Toplumları helak eden, yok eden, tarih sahnesinden silen, yerin dibine batıran günahların en büyüğü, “ahlak ve maneviyat” kavramlarının o toplumun genetik kodlarından yok edilmesi, maneviyat damarlarının kesilmesi, edep ve adap duygularının bitirilmesi gerçeği yatmaktadır. Allah (c.c.) yüce kitabımız Kur’an-ı Kerim’de bu durumlara ilişkin çok çarpıcı gerçekleri bizlere bildirmektedir. Mesela, Lut (a.s.) kavmi, eşcinsellik belasına düşmüşlerdi… Cenab-ı Allah (c.c.) Cebrail’e (a.s.), “Git orayı batır” diye emretti. Cebrail, gitti baktı ki, 80 bin kişi teheccüd kılıyor. Geldi gözyaşlarıyla, “Ey Rabbim, sen bana orayı batır dedin ama 80 bin kişi gözyaşlarıyla teheccüd kılıyor…” Rabbimiz emretti: “Ben onların namazlarını kabul etmiyorum. Git, batır…” Ve Cebrail (a.s.) Lut kavmini yerle yeksan etti…
Yüce Rabbimiz ile Cebrail arasındaki bu diyalogdan bizim çıkarmamız gereken en önemli sonuç şudur. Kötülüklere göz yumuluyorsa, toplumun ahlaki ve manevi değerlerine yönelen pisliklere karşı çıkılmıyorsa kim olursa olsun helakten kurtulmanın çaresi yoktur. İki cihan serveri Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v.), “Sizden birisi bir kötülük gördüğünde eliyle düzeltsin, eliyle düzeltemiyorsa diliyle düzeltsin, diliyle düzeltemiyorsa kalbiyle buğzetsin. Kalbiyle buğzetmesi imanın en zayıf derecesidir” buyuruyor.
Malumu âliniz geçtiğimiz Pazartesi günü aile yapımımızı dinamitleyen, eşcinselliğe prim veren, kadına şiddeti önleme maskesi altında toplumsal yapımıza kara saplı bir hançer gibi sokulan İstanbul Sözleşmesi paçavrasının kabul yıldönümüydü. Elhamdülillah gazetemiz o gün tüm sayfalarını bu paçavranın en kısa zamanda tarihin çöplüğüne gönderilmesi gerektiği noktasında “kötülüğe karşı durma” tebliğ vazifesini yerine getirdi. Manevi kodlarını İslam’ın yüce değerlerinden alan toplumumuzun başında olan yöneticilerimizin bu rezil ve pespaye sözleşmenin en kısa zamanda iptal edilmesi bağlamında neler düşündüğünü bilmek elbette bizim en doğal hakkımız.
Neredeyse tüm ülkelerin farklı nitelikte şerhler koydukları, ama bir tek Türkiye’nin hiçbir satırına müdahale etmeden kabul ederek yürürlüğe soktuğu bu anlaşmanın içeriğinden süzülen “ahlaksızlık irinlerinin” toplumumuzu hangi noktaya sürüklediğini görmek zor değil. Nikâhsız birliktelikleri meşrulaştıran, evlilik akdi olmadan “rızalıilişkiler”i zina olmaktan çıkaran bu sözleşmedeki cinsel tercih/yönelim, toplumsal cinsiyet kimliği, kalıplaşmamış toplumsal cinsiyet rolleri gibi ifadelerle dile getirilmek istenenler nedir? Neden “eş” veya “nikahlı” hele de “meşru eş” veya “meşru nikâhlı” yerine ısrarla “partner” kullanılıyor? Hatta “eşlere veya partnere karşı” gibi eşlerle partner yan yana getirilerek farklı şeyler kastedildiği sık sık neden zihinlere aktarılıyor?
Bizi biz yapan, toplumumuza haysiyet, nesillerimize şeref kazandıran tüm güzel hasletlerimizi ve değerlerimizi tümüyle ortadan kaldırmayı planlayan bu paçavrayı imzalayarak maneviyatımıza hançer sokanlar, iffetimizi neden yok etmeye çalıştıklarını bizlere izah etmeliler. Geçtiğimiz dönemde bir toplantıda yaptığı konuşmada, “Evlilik dışı ilişkilere” şiddetle karşı çıkan ve evlilik dışı hayat biçiminin medya aracılığı ile meşrulaştırılmaya, özendirilmeye çalışıldığı gerçeğini itiraf eden Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, karşı çıktığı bütün bu kötülüklere imza koyduğu İstanbul Sözleşmesi’nin meşruiyet kılıfı giydirdiğini bilmiyor mu? Aile, bir toplumu ayakta tutan manevi kolondur… Aile, bir toplumun geleceğinin ışığıdır… Aileyi yok ederseniz, toplumun bünyesine ahlaksızlıkları, her türlü maneviyatsızlık virüsünü enjekte ederseniz, iffeti değil şehveti başrole koyan bir anlayışı yüklerseniz, o toplumun yıkılması mukadderdir.