Reklamı Kapat

Kadına yönelik şiddet kimin umurunda!

Bir topluma müdahale etmek ve bu müdahaleyi haklı çıkarmak için iyi bir gerekçeniz olmalı. Şiddet; “kadınlık”, “erkeklik”, “çocukluk” ve “aile” gibi pek çok kavrama müdahale etmenin “makul” bir gerekçesi olarak kullanılıyor. O yüzden, toplumsal cinsiyet perspektifine dayanan belgeler (CEDAW, İstanbul Sözleşmesi, Ulusal Eylem Planları, 6284 sayılı kanun vs.) “kadına yönelik şiddeti” önlemez, önleyemez. Sebebi ise çok açık; amacı bu değil.

Bunu görmek için “müneccim” olmaya gerek yok. Olup bitenleri birazcık dikkatle takip etmeniz yeterlidir. Şu aşağıda verdiğim paylaşıma bir bakın. Bu paylaşımı İstanbul Sözleşmesi’nin savunucuları yapıyor:

 Gerçekte ne söylüyor bu grafik: “İstanbul Sözleşmesi imzalandıktan sonra kadın cinayetleri her yıl artış göstermiş.”

Bu çelişkinin farkında olanlar şu argümana sığınıyor: “Sözleşme imzalandı ama uygulanmıyor?”

Bu bir retorik. Ama varsayalım ki öyle olsun, varsayalım ki uygulanmıyor olsun. Varsayalım ki, Türkiye “toplumsal cinsiyet eşitliği” denen şeyi uygulamayı beceremiyor olsun. Peki, İsveç de mi bilmiyor bu işi? Norveç, Finlandiya, Danimarka da mı bilmiyor?

“İsveç’in feminist bir hükümeti var. Bu, hükümetin karar verme ve kaynak tahsisindeki öncelikleri için cinsiyet eşitliğinin merkezi olduğu anlamına gelir.” Bu sözler GREVIO’nun 2017 İsveç Raporu’ndan. İskandinav ülkeleri toplumsal cinsiyet eşitliği yasalarının en iyi uygulandığı ülkeler.

Amnesty Interntional’ın (Uluslararası Af Örgütü) 3 Nisan 2019’da yayınladığı rapora bakın lütfen. Euro News raporu şu şekilde haberleştirdi:

“Cinsiyet Eşitliğinde Zirvedeki İskandinav Ülkelerinde Tecavüz Oranları Korkutucu Seviyede” 

Rapora göre, sadece Finlandiya’da her yıl yaklaşık 50 bin (elli bin) kadın tecavüze uğruyor. Danimarka’da sadece 2017’de tecavüze uğrayan ya da tecavüz girişiminde bulunulmuş kadın sayısı 24 bin. Dahası, bunların 890’ı polise bildirilmiş ve bunların sadece 94’ü mahkûmiyetle sonuçlanmış!  Finlandiya’da ise bu rakam sadece 209. 50 bin tecavüz ama 209 mahkûmiyet!

Uluslararası Af Örgütü’nden Kumi Naidoo, bu dehşet verici tabloyu şu sözlerle yorumluyor: “Cinsiyet eşitliğini sürdüren güçlü kayıtlara sahip İskandinav ülkelerinin şoke edici derecede yüksek tecavüz oranlarına sahip olmaları bir paradoks.”

Toplumsal cinsiyet eşitliği ideolojisinin yasal anlamda en iyi uygulandığı ülkeler, kadına yönelik şiddette en başı çeken ülkeler. Temel Haklar İçin Avrupa Birliği Ajansı’nın (European Union Agency for Fundamental Rights/FRA) 28 AB üyesi ülkede yaptığı araştırmanın sonuçları bunu doğruluyor. Araştırma o güne kadarki en kapsamlı araştırma olması sebebiyle kritik. Toplamda 42 bin kadınla yüz yüze görüşülmüş. Araştırmanın sonuçlarına göre şiddetin en çok görüldüğü ülkeler arasında % 52 ile ilk sırada yer alan Danimarka’yı, % 47 ile Finlandiya, % 46 ile İsveç takip ediyor.

Af Örgütü’nün açıklamasındaki “şoke edici” ve “paradoks” kelimesi dikkatinizi çekmiş olmalı. “Toplumsal cinsiyet eşitliği uygulanmıyor” desek, diyebilsek paradoks filan kalmayacak. Ama durum tam tersi; uygulamada model ülkeler bunlar.

