Birinci olmak elbette çok güzel bir olay!

Ve de herkesin özendiği bir olay!

Ama bu, her zaman ve her şartta geçerli değil!

Öyle zamanlar ve öyle şartlar vardır ki, insan “keşke birinci olmasaydım” demek durumunda kalır!

Aynen gıda enflasyonunda birinci olmak gibi!

Ülkemiz ekonomisi uzun süredir belini doğrultmakta zorlanıyor.

Gerçi aramızda “son yıllarda enflasyon sürekli düşüş gösteriyor” diye sevinenler var ama bizim en düşük enflasyon oranımız bile dünyanın öteki ülkelerine büyük fark atıyor.

Bizim onların enflasyon oranlarına yakın bir enflasyona kavuşmamız için uzun süreye ihtiyaç var!

Mesela yetkililer bu yıl sonu için ümitvar değiller!

Hatta 2026 yılı için bile ümitleri yok!

Ancak 2027’de tek haneli enflasyon oranlarının yakalanabileceği söyleniyor.

O da olağanüstü bir durum yaşanmazsa!

Mesela Allah muhafaza etsin, salgın hastalık gibi!

Ya da deprem gibi!

Sel gibi!

Yangın gibi!

Ülkemiz gündeminden uzun süredir düşmeyen orman yangınlarının ekonomiyi olumsuz yönde etkilemesi kuşkusuz.

Yani 2027’ye kadar tabii afetler gibi bir durum ya da tüm dünyayı sarsan salgın hastalık gibi bir durum yaşanmazsa enflasyonun tek haneli hale düşmesi umuluyor.

Bugün için durum vahim diyoruz! 

OECD ülkeleri arasında gıda enflasyonunda maalesef birinciyiz.

38 OECD ülkesi arasında gıda fiyatlarının en çok arttığı ülke Türkiye!

Türkiye’de gıda fiyatları yüzde 27,95 artarken bize en yakın ülke olan Estonya’da bu artış yüzde 8,4!

OECD ülkeleri ortalaması ise yüzde 4,6!

Evet, birinci olduk ama bu birinciliğe sevinemiyoruz.

Ve bize bu birinciliği armağan eden ülke ekonomisini yönetenlere teşekkür edemiyoruz.

Onlar bu sonuçtan dolayı hiç rahatsızlık duymuyorlar.

Ülke ekonomisi bizim yüzümüzden bu hale geldi diye üzülmüyorlar.

Yıllardır enflasyonun hep “önümüzdeki yıllarda” düşeceği müjdesini(!) vermekle yetiniyorlar.

Birinci olmak tabii ki güzel bir şey ama böylesi değil!

Keşke sonuncu olsaydık, değil mi?