Süreç “çözüm üretme” yerine giderek “çözümsüzlük üretme süreci” haline dönüşüyor.

Zira her kafadan bir ses çıkıyor!

Ve çıkan sesler birbirleri ile örtüşmüyor!

Örtüşmek bir yana, üstelik çatışıyor!

Mesela deniliyor ki:

Komisyon Öcalan’ı dinlesin!

Nasıl olacak bu?

Öcalan, İmralı’dan çıkıp gelemeyeceğine göre Komisyon mu İmralı’ya Öcalan’ın ayağına gidecek?

Aranızdan “işi ne yokuşa sürüyorsun, uzaktan görüşülebilirler” diye düşünenler olabilir!

Doğrudur, böyle bir formül de denenebilir ama bu düşünce henüz akla yatan bir düşünce olmaktan çok uzak!

Sürecin bir diğer sorunu ise İmralı’nın olaya yaklaşımı ile terör örgütü PKK’nın öteki mensuplarının olaya bakışlarının birbirleri ile çok uyumlu olmaması!

İmralı’nın alttan alan ve her şeye evet diyen yaklaşımının terör örgütü PKK’nın öteki mensupları tarafından da gösterildiğini söylemek kolay olmasa gerek!

Silahların bırakılmasını bekleyenler henüz bu beklentilerine olumlu cevap alabilmiş değiller.

Süreci yönetenler, İmralı’yı ikna ettikleri gibi terör örgütü PKK’nın öteki mensuplarını ikna edebilmiş değiller.

Terör örgütü PKK’nın öteki mensupları Komisyon çalışmalarından memnun olmadıklarını her fırsatta dile getiriyorlar.

Komisyonu ürkek buluyorlar.

Ve sürecin başarısı için kendileri kadar karşı tarafın yani devletin de adım atması gerektiği konusunda ısrarlılar.

Terör örgütü PKK’nın İmralı dışındaki sakinleri sürecin başarılı olması için AKP’nin de en az MHP kadar olaya olumlu yaklaşması gerektiğini vurguluyorlar.

AKP’nin bu süreçte herkesi köşeye sıkıştırmaya çalıştığını ve bu yaklaşımın yapılan çalışmaların başarı şansını azalttığını düşünüyorlar.

Evet, süreç çözüm üretme yerine giderek çözümsüzlük üretir bir hale dönüşüyor.

Her kafadan bir ses çıkmaya devam ediyor.

Çıkan sesler birbirleriyle örtüşmüyor!

Çatışma riski giderek artıyor.

Bu durumun en çok İmralı’yı rahatsız ettiğini söylemek kehanet olmasa gerek!