O zaman nedir paradoks olan?

Bize dayatılan belgeler şiddetin gerçek sebepleriyle ilgilenmiyor. Şiddetin dinamiklerini anlamaya çalışmıyor. Bilakis gerçek sebepleri örtüyor, anlaşılmasını engelliyor. Bu belgeler, şiddete götüren kapitalist ekonomik düzenin yapısal eşitsizliklerinden bahsetmiyor. Tam tersine dünyanın bütün patronları bu belgeleri destekliyor. Bu belgeleri savunanları fonluyor. Haz ticareti yapan bütün endüstriler bu belgelerin arkasında duruyor. Bu belgeleri kendine siper ediniyor. Hiç kimse moda endüstrisinde dönen şiddeti konuşmuyor. 13 yıldan beri moda sektöründe çalışan Leanne Maskell ismindeki mankenin “Cinsel şiddet ve taciz, sektörde norm haline geldi. Fuhşa tabi tutulan kızları bile gördüm!” sözlerine kimse kulak asmıyor: Jennifer Sky’ın “Gözde moda dergilerinizdeki birçok fotoğraf kadın gibi gözüksün diye giydirilen küçük kızlar” sözleri karşılık bulmuyor. Esse firması adına çalışırken podyumda ölen Vlada Dzyuba unutulup gidiyor. Esse firması yoluna devam ediyor. Bu markaların kimse üstüne gitmiyor. Bu kirli düzen hakkında İstanbul Sözleşmesi gibi metinlerin ağzını bıçak açmıyor.

Eğer bakmaya yüreğiniz yeterse, Türkiye de dâhil, manken ajanslarının çocukları kaç yaşından itibaren çalıştırmaya başladıklarını ve çocuk bedenleri üzerinden nasıl sunum yaptıklarını bu ajansların sitelerinden ve YouTube’dan araştırın.

Ne kadınlar umurunda bunların ne de kadına yönelik şiddet! Ne Türkiye umurunda bunların ne de Finlandiya! Ne Asya umurlarında ne de Avrupa!

Herkesi kurdukları bu kapana mahkûm etmek istiyorlar. Hiçbir çıkış yolu bırakmak istemiyorlar.

Bakın, Marc Dutroux denilen bir adam vardı. Bu adam karısı ve suç ortağı Michel Lelievre ile 1996’da Belçika’da 6 kız çocuğunu kaçırdı, evinin mahzenine kapadı ve onlara aylarca tecavüz ettikten sonra bunların dördünü öldürdü. Polis, Dutroux ve suç ortaklarını yakaladı ve hapse atıldılar. Sonra ne oldu biliyor musunuz? Karısı şartlı salıverildi ve Michel Lelievre denilen adam ise erken tahliye oldu. Birkaç ay önce ise mahkeme Marc Dutroux’un tahliyesi için psikiyatrik değerlendirme raporu istedi. 11 Mayıs 2020’de bilirkişi raporu mahkemeye sunulacaktı ama korona sebebiyle ertelendiği söylendi. Dutroux’nun 1996’da yakalandıktan sonra hapisten kaçtığını (ya da kaçırıldığını) da belirtelim. Sonra tekrar yakalandı. 

Bu olayda pedofili var, seri cinayet var, insan kaçırma var, tecavüz var, işkence var; insanlık dışı her ne ararsanız var. Ama Belçika mahkemeleri ne yapıyor, bu suçları işleyen iki suçluyu serbest bırakıyor, Dutroux’yu hapishane dışına götürecek yolun da taşlarını döşüyor.

İstanbul Sözleşmesi imzacısı Belçika’da oluyor bunlar. AB’nin başkentinde oluyor. Normalde dersiniz ki: “Orası Belçika! Kadının, çocuğun kılına dokunsanız, dünyayı başınıza yıkarlar! Nefesini keserler adamın!” Ama öyle değil durum. “Bir suçlu nasıl korunur?”un tarihini yazıyor adamlar.

Serbest bırakacaklar mı bu adamı? Bırakırlarsa şaşırmam. Çünkü daha önce serbest bırakmışlardı. 1996’daki vahşet Dutroux’un ilk vahşeti değildi. 1986’da karısıyla birlikte 3 çocuğu kaçırıp tecavüz etmişler ve yine tutuklanmışlardı. Fakat sadece 3 yıl sonra mahkeme salıvermişti Dutroux ve karısını.

