Osmanlı İmparatorluğu nu borca boğarak yıktılar...

Mustafa Kemal ve arkadaşları bunu çok iyi bildikleri için ekonomide alınması gereken tedbirleri almışlar ve o dönemin imkanları çerçevesinde yapılması gerekenleri yapmışlardır:

 Osmanlıların Türkiye ye düşen borcunu muntazaman ödeyerek 1950 ye kadar Türkiye yi borçsuz hâle getirmişlerdir. Bunun ne demek olduğu, günümüzde giderek artan borçlarımızla daha da iyi anlaşılmaktadır.

 Ülke içindeki yabancı ekonomik kuruluşları (elektrik, su, demir yolları vs) devletleştirerek satın almışlardır. 1950 de yabancı sermayenin Osmanlı döneminden kalan Türkiye de bir kuruluşu yoktu.

 Kamu İktisadi Teşekkülleri ni (KİT leri) kurarak teknoloji transferini sağlamış, halkı teknolojide eğitmiş, kentleşmeyi sağlamış ve sömürü sermayesinin istilasını önlemişlerdir.

 Devletçilik-halkçılık dengesi ile tamamen İslâmî olan, kapitalizm ve sosyalizme karşı üçüncü bir düzen olarak yeni sistem ortaya konmuşlardır. Dünyada ilk defa Hazreti Davud un uygulamış olduğu bu ilke; halkın yapacağını halkın yapması, halkın yapamayacağını devletin yapması ilkesidir. Sermaye tekelini önlemek esas olmuştur.

*

Halbuki, Osmanlı İmparatorluğu nun yıkılması öncesi ve sonrası ile Türkiye Cumhuriyeti Devleti nin kuruluşundan itibaren yaşanan, günümüzde de çok iyi bilinip tahlil edilmesi gereken önemli gelişmeler vardır. Basel Kongresi nde Yahudilerce alınan kararlarla;

a) Birinci Cihan Savaşı çıkarılmış ve Osmanlı İmparatorluğu yıkılmış, dinsiz bir Türkiye devleti kurulmak istenmiştir. Rusya yıkılmış, yerine din düşmanı bir blok (Sovyetler) oluşturulmuştur. Avusturya İmparatorluğu yıkılmış, Avrupa da ulusal devletler oluşturulmuştur.

b) 1948 de İsrail devleti kurulmuş ve Türkiye tekrar borçlandırılma merhalesine sokulmak suretiyle yıkılışa hazırlanmağa başlanmıştır.

1940 dan beri Türkiye batırılmak istenmiş ama; bilinen aksine gelişmeler olmuş, Türkiye II. Dünya Savaşı na katılmamıştır.

1950 lerde ülke borçlandırılmaya başlanmış ama; Türkiye "tarım dönemi"nden "sanayi dönemi"ne geçmiştir.

1960 lerde başbakan asılmış ve ülke ekonomik baskıya alınmıştır ama; Türkiye altyapılarını tamamlayarak gelişme yoluna devam etmiştir.

1970 lerde ikinci darbe yapılmış ama; Türkiye buna rağmen  sanayiyi Anadolu ya taşımıştır.

1980 de üçüncü darbe yapılmış ama; İstanbul da özel sermaye oluşturulmuştur.

1990 larda ağır krizler olmuş ama; bu sayede Türkiye sermayesi dünya piyasalarına açılmıştır.

2000 li yıllarda Türkiye de İstanbul sermayesi yerini Anadolu sermayesine bırakmaya başlamıştır.

*

Görülüyor ki, Türkiye de kriz/ler çıkararak ülke ekonomisini çökertmek isteyen Batı dünyası ya da sömürü sermayesi, bu eylemlerinde tam olarak muvaffak olamıyor; her seferinde Türk ekonomisi daha çok gelişiyor ve güçleniyor.

Batı bu durumu keşfetmiş olmalıdır ki, son birkaç yılda artık Türkiye de kriz çıkarmıyor.

Anlatmak istediğim mesele şudur: Türkiye kriz bekliyor mu sorusuna vereceğimiz cevap; keşke biraz daha krizler olsa da halkımız yeni hamlelerle muasır medeniyetin üstüne çıksa!

Hiç kimsenin hiçbir endişesi olmasın; Türkiye "halk ekonomisi"ni geliştirecek ve "Adil Düzen"i kuracaktır. Türkiye, III. Bin Yıl Medeniyeti nin başladığı yer olacak, muasır medeniyetin fevkine çıkacaktır.  III. Bin Yıl Medeniyeti ne zaman kurulacaktır derseniz; Türkiye ve Türk halkı buna hazır olduğu, yapılması gerekenler yapıldığı zaman olacaktır.

Türkiye ye oynanan oyunlar Türkiye yi ileri götürecektir. Bizim bu hususta endişemiz yoktur.

Bizim asıl endişelerimiz başkadır ve o endişeler şunlardır:

Evet, biz İstiklâl Savaşı mızı yaptık, Cumhuriyet i kurduk ama bu bize çok pahalıya mâl olmuştur. Bundan dolayı istiyoruz ki Türkiye Cumhuriyeti yıkılmasın, bu millet yine binlerce şehit vermek zorunda kalmasın. Türkiye muasır medeniyetin fevkine çıkışın merkezi olacaktır. Bu takdir-i İlâhi dir. Bundan endişemiz yoktur.

Biz, muasır medeniyetimizin fevkindeki medeniyeti zayiat olmadan kuralım diyoruz. Biz medeniyetimizin yıkılmaması için son gayretimizi veriyoruz. Bunun için yöneticilerin "Adil Düzen"i benimsemeleri gerekir. Yoksa, asıl yapılması gereken yapılmadıkça, sosyal ve doğal kanunlar "zalim düzen"i yıkacaktır. Allah zulüm düzenini bâki kılmaz.

İşte, onların kriz/ler çıkarmak suretiyle uygulayageldikleri planları vardır ama; onların o planlarına karşı Allah ın da planı vardır ve O nun planı her zaman gelişme yönünde galip gelmektedir.