Irak özelinde bölgenin geleceğini derinden etkileme
potansiyeline sahip Kerkük yeni bir intihar saldırısıyla gündemin bir kez daha
en üst sıralarına yerleşti. Kerkük Emniyet Müdürlüğü’nü hedef alan son intihar saldırısında
ilk belirlemelere göre 30 kişinin öldüğü, 70 kişinin de yaralandığı
belirtiliyor. Muhtemelen bu rakamlar, ilerleyen saatlerde daha da artacaktır.
Ne de olsa bu tür eylemlere Irak’ın işgalinden bu yana
yaklaşık 10 yıldır şahit olmaktayız. Artık biliyoruz ki, her saldırının
arkasında farklı stratejik hedefler ve aktörler yer alabiliyor. Tam anlamıyla
“kirli bir savaş” durumu ile karşı karşıyayız. Dolayısıyla seçilen hedefler
genellikle verilmek istenilen mesajlarla büyük bir paralellik arz ediyor.
Nitekim burada da intihar saldırısının hem zamanlaması hem de hedefi oldukça
dikkat çekici.
Öncelikle hedefin niteliğine ve taraflar açısından taşıdığı
anlam ve öneme bakmak gerekirse; seçilen hedef, sahip olduğu kaliteli petrol
rezervleri, her türlü operasyona açık demografik yapısı ve stratejik konumu
itibarıyla “Birinci Paylaşım Savaşı”nda Osmanlı’nın sonunu hızlandıran bir
bölge. Bundan ötürü, günümüzde de sahip olduğu bu nitelikleriyle öncelikle
bölgesel akabinde ise bir küresel savaş başlatabilme potansiyeline sahip. Ne de
olsa işin içinde her şeyden önce petrol var. Petrol ise “güç” demek.
Dolayısıyla 21. yüzyılın en büyük “Kaynak Savaşı” için ideal bir adres olarak
Kerkük bir kez daha karşımıza çıkıyor.
Bu bağlamda Irak Başbakanı Maliki’nin tabiriyle “Küçük Irak”
olarak da adlandırılan Kerkük, ülkeyi tekrar toparlama, birleştirme hedefinde
olan Merkezi Yönetim dolayısıyla da Maliki ve eski Saddam kadrolarının
öncelikleri arasında. Bir anlamda rüştü ispatlama da söz konusu diyebiliriz.
Nitekim, eski ve yeni derin devlet yapılanmalarının
oluşturduğu bu ittifak, Irak’a 2005’te dayatılan Anayasa’yı zorlayarak önce
Kerkük ve sonrasında ise Kuzey Irak üzerinde Bağdat’ın tekrar otoritesini
sağlamak istiyor. “Dicle Operasyon Gücü” bunun en somut göstergesi. Burada,
“Kuzey Suriye” bağlamında harekete geçmeye çalışan Barzani ve kuvvetlerine
karşı verilen tepkiyi de göz ardı etmemek gerekiyor. Teyakkuz hali halen devam
ediyor.
Maliki yönetiminin burada Erbil’e karşı Irak Türkleriyle
başlattığı diyalog-ittifak arayışları da oldukça dikkat çekici. Bölge Türklüğü
açısından vazgeçilmez nitelikte olan tarihi Türk şehri Kerkük’e yönelik Kürt
iddiaları, açıkçası Bağdat’ın elini diğer gruplar karşısında fazlasıyla
güçlendiriyor.
Burada, Kerkük üzerinden olası bir savaşta PKK dahil, diğer
terör örgütlerinin “Kürt bölgesine yapılacak hiçbir saldırıya sessiz
kalmayacağız” türünden açıklamaları da, sorunu mezhepsel boyuttan fazlasıyla
etnik bir boyuta taşıyor. Bu da, açıkçası son dönemde Türkiye’den bir kısım
çevreler tarafından ısrarla dillendirilen “mezhep” temelli Irak sorunundaki
çıkışında da çok daha farklı bir noktaya işaret ediyor. Özellikle de,
Türkiye’nin Irak politikasında ortaya çıkan farklı ittifak görüntüleri,
açıkçası Ankara’nın Irak politikasındaki tezinde bir zemin kayması olarak
değerlendiriliyor.
Maliki yönetimi bu krizde arkasına İran’ı da almış durumda.
Dolayısıyla, Kerkük’ün bölgesel bir güç mücadelesinde ön plana çıkan önemi,
aktör enflasyonuna da yol açmış görünüyor. Aktörlerin güç ve çıkarlarının çatıştırılmasına
dayalı bu strateji, hiç kuşkusuz caydırıcı boyutu ve Bağdat yönetiminin elini
kuvvetlendirici yönüyle de göz önünde
bulundurulması gereken bir diğer husus.
Nitekim bu süreçte, ön plana çok çıkmamakla birlikte,
Rusya’nın arka planda oynadığı rol ile, ABD’nin üç ileri iki geri tutumu da
dikkat çekici. Bu husus, hiç kuşkusuz, Türkiye’nin bölgede daha da
“yalnızlaştırılması”, “manevra alanının sınırlandırılması” ve “meşruiyet
zemininin zayıflatılması” açısından oldukça dikkat çekici.
Dolayısıyla, Merkezi ve Güney Irak üzerinde oynanan oyunlar
Kuzey’de de bir süredir sergilenmeye başlanmış gibi. Bu da bir anlamda de facto
bölünmüşlük sürecinde önemli bir kırılma noktasına işaret ediyor. Bölgedeki
istikrarı önemli bir koz ve gerekçe göstererek, Kuzey’i Irak’ın diğer
bölgelerinden farklı olduğu iddiasını ileri süren Erbil’in tezi ve eli her
geçen gün daha da zayıflıyor.
Gelişmelerin bu şekilde devam etmesi halinde, bölgedeki
yatırımcıların hazırladıkları bavulu alıp, peşi sıra bölgeyi terk etmesi kaçınılmaz.
Bu da, tekrar en başa dönmekle eş değer. Bu noktada, Kerkük’ün güvenliğinden
sorumlu bir birimin kendi güvenliğini sağlamaktan uzak bir görüntü çizmesi
bile, bu saldırının hedefi ve vermek istediği mesaj boyutu itibarıyla oldukça
önemli.
Sözün özü, Kerkük’te çok tehlikeli bir senaryo devreye
sokulmuş gibi. Bu senaryonun bir parçası da hiç kuşkusuz Türkiye ile ilgili.
Ankara, adeta tehlikeli bir oyunun içine aşama aşama çekilen bir aktör
görüntüsü çiziyor. Bu hususu bir sonraki yazımızda irdelemeye devam edeceğiz...