Aynı şeyi Jeffrey Epstein’e de yaptılar değil mi? 2008’de pedofiliden yakalanan bu adamı Miami Başsavcısı Alexander Acosta uyduruktan 13 ay ceza verip serbest bırakmadı mı? Ki o cezanın çoğunu da dışarıda geçiriyordu Epstein, normal hayatına devam ediyordu. Sonra Acosta denilen bu adamı getirip ABD’nin başına Çalışma Bakanı yapmadılar mı? Peki Epstein’in suç ortağı Prens Andrew nerelerde? Clinton ne yapıyor? Trump?

***

İstanbul Sözleşmesi ve onu var eden ideolojiyle şiddeti önleyemezsiniz.

İstanbul Sözleşmesi’ni var eden ideoloji bugüne kadar insanlığın önüne pek çok belge koydu, birçok sözler verdi, sayısız vaatte bulundu. Özgürlük vaat etti, demokrasi vaat etti, eşitlik vaat etti, insan hakları vaat etti, refah vaat etti, barış vaat etti. Hangisini gerçekleştirdi? Vaat ettiği her ne varsa tersi olmadı mı? Şimdi de şiddeti önlemeyi vaat ediyor.

Ne demişti Amnesty International: “Bu bir paradoks.”

Nereniz paradoks değil ki?

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mücahit Gültekin - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.

03

Erdal 24 - Ağzınıza yüreğinize sağlık....Bir Sosyolog olarak sizi tebrik ediyorum.Kapitalist emperyalist güçler Maalesef bu tür yasaları ülkelerde basın yoluyla ve satın aldıkları kalemlerle sürekli gündemde tutup toplum beyninde algı yaratıp diledikleri oyunları oynamaktadırlar.Ama hiç bir kimse akıl etmez niçin bir kadın bir anne bir evlat şiddete maruz kalıyor katlediliyor, çok acı şeyler bu tür olumsuz eğlemler bir cana kıyacak kadar nasıl olurda bu kadar kinlenir bir baba bir erkek veya bir anne, sorgulanması araştırılması gereken çok ama çok önemli bir mesele Devletimizinde eminim binlerce uzmanı sosyoloğu bu çirkin tatsız olayları araştırıyordur. Feminis kadınlarımız da her defasında bir aile kavramın kutsallığından bahsetmeyip adeta yuvaların ailelerin parçalanması evlatlarımızın aile sevgisinden yoksun buğüyüp ileri de yaşayacakları ağır sendromları hiç mi düşünmeden olumsuz laflar etmektedirler.yazık değilmi insanlarımıza evlatlarımıza ülkemizin kutsal değerlerine ne oldu da bukadar nefret kusar olduk bir birimize eskiden insanlar yuvalarina aşlarına eşlerine sahip çıkarlardı erkeğine kadınına değer ve hürmet gösterirlerdi.kimseler de demezdi hadi git boşa mahkemeler kadınlardan yana kocanın parasını da yer durursun.Eminim bir çoğumuz duymusşuzdur bu tür kelimeleri.Bir yuvayı yıkan bir aileyi bir evladı sahipsiz bırakan tüm kötü dilleri Rabbime havale ediyorum...Yazık hemde binlerce kez yazık kendi bireysel çıkarları için topluma kòtü örnek olmayın bu çocuklar bizim çocuklarımız bu ülkenin evlâtları ülkemizin umutları sevgiden yoksun anne babadan yoksun büyütülmek istenen çocuklarımız nekadar da verimli sağlıklı beyinler olur Ailesine Vatanına lütfen bir düşünün....Saygılar hürmetler tüm yüreği gönlü temiz insanlarıma....

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 07 Ağustos 21:00
02

Osman Kulu - Bu bilgiler çok ama çok değerli. Lütfen bu gerçeklerin tüm insanlar tarafından duyulması, görülmesi için gayret gösterelim. Aksi halde hem milletimiz mahvolacak hem ülkemiz.

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 27 Temmuz 10:14
01

Ziya Avcı - Mücahit bey teşekkür ederiz. Emeğinize sağlık.

Yanıtla . 3Beğen . 0Beğenme 24 Temmuz 11:44


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Fındık fiyatları hakkında ne düşünüyorsunuz?