Kirli çıkar ilişkileri ışığında gezi olaylarıyla başlayan

ve 17 Aralık operasyonlarıyla yeni bir ivme kazanan akla ziyan gelişmeler, hiç

şüphesiz büyük ölçekli ekonomik yansımaları, kayıp ve tahribatları ile 2005

yılında 81,2 milyar dolarlık maddi hasarlı Katrina Kasırgası (Hurricane

Katrina) nı çağrıştırır nitelikte olmuştur.

Hükümet, tüm toplum katmanlarının refah ve sosyal

güvencesini sağlamaya yönelik sosyal öngörü (prévoyancesociale) politikalardaki

yetersizlikler ve belirsizlikler yüzünden toplumun önemli kesimi bıçak sırtında

iken, ortaya çıkan tapeler, görüntüler, haksız kazançlar, idealizmden mülhem

AKP den hâlâ çözüm beklenti içerisinde olan kesimi de derinden etkilemiştir.

Bütün bu gelişmeler karşısında, tetikleyici politik argümanları kullanmaya

çalışan ve olayların şiddete yönelik farklı mecralara akmasına neden olan

Saadet Partisi dışındaki muhalefet kesimi de, en az iktidar kadar ekonomik

çöküşün sorumlusu konumunda olmuştur.

Şiddeti tetikleyen bu anlayış karşısında, ister istemez

Morris Jastrow Jr. nin ifadesi akla geliyor bir anda; Savaş sona ermemiştir.

Doğu sorununa son şeklini verinceye kadar da sona ermeyecektir. (Thewar is not

over, norwill it be till the Eastern Question has beendisposed of.) Bu

bağlamda, Millî Görüş ü iktidardan uzaklaştıran ve AKP yi işbaşına getiren

küresel aktörler ve Türkiye deki uzantıları, yeniden uygulamaya çalıştıkları

karanlık ve belirsizliklere yönelik bildik yöntem ve uygulamaları ile şu anda

da, konjonktürün gereği olarak CHP yi ön plana çıkarma gayretleri içerisine

girmiş bulunmaktadırlar.

Unutmayalım ki, sapla samanın birbirine karıştığı bu

kaotik ortamda, hak ve adaleti ön plana çıkararak, mevcut sorunları çözme

yolunda en büyük ayrıştırıcı ve katalizör görevine namzet konumundaki Saadet

Partisi, Türkiye yi reel anlamda bu kaostan kurtaracak projeleri ile Mahalli

Seçimler öncesi önemli bir sınavdan büyük bir başarıyla çıkmışa benziyor.

Saadet Partisi tarafından Ankara Arena da ortaya konulan

şevk ve heyecan dolu atmosfer, Türkiye nin içinde bulunduğu sorunlar yumağını

oluşturan mali piyasalardaki zafiyet, cari açık, dış borç ve döviz kurlarındaki

dalgalanmalara karşı ekonomik istikrarı oluşturabilecek, işsizlik, yolsuzluk ve

yoksulluğa dur diyebilecek düzeydeki siyasi iradenin önemli bir potansiyel

gücünü oluşturmaya çalıştığı muhakkaktır.

AKP iktidarının dizginleyemediği krizin acı bedeli, geniş

bir halk kitlesinin omuzlarına binmiş vaziyettedir. IMF ye olan 20 milyar

dolarlık borcun ancak on iki yıl içerisinde ödenmesini büyük bir ekonomik

başarı olarak hanesine kaydetmeye çalışan iktidar, Türkiye nin altı yüz milyar

dolarlık borcunu ise adeta görmezden gelmeye çalışmaktadır. Başbakan Yardımcısı

Ali Babacan, krizden dolayı halka açık şirketlerin kaybının 20 milyar dolar

olduğunu ifade ederken, herhalde IMF ye zar zor ödenebilen borcun, bu krizle

birlikte yeniden bumerang etkisiyle geri döndüğünün itirafını da yapıyor olsa

gerek.

AKP iktidarı, peş peşe yaşanan bu krizlerden mağdur

sıfatıyla sıyrılmaya çalışırken, bu yolla dış politikada, Suriye başta olmak

üzere, Ortadoğu ve Kuzey Afrika daki başarısızlıklarını örtbas etmeyi

yeğlemektedir.

Mahalli Seçimler, bir bakıma Türkiye nin yeni yol

haritasının belirleyici unsuru olacağa benziyor. AKP, artık topal ördek (lame

dük) tiplemesiyle siyasi olarak patinaj yapma sürecine girmiş olduğu gerçeği

artık göz ardı edilemez kanaatindeyiz.

Karmaşık girdaplar içerisinde, siyasi otorite gücünü

aynen muhafaza etmeye çalışan iktidar partisi, sürekli olarak sandığı işaret

etmek suretiyle bir bakıma krizden en az sıyrıkla nasıl kurtulabileceğinin ince

hesaplarını yapmaya çalışmaktadır.