Artık kimse kimseye küsmüyor. Neden kimse kimseye küsmüyor. Çünkü küsecek kimse yok! Küsmek öncelikle sevgiden kaynaklanır. İnsan sevdiği insanlara küser. İnsanlar artık birbirini sevmediği için küsmeye de gerek kalmıyor. Dışarıdan bakarsak herkes birbiriyle yağlı ballı! Ama işin aslı hiç de öyle değil. Bir kırgınlık durumu yaşandığında taraflar birbirine düşman kesiliyor. Hani yağlı ballılardı, demek ki öyle bir şey yokmuş! Samimi görünen kimselerin ilişkilerinin çıkar ilişkisi olduğu bir kırgınlık durumu yaşandığında hemen ortaya çıkıyor. Birbirine hiç küsmüyorlar hemen düşman oluyorlar! Düşmanlıklarından anlıyoruz ki birbirine samimi görünen kimselerin aralarında çıkar ilişkisinden başka bir ilişki yok! Çıkar bitince düşmanlık başlıyor!

İnsan gönül üzere olan bir varlıktır. Bu temel dayanak kalkınca geriye katı dünyalıklar kalıyor. Dün dost görünenler bugün birbirine düşman kesiliyorlar. Peki, ne oldu da böyle oldu; gönül kaybedilince insanın ceset tarafı baskın hale gelerek zamanla düşmanlık üretilmeye başlandı. Çünkü en önemli dayanak gidince ortaya yüzeysel doyumluklar çıktı. Maddi menfaat artık her şeyin önünde yer alıyor. Menfaati olmayan birbirine selam bile vermiyor. Derinlik yok olunca yüzeydeki çer çöpler ortaya çıkarak asıl ilişkiyi belirleyen etken oldu. Karşılıklı ilişki sahipleri çer çöplerin gürültülerini iyilik sanma vehmine kapılıyorlar. Kapılmakla kalmayıp dünyaya böyle güzellik getireceklerini etraflarına inandırmaya çalışıyorlar. Tabi alkış seslerini de duyduklarında artık her şey tamam! Alkış gelsindi de nereden gelirse gelsindi, öyle iman ediyorlar. Suyun yüzeyindeki çöplerin rüzgârda çıkardıkları sesleri derinden gelen alkış zannediyorlar. Derinde mi; derin yok! Gönül olmayınca derin olan bir şeyden bahsetmek imkân dışıdır çünkü. Zaten derinliğe de ihtiyaç duymuyor kimse!

İhtiyaç dedik ya; maddi imkânları önceleyenler manevi olanlara hiç ihtiyaç duymuyorlar. İlişkilerindeki çöplüklerle her şeyi iyiliğe güzelliğe çevirdikleri vehmiyle yaşıyorlar. Gayet memnunlar hayatlarından. Yaşanan bayağı genel hayattan da çok memnunlar. Maddi çıkarları biten insanları hemen iki dakikada harcıyorlar. Kimseye küsmüyorlar. Küsmek mi, böyle şeyler çok eskide kaldı neden küsecekmişim ben ona gününü gösteririm diyerek olmadık çakallığı yapmaya başlıyorlar. Açıkça da düşman olmuyorlar; gizli düşman! 

Meşru hayat içerisinde gizli olmaya gerek yok. Peki, neden gizli düşmanlık; çünkü açıkça olsa vicdan sahibi biri çıkar pisliklerinden hesap sorar korkusundan! Gizli düşmanlık önce karşıdakini küçük düşürmeyle başlıyor. Bu onu yalnız bırakmanın ilk adımıdır. Yalnız bırakıyor ki kendi yüzeysel haklılığı ortaya çıksın! Düşmanlığını hesaplı kitaplı yapıyor ki karşıdakini alt edebilsin! Yiğitçe çıkmıyor karşısına. Çünkü yiğitlik gönül ehlinde olur. Gönül ya hiç olmamış ya da yüzeysel gürültüler akıntısında katı dünyalıklara payanda olmuştur. Dünyalıklar arttıkça gizli düşmanlıklar da artıyor. Çünkü etrafındaki kurbağa seslerinden bülbül seslerini duymuyor. Bir müddet sonra kurbağa seslerini bülbül zannetmeye başlıyor. Bülbül seslerine gizli düşmanlık duyarak onları yok etmeye uğraşıyor. Sanki bülbül, sesi için kendisinden izin almış gibi. Neden bu gizli düşmanlık; çünkü küsmüyor!

İnsanlar birbirine kırıldıklarında küsebilselerdi hayat başka türlü olurdu. Gizli düşmanlıklar ortadan kalkar sırf ona inat olsun diye yapılan dolaylı had bildirmeler olmazdı. Ama artık bu mümkün görünmüyor. Gönülle derinlikle kimsenin işi yok! Düşmanlık daha kolay geliyor insanlara. Hem yüzeysel gürültüleri alkışlamaya hazır niteliksiz bir kitle varken kimin neyine gerek!

En son kim ya da kimlere küstüğünüzü hatırlıyor musunuz!