Kur ân-ı Kerîm de yukarıda sayılan niteliklerle mahir olanlar, kıyamet gününde "Sefere" denilen meleklerle birlikte olacaklardır. Sefere meleklerinin, ALLAH ın elçisi olan peygamberlere O nun haberlerini ulaştıran melekler olduğu söylenir. "Ketebe" melekleri denilen, ALLAH la O nun yaratıkları arasındaki haberleşmeyi temin eden melekler olduğu da söylenmiştir. Bazı alimler sefereden maksadın peygamberler olduğunu, çünkü peygamberlerin ALLAH ın haberlerini insanlara ulaştırdığını, ayrıca ALLAH ın emirlerini tebliğ göreviyle yolculuk yaptıklarını ifade etmişlerdir. Bu melekler, ALLAH a son derece itaatkâr ve her çeşit günah kirinden arınmış varlıklardır. Peygamberler de aynı şekilde itaat ehli ve günahlardan korunmuş kimselerdir.
Kur ân-ı Kerîm i kekeleyerek zorlukla okuyanların iki sevap almalarının sebebi, biri Kur ân-ı Kerîm i okumalarının ecri, diğeri de çektikleri meşakkatin ecridir. Burada Kur ân-ı Kerîm kıraatine bir teşvik vardır. Kur ân-ı Kerîm i mükemmel okuyanların sevabı ise hadsiz hesapsızdır. Demek ki, kekeleyerek de olsa meşakkat de çekilse Kur an-ı Kerim okuma gayreti içinde olmak gerekir.
Kur an-ı Kerim Şefaat Edicidir.
Ebu Ümame el-Bahili (R.A.)den rivayete göre Resûlullah (S.A.V.)Efendimiz şöyle buyurdu:
"Kur ân-ı Kerîm i okuyun! Çünkü Kur ân-ı Kerîm, kendisini okuyanlara kıyamet günü şefaatçı olarak gelecektir. Zehraveyn i yani Bakara ile Âl-i İmran sürelerini okuyun! Çünkü onlar kıyamet gününde iki bulut yahut iki gölge veya safbeste iki fırka kuş gibi gelecek; okuyucularını müdafaa edeceklerdir. Sûre-i Bakara yı okuyun! Zira O nu okumak berekettir; terk etmek ise pişmanlıktır. O nu tahsil etmeye battaller muktedir olamazlar" 27
Hadis-i Şerifteki: "Kur ân-ı Kerîm i okuma emri" orada hazır bulunan bütün ashaba, dolayısıyla bütün ümmete bir talimat niteliği taşır.
Kur ân-ı Kerîm i okumakta aslolan onu anlamak, ilmine, bilgisine ve mantığına sahip olmaksa da, sadece metnini okumak dahi bir ibadet olup, pek çok sevabının olduğu Resûlü Ekrem (S.A.V.) Efendimizin hadis-i şeriflerinde beyan buyurulur. Çünkü Kur ân-ı Kerîm, ALLAH kelamıdır; O nu okuyan ALLAH la konuşuyor hükmündedir ki, bunu önemsememek söz konusu olamaz. Ayrıca her insanın O nu gerektiği şekilde anlaması, ilim ve bilgisine vâkıf olması, O ndan bir takım hükümleri çıkarabilmesi mümkün olamaz. O halde böyle olanlar Kur an-ı Kerim okumasınlar demek ilahi hakikate aykırı bir davranış olur. Zira herkesi alim yapmamız, herkese dilin inceliklerini kavrayacak derecede Arapça öğretmemiz söz konusu olamaz. O halde insanlardan pek çoğu sadece Kur ân-ı Kerîm i okuyarak sevaba nail olurken, tarih boyunca sayıları insanoğlunun nüfusuna kıyasla çok fazla olmayan alimler sınıfı da O nun ilmini yapar ve bu sayede insanların büyük çoğunluğu hayatta nasıl bir yol izleyeceklerini onlardan öğrenmiş olurlar.
Kur ân-ı Kerîm in kıyamet gününde şefaatçi olarak gelmesi, O nun emir ve yasaklarına riayet eden kimselere ALLAH ın rahmeti ve merhametiyle muamelede bulunmasıdır. Kur ân-ı Kerîm i ibadet kasdiyle, hayrını ve bereketini umarak okumak da sevabı ve mükafatı olan güzel amellerden biridir. Kur ân-ı Kerîm, kendisini okuyana ve hükmüyle amel edene lehte şahitlik edecek ve o kişinin günahlarının affı için ALLAH la o kul arasında aracılık yapacaktır. İşte bu aracılık şefaattir. Bazı âlimler, Kur an-ı Kerim in kıyamet gününde bir şekle bürünmüş olarak geleceğini ve ALLAH ın kulların amellerini de hayrı ve şerriyle bir şekle ve ölçüye büründüreceğini ve bunun mîzân denilen amellerin ölçüleceği teraziye konulacağını, insanların da bunu göreceğini söylemişlerdir.
Özetle: Kur ân-ı Kerîm okumaktan maksat, öncelikle O nun emir ve nehiylerine, yasaklarına uymaktır. Fakat sadece okumanın da sevabı ve mükafatı vardır. Kur ân-ı Kerîm kendisiyle amel edenlere ve inanarak ibadet kasdiyle okuyanlara kıyamet gününde şefaatçi olacaktır.