Bismillahirrahmanirrahim

Âlemlerin Rabbi, İslam’ı bir hayat nizam olarak gönderen, hesap gününün hâkimi, Allah (c.c)’a hamd ederim. Salât ve selâm, peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v)’ya, âline ve sahabelerine olsun.

Siyaset ve eğitim, insan ve toplumları yönetmek ve talim ve terbiyeleriyle ilgilenmek işi, bir Müslüman’ın göz ardı edemeyeceği iki önemli konudur. Bir insan, Allah’ın kendisini bir halife olarak yaratmış olduğu gerçeğini görmezlikten gelemez. Allah (c.c), yeryüzünü imar etmek, insanları Allah’ın kanunlarına göre yönetmek ve eğitmek üzere, Âdem ve neslini halife olarak yaratacağını meleklere söyledi: “Hatırla ki Rabbin meleklere: Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım, dedi…” (Bakara: 30) Hz. Âdem yeryüzünde Allah’ın halifesi olarak yaratıldı. İnsan bu gerçeği görmezlikten gelirse sapıtmış olur.

İnsan, Allah’ı emanetini yüklendiği için halifedir. Rabbimiz buyuruyor: “Biz emaneti, göklere, yere ve dağlara teklif ettik de onlar bunu yüklenmekten çekindiler, (sorumluluğundan) korktular. Onu insan yüklendi. Doğrusu o çok zalim, çok cahildir.” (Ahzab: 72) Yani yüklendiği emaneti ve sorumluluğunu unutur, kıymetini bilmez, başka yollara saparak kendisine zulmeder.

Burada kastedilen emanet ilahi hükümlerdir. İnsanın kabul edip yüklendiği, yaşamayı ve yaşatmayı kabullendiği emanet İslam’dır, Kur’an’dır, Sünnettir. Allah ve Resulünün emir ve yasaklarıdır. Biz yüzümüzü doğuya ve batıya döndüremeyiz. Doğuya müşrik, inkârcı Hint felsefesi, batıl Budizm akidesi, batıya inkârcı, müşrik yunan felsefesi ile bozuk Hıristiyanlık ve Yahudilik akidesi hâkimdir. Kur’anı doğru düzgün okumalıyız. Okumak, anlamak ve idrak etmektir. İdraksiz ve şuursuz okumadan hayır gelmez. Bizler yüzümüzü ancak İslam’a döndürmekle mükellefiz. Bizim için tek iyilik İslam’da karar kılmak, Kur’an nizamını yaşamak ve yaşatmaktır.  Rabbimiz buyuruyor: “İyilik, yüzlerinizi doğu ve batı tarafına çevirmeniz değildir. Asıl iyilik, o kimsenin yaptığıdır ki, Allah’a, ahiret gününe, meleklere, kitaplara, peygamberlere inanır. (Allah’ın rızasını gözeterek) yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışlara, dilenenlere ve kölelere sevdiği maldan harcar, namaz kılar, zekât verir. Antlaşma yaptığı zaman sözlerini yerine getirir. Sıkıntı, hastalık ve savaş zamanlarında sabreder. İşte doğru olanlar, bu vasıfları taşıyanlardır. Muttakiler ancak onlardır!” (Bakara:177) İslam’da karar kılmış inananların temel görevi, insanları İslam’a çağırmak, Allah’ın nizamı, dini diğer bütün dinlere hâkim olsun ve bütün insanlık saadet bulsun diye cihad etmektir. Bu görevi bir kulluk görevi olarak Kur’an tescil etmiştir. Rabbimiz buyuruyor: “Hiçbir insanın, Allah’ın kendisine Kitap, hikmet ve peygamberlik vermesinden sonra (kalkıp) insanlara: Allah’ı bırakıp bana kul olun! demesi mümkün değildir. Bilakis (şöyle demesi gerekir): Okutmakta ve öğretmekte olduğunuz Kitap uyarınca Rabbe halis kullar olunuz.” (Ali İmran: 79) İnsanların adil bir düzen kurmaları için Kitabı ve mizanı indiren Allah’tır. Rabbimiz buyuruyor: “Andolsun biz peygamberlerimizi açık delillerle gönderdik ve insanların adaleti yerine getirmeleri için beraberlerinde kitabı ve mizanı indirdik…” (Hadid: 25) Bir Müslüman bunlara inanıyor olduğu halde, Hıristiyan ve Yahudilerin müştereken kurduğu birliğin, AB’nin üyesi olabilmek için deliler gibi çalışamaz.

