Cibuti’de insanların durumu nasıl diyorlar. Özetle cevaplamak gerekirse; hayatta tek varlığı/sermayesi bir “karton” olan binlerce, on binlerce insan var. Yassı halde büktükleri katlanmış, kullanılmış ambalaj kolisini, büyük surlarla çevrili, korunaklı bir konağın duvar dibine yaslayıp veya sahil kenarı ya da bir boş alana serip üzerinde uyuyorlar. Onlar için hayat o kartonun üzerinde uyudukları andan ibaret…

Hayvanların durumunu anlatırsak, insanların hali anlaşılır. Açlık ülkesinde hayvanlar aç-susuz, karınları-mideleri boş. Kesimde kanları çok az akıyor, bağırsakları temiz(!) komşu ülkeden belki yüz-yüz elli kilometrelik mesafeyi yürüyerek/sürülerek getirildiklerinden, dermansızlar. Bu yorgunlukla kesim yerlerinde sıra bekliyorlar, yine aç ve susuz iki, belki üç gün.

Kurban pazarında odun satışı yapılıyor. Çünkü evlerde yemek pişirme düzeni yok; tüp yok, gaz yok, ocak yok, elektrik yok, mazot pahalı, en kolay çözüm; odunla pişirme. Senede bir (kurban günü) etin girdiği evde odunu yak, kazanda kaynat/haşla, oldu sana yemek!

Ülkenin yerel dili dışında iki resmi dili var, Fransızca ve Arapça. Okumuş kesimden herkes Fransızca konuşuyor, dindarlar Arapça da konuşuyor. Arapça bilen çok az.

Ülkede en büyük sorun yetişmiş eleman açığında yaşanıyor. Bugünlerde bir sevinç var. Sebebi şu; Türkiye’de eğitim alan üç bayan uzman doktor ihtisaslarını tamamlayıp ülkeye dönüyorlar. Ne sevinç!

Baş belası illet, “gad” kullanma hastalığı burada da var. Gad, afyon türü bir bitki çeşidi. Kullananı uyuşturuyor. Her gün gündüzleri 12.00-16.00 saatleri arası erkekler gad çiğnemekle meşgul. Gad ne işe yarıyor Kullananların dişi çürüyor, beyni sulanıyor, ciğerleri tahrip oluyor, sağlığı bozuluyor, ama kullanıcıları zevkten dört köşe. Gad saati ülkede hayat duruyor, kafalar demleniyor bir millet toptan uyuşuyor. Kullananlar, “Bu maydanoz, nane gibi bir ot, neresi haram!” diye savunsa da âlimler haram olduğunu söylüyor. Dünyanın pek çok ülkesinde de uyuşturucu sayıldığından, kullanımı ve satışı yasak.

Emperyalistler burada da kendini gösteriyor. Propagandaları şu; en iyi gad kola ile içilir. Fakirlik had safhada olmasına rağmen, yıllık 350 milyon dolar komşu ülkelere gad parası ödüyorlar.

Yaş ortalamasının 48 olduğu ülkede 35-40’lı yaşlardaki bir insan epey yaşlı sayılıyor. Nüfusun yüzde yetmişi 14 yaşın altında. Bu tablo, sağlık ve beslenme koşullarının yetersizliği sonucu ortaya çıkan bir durum. Yaşı kırkı deviren bir kimse artık ölüm yolunda yaşlı bir pir-i fâni sayılıyor…

Afrika ülkelerinde yemek sıkıntısı çekseniz de ekmek sıkıntısı çekmezseniz. Çünkü uzun yıllar Fransız sömürgesi olarak yaşamış ülkede Fransız ekmeği yaygın olarak bulunuyor.

Cibuti’de bayram tatili üç gün. Arefe, bayramın bir ve ikinci günü. Arefe günü herkes oruç, tıpkı bir Ramazan günü... Bayramın üçüncü günü, işyerleri ve resmi daireler açık.

Çok ilginç bir bilgi paylaşarak yazıyı noktalayalım. Cibuti’de Kur’an’ın adı “İstanbul”. Evet, yanlış duymadınız, Kur’an’a “İstanbul” diyorlar. Çünkü bize Kur’an’ı İstanbul getirdi diyorlar. Bundan dolayı İstanbul’a, Türkiye’ye ve Osmanlı’ya saygıları büyük. Kutsal yerlere de Osmanlı bayrağı asıyorlar.

“İstanbul”a hürmetlerimizle..