Medrese öğrencilerinin hocalarından icazet alıp, imam durabilmek için köy köy dolaştığı zamanlarda Nasrettin Hoca, az gitmiş uz gitmiş uzak diyarlarda bir köye ulaşmış Hemen köy kahvehanesine gitmiş, köylülere meramını anlatmış Köylüler, "İyi, tamam. Ama, seni köyümüzün ağasıyla tanıştıralım, burada, son sözü o söyler" demişler. Gitmişler köyün ağasına Köy ağası, ham, pişmemiş, yol yordam bilmeyen, misafirin halinden anlamayan birisi "Vakit epey geç oldu Sen söyle bakalım, susuzmusun Uykusuz musun " diye Hoca ya iki seçenek sunmuş. Hoca, sabahtan beri yollarda, azık çantası tamtakır kuru bakır Açlıktan perişan durumda Densiz köy ağasına lafı yapıştırmış: "Ağam ben gelirken buz gibi suyu olan bir pınarın başında, doya doya uyumuştum"
Bu fıkra nereden aklımıza geldi Önceki gecelerden birinde CNN Türk ekranlarında Beyaz ın sunduğu Nasıl Yani programında, Türk halkının karakteristik özellikleri üzerine bir sohbet yapılıyordu. "Neye kızarız Neye seviniriz En belirgin özelliklerimiz nelerdir Nelerden hoşlanırız Misafirperveriz ama nereye kadar Asabi miyiz Sabırsız mıyız Nelerle avunuruz " Hani, herkesin dilinde pelesenk olan bir laf vardır Türk halkı çok misafirperverdir Aslında bu lafı, özellikle son dönemde "Anadolu halkı çok misafirperverdir" diye değiştirmek lazım. Çünkü, özellikle Büyükşehirlerin hayhuyunda kaybolan, otantik değerlerini yitiren, genetik kodları değiştirilen insanlar bu kavramı epeyce unuttular. Yurdumuzun özellikle Trakya kesiminde insanların birbirleriyle olan ilişkileri, biraz daha Avrupai bir tarza büründü. Anadolu da bir köyde, hangi evin kapısını çalsanız, ev sahibi, aç olsanız da, tok olsanız da önünüze bir sofra kurar Hatta, yerken utanırsınız diye, kendisi de iş olsun diye sofraya kurulur, sizinle sohbet eder. Ben böyle bir adet, gelenek ve göreneği Trakya da görmedim. Bu kültürel evrilmenin nereden başladığını elbette bilemiyorum. Anadolu insanı, bir lokmasını sizinle paylaşmak için her şeyini ortaya koyarken, batılı tarzda yetiştirilen insanlar ise daha içe kapanık ve paylaşım duygusundan uzak oluyorlar. Bunun tek sebebi şu olmalı: Batı düşüncesi, "ben merkezcidir", "enaniyetçidir", "zevkperesttir", "kendine yontmacıdır", "egoizm ve hedonizm" perspektiflidir.
Oryantalistlerin "Doğu kültürü" olarak lanse ettikleri, aslında kültürel damarları İslam dan beslenen kültür ise, "Ben değil, biz" felsefesiyle kurgulanmıştır. Yardımlaşma, dayanışma, elinden tutma, düşküne yardım etme, yolda kalana el uzatma bu kültürün izleridir. Anadolu insanının sıcaklığı, misafiri için pervane olması bu kültürün izdüşümüdür. Yani, ne kadar batı felsefesiyle yoğrulursanız, bireyci ve ben merkezci bir anlayışa doğru kayarsınız
Maalesef, son dönemde özellikle televizyon ekranlarındaki diziler, kendisi için yaşayan, kendisi için tüketen, kendisini dünyanın merkezine koyan bir nesil oluşturmak için çabalıyorlar Magazin programlarıyla, su gibi para harcayan, hedonist tipler meşrulaştırılıyor. Bizi biz yapan kültür damarlarımız kesiliyor, yepyeni bir toplum karakteri inşa ediliyor.