Kur’an’sız Siyaset

 

Kur’an’sız siyaset ve yönetimden hayır gelmez. Kur’an’sız siyaset, idare ve hukuk istemek, karanlık bir yolda yürümek gibidir. Bu yolun aydınlığı yoktur. Allah’ın indirdiği ile hükmetmek, yönetmek aydınlıktır, saadettir. Bu yolun karanlığı yoktur. Bu sadece ümmeti Muhammed için değil, önceki ümmetler içinde yazılmış bir vecibedir. Rabbimiz buyuruyor: “Biz, içinde doğruya rehberlik ve nur olduğu halde Tevrat’ı indirdik. Kendilerini (Allah’a) vermiş peygamberler, onunla Yahudilere hükmederlerdi. Allah’ın Kitabı’nı korumaları kendilerinden istendiği için, Rablerine teslim olmuş zahitler ve bilginler de (onunla hükmederlerdi). Hepsi ona (hak olduğuna) şahitlerdi. Şu halde (Ey Yahudiler ve hâkimler!) İnsanlardan korkmayın, benden korkun. Ayetlerimi az bir bedel karşılığında satmayın. Kim Allah’ın indirdiği (hükümler) ile hükmetmezse işte onlar KÂFİRLERİN ta kendileridir. Tevrat’ta onlara şöyle yazdık: Cana can, göze göz, buruna burun, kulağa kulak, dişe diş (karşılık ve cezadır). Yaralar da kısastır (Her yaralama misli ile cezalandırılır). Kim bunu (kısası) bağışlarsa kendisi için o, kefaret olur. Kim Allah’ın indirdiği ile hükmetmezse işte onlar ZALİMLERİN ta kendileridir. Kendinden önce gelen Tevrat’ı doğrulayıcı olarak peygamberlerin izleri üzerine, Meryem oğlu İsa’yı arkalarından gönderdik. Ve ona, içinde doğruya rehberlik ve nur bulunmak, önündeki Tevrat’ı tasdik etmek, sakınanlara bir hidayet ve öğüt olmak üzere İncil’i verdik. İncil’e inananlar, Allah’ın onda indirdiği (hükümler) ile hükmetsinler. Kim Allah’ın indirdiği ile hükmetmezse işte onlar FASIKLARIN ta kendileridir.” (Maide: 44-47) Musa (a.s)’ya indirilen Tevrat, İsa (a.s)’ya indirilen İncil, indirildiği haliyle hak kitaplardır ve ilahi ahkâmı, İslam hukukunu içermektedir. Bu kitaplarda belirtilmiş olan ahkamı ve şeriatı yürütmeyenler, Allah tarafından, kâfirler, zalimler ve fasıklar olarak tanımlanmışlardır. Bu hüküm biz Müslümanları da bağlamaktadır.

Son peygamber Hz. Muhammed (s.av)’dir. Son indirilen kitap ise Kur’an-ı Kerim’dir. Bu kitap, önce indirilmiş bütün kitapları ve bu kitapları tebliğ etmek, ahkâmını yürütmek üzere gönderilmiş bütün peygamberleri doğrulayıcı bir kitaptır. Kur’an-ı Kerim, kendisinden önce gönderilmiş bütün kitapları içinde toplayan tek hak kitaptır ve günümüze kadar bozulmadan gelmiştir. Bugün, Yahudilerin elindeki Tevrat, Hıristiyanların elindeki İncil kitapları Musa (a.s)’nın ve İsa(a.s)’nın tebliğ ettikleri hak kitaplar değildir. Bu kitaplar Yahudi ve Hıristiyan din adamları tarafından tahrif edilmiş kitaplardır. Ve bu kitaplar Allah tarafından, Kur’an ile hükümsüz kılınmıştır. Bu sebepten dolayı bütün insanlığın tabi olacağı tek hak kitap Kur’an’dır. Ona sarılan kurtulur, Ondan kaçan helak olur.

