İnsanın varlık amacına baktığımızda merkezinde sorumluluk sahibi olmanın önemini görüyoruz. Her insanın başta kendine, başka insanlara, diğer canlılara ve tabiata karşı sorumlulukları vardır. Dünyaya gelişimizle birlikte aslında insan olmanın gereği olarak bu sorumluluğu kuşanmış oluyoruz. İnsanın büyüklüğü bu sorumluluğun hakkını vermesinden geçiyor. Küçük insanlar ise bu sorumluluktan kaçış yollarını bulup konfor alanından çıkmamayı tercih ediyor. Etrafımıza şöyle bir baktığımızda bazı insanların büyük sloganlar atarken, büyük resimden ve büyük hayallerden bahsederken aslında yüklenmesi gereken sorumluluktan kaçındığını rahatlıkla görebiliyoruz.
İnsanlar hiçbir zemine dayanmadan, içini yeterince doldurmadan ve kurumsal güç biriktirmeden büyük hayallerden bahsediyorsa asıl sorumluluk alanlarını ıskalıyor demektir. Eğer bunu samimi hissiyatla yapıyorsa hamaset körlüğü yaşıyordur. Eğer bazı gerçeklerin farkında olarak yapıyorsa sorumluluğu başkalarına yükleyip kendini aklamaya çalışıyordur. Kendi ülkesinde farklılıklarla birlikte yaşama kültürünü yerleştirememiş olanların ve hatta ülkesindeki farklılıklardan rahatsız olanların, İslam Birliği’nden bahsetmesi bunun için verilebilecek en güzel örnektir.
Büyük hayaller satanların yanında bir de büyük sloganlarını başkalarının bahçelerinde atanlar vardır. Bunun en bariz örneği bazılarının müdahale etme şansı olmayan mekânlardaki ve zamanlardaki olumsuzlukları sürekli gündemine alırken, kendi zamanında veya yanı başında yaşanan olumsuzlukları görmezden gelmesidir. Aslında bunun temel sebebi insanların kendi konfor alanlarını terk etmek istememeleridir. Çünkü müdahale edilebilir alandaki olumsuzlukları gündeme getirenler, bu söylediklerinin bir karşılığı olacağının farkındadır. Bu konuyla ilgili örnek olarak son dönemde Gazze eylemlerinde yaşananları gösterebiliriz. Büyük slogan sahiplerinin Filistin meselesindeki tepkilerin istikametini kendi konfor alanının dışına yönlendirdiğini görüyoruz. Küçük insanlar, büyük hayaller satarken, büyük sloganlar atarken, büyük tepkilerini muhatapsız ve öznesiz bırakmayı tercih ediyorlar.
Bir de büyük resim üzerinden büyük öyküler üretenlerin sorumluluktan kaçış biçimleri vardır. Burada büyük resmi görmekten bahsederken, entelektüel zihinlerin olayları görme kapasitelerinin verdiği bütüncül bakış açısını kast etmiyoruz. Burada söylemeye çalıştığımız büyük resim söylemi daha çok, sorumluluk alanlarını kendi sınırlarının dışında tutma gayretiyle münferit olaylara büyük anlamlar yüklenmesidir. Burada amaç, derinlikli bir değerlendirmeden ziyade çıkar ilişkilerini, yapılan hataları ve yanlış tercihleri gözden kaçırma ve sorumluluk almama gayretidir. Böylece olumsuzluklardan sorumluluk duyması gerekenler, yanlış tercihlerini ve yapılan hatalarını iradeleri dışında değerlendirerek sorumluluktan kaçınmayı amaçlıyor. Dış politikadaki sıkışmışlığın, ekonomideki kötü gidişatın sorumluluğunu almak istemeyenlerin dış güçler, üst akıl vb. gibi söylemlere sarılarak büyük resim edebiyatıyla pazarlaması tam da ifade etmeye çalıştığımız mevzuyu açıklıyor.
Sorumluluk sahibi olmak, insan olmanın bir gereğidir, yalnızca bireyin değil, ahenkli bir toplumun da omurgasıdır. Büyük sözler, büyük hayaller ve büyük sloganlar ancak büyük insanların sahip olduğu gerçek bir sorumluluk duygusuyla anlam kazanır. Bu yüzden sorumluluktan kaçan değil, ona yönelen insanlar çoğaldıkça büyük hayaller kurmanın, büyük sloganlar atmanın ve büyük resme bakmanın bir anlamı olur.