. Devlet; zalim ile mazlumu, haklı ile haksızı ayırt

etmelidir. Aksi halde devlet olmaz ve herhangi bir başka örgütten farkı kalmaz.

8. Devlet, hizmet ile cezayı ayırt etmelidir. İnsanların

cezalandırılması ya da suçlu olmaları, devlet imkânlarından mahrum edilmeleri

anlamına gelmez. Savaş esirlerinin bile hakları olduğu; onlara istediğimiz gibi

muamele edemeyeceğimiz unutulmamalıdır. (Devam edecek )