Başörtüsü nedeniyle görevine son verilen hanımlar, hemen evinizin bir odasını hazırlayıverin ve mahallenizin çocuklarına Kur ân-ı Kerim okumasını öğretiniz.

"Ben kendim okumasını bilmiyorum" diyorsanız, yine de evinizde bir yer hazırlayın ve mahallede okutabilecek biriyle hemen derse başlayınız ve hem okumasını hem de okutmasını öğreniniz.

Başörtüsü nedeniyle görevine son verilen bir öğretmen hanım, hizmet olarak hiç bir şey yapamamaktan şikayet etti.

Ona, bir ev hanımının apartmandaki hanımlarla yapmakta olduğu çay sohbetlerini ders sohbetlerine dönüştürüverdiğini, sitenin çocukları Cumartesi-Pazar günleri oynarken hepsine birer çikolata dağıttıktan sonra tatil günlerinde saat 11.00 den 12.00 ye kadar Kur ân-ı Kerim dersi verebileceğini haber verdiğini ve bir dershanelik öğrenci toplayıverdiğini söylüyorum.

Biz, yeryüzünü dershane kabul etmişiz. En sıkı olduğu dönemlerde Haydarpaşa istasyonundan Adapazarı na kadar tren kompartımanında hergün öğrencilerine ders verenlerin gayreti gözlerimizin önünde.

Maddi durumu yerinde olan insanlarımız, mahallenizdeki caminin imamıyla görüşünüz ve çocukların çokluğundan şikayet etmesin, ona yardım edecek ilâhiyat mezunu veya İmam-Hatip mezunu bir hoca bulun ve ücretini siz ödeyin.

Mahallede cami yoksa, kiralık dairelerden birini kiralayıverin ve bir de ücretli hoca tutun. Kadın hoca ise, mahallenin kadınlarına Kur ân-ı Kerim öğretsin. Veya mahallenin çocuklarına öğretsin.

İlimizin birinde imamlarımız, şehrin ana caddelerini kendi aralarında bölüşmüşler ve isteyen esnafa Kur ân-ı Kerim okumasını ve dini bilgileri öğretiyorlar. Yaptıkları hizmet karşılığında ücret almıyorlar.

"Hocam, bizim şehirdeki hocalar yapmıyorlar" demeyin. Bazen insanın aklına gelmez. Bu teklifi hocaya siz götürün. Bir caddenin esnafı olarak, en yakın veya uzak caminin imamı ile görüşüp sizin müsait saatlerinizde gelsin ve size Kur ân-ı Kerim okumasını öğretsin.

Bir esnafın yanında çalışan, kirada oturan, elinin emeğiyle geçinen bir ayakkabı ustası her dört senede bir, kendi köyünden üniversiteyi kazanan bir öğrenciyi evine alarak bu güne kadar yirmi senede beş öğrencinin üniversiteyi bitirmesine ve o ustanın bu şehirde bu gelirle nasıl dürüstçe bir hayat yaşadığını göstererek adam gibi adam yetişmesine sebep olur.

"Yirmi yılda beş adam; bu da iş mi " diyenler eğer yirmi yılda altı adam yetiştirmişlerse bu sözü söyleme hakları var. Sanatkarımızın yetiştirdikleri de buna benzer işler yapmaya devam ediyorlar. Hele bunlardan biri Üniversitede öğretim üyesi olarak birçok öğrencinin cep harçlığına kadar ilgileniveriyor. Bu öğrencilerin yaptığı hizmetlerin sevabı hiç eksiltilmeden bu sanatkarımıza da verilir.

Bir işe dört elle sarılanlar, elinden geleni yapmak için geceyi gündüze katanlar, kendini işe veren, bu yolda alın teri döken, dirsek çürüten, ayakkabı eskiten, durup dinlenmeden, göz nurunu, el emeğini, alın terini karıştıranların başarısız olması mümkün değildir. Ağzı kalabalık, çenesi düşük, boşboğaz, insanlar konuşurken mangalda kül bırakmazlar ama iş başa düşünce kırk dereden kırk su getirerek her işin olmaz tarafını bulup söylerler.