Bünyesinde barındırdığı klişe sahnelerle vizyona giren ‘Vahşet Sapağı‘ fazlasıyla Timber Falls (Cinnet) filmini anımsatırken seyirciye de farklı bir şey söyleyemiyor. Konusu ve kurgusuyla türünün vasatları arasında gösterilebilecek film anlık reaksiyonlarla seyirciye korkutmaya çabalıyor.

Ünlü komedyenlerimizin sahne malzemesi olan ve kendini bir türlü yenileyemeyen korku sinemasının yeni örnekleri yine eski havasında ve hikâyeleriyle beyazperdede boy gösteriyor. Ormanda kaybolan arkadaş grubu ya da bir çiftin yol boyunca yaşadığı korku dolu anları birçok filmde görmüşüzdür. Artık öyle bir hal aldı ki filmi seyrederken çözümü zor olsa da müziğinden ya da oyuncuların davranışlarından her türlü korku filminin hikâyesini seyirci çözebilecek kıvama geldi. Bu türün filmlerindeki sahneler tanıdık olduğu gibi diyaloglarda da pek bir yenilik yapılamıyor ya da bu anlamda çaba gösterilmiyor. Yapımcı ya da yönetmenler, bir çifti zorlu bir yola çıkartarak veya arkadaş grubunu ormanda kayıp süsü vererek işi kotarmaya çalışıyor. Bunu yaparken de müziklerin ve efektlerin sesine güveniyorlar. Bazen de bol yapay kana. Artık bu filmler için ne yazarsanız yazın sıradan cümleler çıkacaktır. Çünkü son yıllarda sinema alanında hiçbir ilerlemenin olmadığı tek tür belki de ‘korku‘ dur. Bu nedenle de gösterime giren ve taa Norveçlerden buralara kadar gelen ‘Vahşet Sapağı‘nı da neresinden tutarsanız tutun elinizde kalıyor.

Film Lina ve Martin adındaki çiftin yolculuk esnasında bir polisin uyarısına binaen yollarından sapıp kestirme diye gösterilen yola sapmasıyla başlıyor. İlk başlarda sorun yokmuş görünse de lastik patlama ve benzin bitme gibi sorunlarla gecenin karanlığı ve ormanın ürkütücülüğü seyirciye sunuluyor. Daha sonra bu tür filmlerin vazgeçilmez karakteri tuhaf bir adam çıkageliyor ve çiftimizi daha da korkutuyor. O yoldan hemen çıkma kararı veren ikili, bundan sonra asıl maceraya atılmak zorunda kalıyor. Zorunlu olarak gittikleri bir evde garip ve ürkütücü insanların varlığını hissetseler de geriye çıkışın mümkün olmadığını fark ediyorlar. Bu ailenin elinde esir tutulan çiftimiz bir süre sonra da daha da vahşi bir oyunun figüranı olduklarını anlıyorlar. Bu süreçten sonra da film az kanlı ve bol ses efektli bir şekilde seyrini devam ettiriyor.

Vahşet Sapağı (Detour) daha önce de bu türün kısa korku filmlerine imza atan Severin Eskeland‘ın ilk uzun metraj filmi. Aslında film gerçek olaylardan esinlenilse de fazlasıyla Timber Falls (Cinnet) filminden görüntüleri anımsatıyor. 2008 yılında ülkemizde de gösterime giren film yine ‘Vahşet Sapağı‘ gibi bir çiftin yol üzerinde kaybolması ve sapkın bir ailenin eline düşmesini konu alıyordu. Hemen hemen aynı senaryo üzerinden ilerleyen Vahşet Sapağı‘nın başrollerinde ise Lina rolünü  Marte Cristensen canlandırırken Martin rolünde ise Sondre Krogtoft Larsen‘i görüyoruz. 77 dakikalık film seyirciye değişik bir şey sunamasa da bu türün meraklıları ve ille de seyretmek istiyorum diyenler için tavsiye edilir. Filmde kanlı sahneler abartılmadığı gibi (bu filmin belki de en iyi yönü diyebiliriz) abartılı cinselliğe de yer verilmemiş. İyisiyle kötüsüyle Vahşet Sapağı klasik korku film tadında ilerleyen zaman zaman ürküten fakat farklı bir şey söyleyemeyen bir film.

Coen kardeşlerden ‘Ciddi Bir Adam‘

Film piyasasında bazı yönetmenler vardır, yapıtları merakla beklenir ve bu merakla beklenen yönetmenlerin filmlerinin konusu ne olursa olsun seyredildiğinde keyif verir. Dünya üzerinde bu yönetmenlerin sayısı iki elin parmağını geçmez. Ethan ve Joel Coen kardeşler de bu sayısı az bulanan yönetmenler arasındadır. The Big Lebowski (Büyük Lebowski) filmiyle tanıdığım ve farklılıklarını her filmlerinde gördüğüm bu iki sinema aşığı yönetmen kardeşler, döneme ya da işleyişe göre hareket etmek yerine bildiklerini okumaktan da vazgeçmiyorlar.  Ciddi Bir Adam‘dan önce ülkemizde gösterime giren ve Burn After Reading (Aramızda Casus Var) filmi ile bunu fazlasıyla ıspatlayan Coenler asıl çıkışı ise No Country for Old Man (İhtiyarlara Yer yok) filmi ile yaptılar. Filmografilerinde Fargo ve Raising Arizona gibi filmleri de barındıran bu iki kardeş yönetmen, her filmlerinde seyirciyi şaşırtmayı başarıyor. Tim Burton sinemada hikayeyi nasıl masalsı tonda seyirciye sunmayı başarıyorsa, Coen kardeşlerde de Burton‘un bu anlatım başarısını görebiliyoruz. Kulvarlarında farklı olsa da Burton ve Coen kardeşlerin hikâye anlatım biçimi birbiriyle örtüşüyor. Fakat burada en büyük fark her iki tarafında filmlerine kendi özgünlüğünü katmalarıdır.

A Serious Man (Ciddi Bir Adam) Orta Amerika‘da bir üniversitede fizik profesörü olan Larry Gopnik‘in sıradan yaşamını konu alıyor. Gopnik‘in hayatı karısı Judith ile yaşadığı büyük sorunlar, bir türlü gerçekleşmeyen terfisi ve bununla beraber çocuklarının pek de hoşnut olmayan disiplinsiz davranışlarıyla zehir olmaya başlıyor. Kendince çare bulamadığı dertlerinden kurtuluşun yolunu ‘din‘e adamakta bulan Gopnik bu anlamda birkaç din adamından yardım almaya başlıyor. Gopnik‘in yaşamı normal seyrine doğru gitse de alttan alttan güldüren sorunlarıyla yine yüzleşmek zorunda kalıyor. Seyirciye çok fazla sürpriz sunmayan ve kara komedi dediğimiz birçok tabuyla kendince dalga geçen film beyazperde de oldukça şık duruyor. Özellikle 1960‘lı yılların ortalarında ABD‘nin Minnesota eyaleti oldukça başarılı bir şekilde yansıtılmış. Toplamda 105 dakikalık filmin başrolünde pek de tanınmayan fakat mükemmele yakın bir oyunculuk çıkaran Michael Stuhlbarg‘u  Larry Gopnik rolünde seyrediyoruz. Richard Kind, Fred Melamed ve Sari Lennick‘i ise diğer rollerde oldukça başarılı iş çıkartıyorlar. Ağır bir tempoda ilerleyen filmde zaman zaman argo tabirlere ve uygunsuz sahnelere rastlamak da mümkün. Bu anlamda dikkat edilmesi gereken bir yapım.

Muhabir: Haber Merkezi