ÜLKEMİZE yönelik olayların artması, İslam dünyasının

terör örgütlerinin ya da emperyalist ABD ile yandaşlarının çatışma alanı haline

gelmesinin tek sebebinin ABD nin oluşturduğu sömürüye ve çıkara dayalı küresel

İmparatorluğunun işi olduğunu bu köşede sıkça dile getiriyorum. Özellikle

Müslüman ülkelerin ABD ile birlikte hareket etmelerinin, bir başka ifade ile

ABD nin model ortak kabul edilmesinin zararlarına olduğunu anlamaları

gerekiyor. Aslında ABD nin küresel imparatorluğunun ortaya çıkışı ve varlığını

koruyabilmesinin yolu küresel terörden geçiyor. Dünyanın çeşitli köşelerinde

çıkarlarının tehlikeye girdiğini gördüğü anda bu küresel teröristtin ülkelerde

CİA aracılığı ve yerli işbirlikçileri ile darbeler yaptırması, hatta darbelerin

de çıkarlarını korumaya yetmediği durumlarda ülkeleri işgal etmesi küresel

imparatorluğun can damarlarını oluşturuyor. Bu gerçeği göz ardı ederek özelikle

İslam dünyasında yaşanan terör olaylarını doğru değerlendirmek mümkün olmaz.

Çünkü terör ve terör örgütleri küresel imparatorluğu beslemektedirler.

Bu noktada tavsiyesi ile aldığım ve okumaya başladığım

iki ciltlik BİR EKONOMİK TERÖRİSTİN İTİRAFLARI isimli kitaba atıfta bulunmak

istiyordum. Küresel imparatorluğun özellikle gelişmekte olan ülkeleri

uluslararası şirketleri aracılığı nasıl borçlandırarak kendisine mahkum hale

getirdiği, içine yuvarlandıkları bataklıktan kurtulmak için çırpındıkça ABD

isteklerini kabul etmek zorunda kaldıklarını olayların içinde uzun yıllar

bulunmuş, hatta kendisini Ekonomik Tetikçi (ET) olarak nitelendiren yazar John

Perkins in çok önemli konulara dikkat çektiğini belirtmek istiyorum Kısacası,

Küresel İmparatorluğun küresel sermaye yoluyla gelişmekte olan ülkeleri teslim

alışının hikâyesini anlatan bir kitap.

Kitabın okunması gerektiğini belirttikten sonra bazı

alıntılar yaparak yorumu size bırakmak istiyorum:

Küresel İmparatorluk bencil, çıkarcı, açgözlü ve

maddiyatçı, bir sistemdi. Kollarını sadece kaynak biriktirmek ve görünen her

şeyi toplayıp, doymak bilmeyen ağzına tıkmak için açıyordu. Yöneticilerinin

daha fazla güç ve zenginlik kazanmaları için gerekli gördüğü her yolu

kullanıyordu.

Sovyetler Birliği nin çöküşüyle birlikte, asıl hedefin

komünist hareketin olmadığı ortaya çıktı ve kökleri kapitalizmde olan küresel

imparatorluğun önünün açık olduğu da belliydi.

Toptan ele alındığında, dünyanın bir bütün olarak

entegrasyonu, özellikle de ekonomik küreselleşme kendi başına gerçek bir

imparatorluk olmaktadır.

Bugün esir tüccarları hâlâ var. Çaresiz insanları işe

alıp, istedikleri pazarlarda satabilecekleri ürünleri yapacak fabrikalar kuruyorlar. Veya fabrikaya kendileri sahip

olmayı bile istemeyebilirler; onun yerine tüm pis işlerini yapması için yerli

bir işadamı tutarlar. Modern esir tüccarları çaresiz insanların günde bir dolar

kazanmalarının hiçbir şey kazanmamalarından daha iyi olduğunu düşünürler.

Regan ve Bush yönetimleri, Irak ı bir başka Suudi

Arabistan haline getirmeye kararlıydı.

ABD, Usame Bin Ladin için Sovyetler Birliği ne karşı

yürüttüğü Afgan savaşı için Suudi Arabistan dan açıkça finansal destek istemiş

ve almıştı.

Irak bizim için (ABD) yaygın kanının aksine sadece

petrol demek değildi. Su ve jeopolitik de demekti. Petrol ve suya ek olarak

Irak son derece stratejik bir mevkide bulunmaktadır. İran, Kuveyt, Suudi

Arabistan, Ürdün, Suriye ve Türkiye ile sınırı olup, Basra Körfezi nde de

kıyısı vardır.

Son bir alıntı ile yazımı noktalamak istiyorum:

ABD nin bastığı paranın arkasında altın desteği yoktur.

Dolar basma olanağımız bize inanılmaz bir güç sağlamaktadır. Bu hiçbir zaman

ödenemeyecek borçlar vermeye devam edebileceğimiz, kendimizin de yüksek oranda

borca girebileceğimiz anlamına gelir. Dünya standart para birimi olarak doları

kabul ettiği sürece bu aşırı borç şirketokrasi için ciddi bir engel

oluşturmaz.

Son söz Küresel İmparatorluğun dünya üzerinde sergilediği

vahşeti anlamak için kitaplarla hala ilişiğini kesmemiş olanlara söz konusu

kitabı tavsiye ediyorum.