Kur’an bir hayat ve hüküm kitabıdır. İslam’ın amentüsüne bağlanan her insan, Kur’anla hükmetmek zorundadır. Rabbimiz buyuruyor: “Sana da, daha önceki kitabı doğrulamak ve onu korumak üzere hak olarak Kitab’ı (Kur’an’ı) gönderdik. Artık aralarında Allah’ın indirdiği ile hükmet; sana gelen gerçeği bırakıp da onların arzularına uyma. (Ey ümmetler!) Her birinize bir şeriat ve bir yol verdik. Allah dileseydi sizleri bir tek ümmet yapardı; fakat size verdiğinde (yol ve şeriatlerde) sizi imtihan etmek için (böyle yaptı). Öyleyse iyi işlerde birbirinizle yarışın. Hepinizin dönüşü Allah’adır. Artık size, üzerinde ayrılığa düştüğünüz şeyleri(n gerçek tarafını) O haber verecektir. (Sana şu talimatı verdik): Aralarında Allah’ın indirdiği ile hükmet ve onların arzularına uyma. Allah’ın sana indirdiği hükümlerin bir kısmından seni saptırmamalarına dikkat et. Eğer (hükümden) yüz çevirirlerse bil ki (bununla) Allah ancak, günahlarının bir kısmını onların başına bela etmek ister. İnsanların birçoğu da zaten yoldan çıkmışlardır. (Maide: 48-49)  Kur’an bütün saadetlerin tek kaynağıdır. Rabbimiz buyuruyor: “…(Bu Kur’an), Rablerinin izniyle insanları karanlıklardan aydınlığa, yani her şeye galip (ve) övgüye layık olan Allah’ın yoluna çıkarman için sana indirdiğimiz bir kitaptır. İşte bu (Kur’an), kendisiyle uyarılsınlar, Allah’ın ancak bir tek İlah olduğunu bilsinler ve akıl sahipleri iyice düşünüp öğüt alsınlar diye insanlara (gönderilmiş) bir bildiridir. (İbrahim: 1 ve 52) 

Besmelesiz Eğitim

Müslüman eğitimcilere göre Talim ve Terbiye: İnsanın, yaratıldığı fıtratın muhafazası için doğumundan ölümüne kadar, İslam´ın temel esasları doğrultusunda itikatta, ilimde, akılda, din ve ahlakta, ibadet ve amelde, beden ve ruh sağlığında, sosyal hayatta, iktisatta, ekonomide, siyasette, hukukta; hidayet, feraset, dirayet sahibi salih kimseler olarak yetiştirilmesi, dünya ve ahiret saadeti için hazırlanması ilmi ve işidir.

Eğitim aynı zamanda; her sınıf ve seviyedeki insanın düşünce ve davranışlarında, yanlışı değil doğruyu, zararlıyı değil faydalıyı, zulmü değil adaleti, çirkini değil güzeli, kötüyü değil iyiyi seçip uygun vasıtalarla ameli meleke kazandırmaya yönelik planlı programlı çalışma sürecidir.

İslam, okumayı Allah için yapılması gereken önemli bir ibadet olarak görür. Rabbimiz buyuruyor: “Yaratan Rabbinin adıyla oku. O İnsanı aşılanmış bir yumurtadan yarattı. Oku, insana bilmediklerini belleten, kalemle (yazmayı) öğreten Rabbin en büyük kerem sahibidir.” (Alâk - 1–5)  Besmelesiz eğitimden ve her türlü işten hayır gelmez. Peygamberimiz buyuruyor: “Bismillahirrahmânirrahim ile başlamayan her iş bereketsizdir, devam etmez ve köksüzdür.” (Müsned 2/259)

Ülkemizde yapılan eğitim, amaç ve hedefleri bakımından Müslüman milletimizin beklentilerine hizmet etmemektedir. Bu eğitim İslam düşmanı batının ve Siyonizm’in materyalist değerlerini benimsemiş bir nesil yetiştirmeyi hedeflemektedir. 1739 Sayılı Millî Eğitim Temel Kanununun ikinci maddesinde genel amaçlar kısmının son fıkrasında “…nihayet Türk Milletini çağdaş uygarlığın yapıcı, yaratıcı, seçkin bir ortağı yapmaktır” amacı net bir şekilde bu hedefi ortaya koymaktadır. Hâlbuki Müslümanların eğitimden beklentisi nesillerin şuurlu Müslümanlar olarak yetişmesidir. Peygamberler bir öğretmen olarak insanlığa kitap ve hikmeti öğreten kimseler olmuşlardır. Rabbimiz buyuruyor: “Andolsun ki içlerinden, kendilerine Allah’ın ayetlerini okuyan, (kötülüklerden ve inkârdan) kendilerini temizleyen, kendilerine Kitap ve hikmeti öğreten bir Peygamber göndermekle Allah, müminlere büyük bir lütufta bulunmuştur. Hâlbuki daha önce onlar apaçık bir sapıklık içinde idiler.” (Ali İmran: 164) Ülkemizde tartışılması gereken eğitimin bozuk ve batıl muhtevasıdır. Milli Görüşsüz saadet olmaz. Muradın en doğrusunu Allah bilir vesselam.