Her insan kendisinin adlandırıldığı bir kimlik ve kişilik
(şahsiyet) dolayımında tanınabilir. Birisinden sözederken onun iyi ya da kötü
bir insan olduğunu hangi hususiyetleri ile değerlendiririz Sözgelimi doğru
sözlülüğü, hileye aldatmamaya tevessül etmeyişi, güvenilir oluşu gibi
hasletleri onun iyiliğine işaret eder. Aksi vasıflar onun kötülüğüne
delalettir.
Müslümanlar iyi ya da kötü algılarını vahiy ve peygamber
gibi sağlam bir dayanaktan devşirmeyi seçenler olarak hayat sürerler ki
yukarıda andığımız kimi vasıflar ve daha pek çoğu bu sağlam dayanakta teklif ve
tavsiye olunmaktadır.
Postmodern devre diye anılan sözde moderni aşma ve eleştirme
iddiasının mümessilleri “hidayet”üzere oldukları zannıyla (vehim), ait
oldukları küçük kültür grupları/alt kimlikler üzerinden örgütlenme çabası içine
girmişlerdir. Feministler, eşcinseller vd….
İnsanın yeryüzünde bulunuşuna dair esaslı bir yorum ve
kavrayış ortaya koyamayan topluluklar sadece bu postmodern devrin grupları
değildi kuşkusuz. Daha önce de modern devrin fikir ve eylem toplulukları
(marksistler, liberaller, faşistler vd.) insanlık için özgürlük, mutluluk gibi
vaadler ileri sürmelerine rağmen duvara çarpmışlardı. Çarptıkları duvar insan
ve evreni izah ve kavrayışlarındaki kifayetsizliğin ördüğü duvardı.Ne özgür
olabildi insan ne de mutlu. Teorik modelleri uygulamaya yöneldiği her zemin ve
zamanda farklı biçim ve düzeylerde çözümsüz sorunlar üretmeye devam etti. Kulak
masajı olmaktan öte geçmeyen vaadleri (sözcülerinin ve taraftar kitlelerin
ışıltılı iddiaları ve halüsünasyonlarına rağmen) sömürü / zulüm mekanizmalarını
çoğaltmaktan başka bir iş görmedi.
Küreselleşme çığırtkanlıklarının ardından, şimdilerde
başımıza bela olan modern dönemin ulusallık vurgusunu aşma girişimleriyle
“dünya”lı olmaya çağrılıyoruz. Yani batı aleminin kendi özgün tarihi
devrelerini (kaderini) kendi kaderimiz zanneden ahmaklar var. Batı aleminin
kimliğine dair tartışmaları, içinden geçtiği evrelerin ürettiği kafa
karışıklığı uzunca bir zamandır İslam dünyasına ve dünyanın batılı olmayan
diğer bölgelerine ihraç ediliyor. Açıkça din değiştirmesi mümkün görünmeyen
müslüman nesillerin tercihlerinin (seçimlerinin) değiştirilebileceğine dönük
projeler işlerlik kazanmış görünüyor. Değişen düşünme biçimleri, algılar, yaşam
tarzı müslümanlığı yaşanır olmaktan adım adım çıkarırken, yumuşak bir süreç
operasyonu ile müslüman duyarlılıkları belli bir düzeyde berheva edilmiş oldu.
Şimdi etrafınızdaki eski dostlara bir bakın, kendilerini
hangi kimliklerle tanımlamaya yöneliyorlar. Sorun ya da çözüme dair
konuştuklarında, başvurdukları kelime ve kavramlar hangi kimliğin unsurları
Hangi sıhhat ölçüleri genel geçer kılınırken hangileri analiz dışı kalıyor
Yaşadığımız dil değişimi müslümanların kimliklerini ileri
sürerken dayanageldikleri asli nitelikleri bahis dışı bırakmalarıyla yakından
ilgili. Hangi gerekçeler, ne tür zaaflar sebebiyle olursa olsun yaşadığımız hal
bu!..
Yaşarken düşünebilme ayrıcalığına sahip olanlar biz
“müslümanlar” olmalıyken olan biten karşısında sadece izleyici olmak suretiyle
alışkanlıklara mahkum edilmek isteniyoruz. Oysa düşünüp sorgulamak bizim
hayatiyetimizin delilidir. Yaşıyor olduğumuzu ancak böylelikle iddia
edebiliriz.
Biz müslümanların yaşadıkları nasıl ve nereden belli olacak
Olan bitenler karşısında sözümüz ve eylemimizin farklılığı değil midir bizi
müslüman kılan
Dünyanın zulüm merkezlerinin egemenleriyle aynı idealleri,
benzer kelimelerle konuşuyor olmak ne anlama geliyor
Dünyanın moden/postmodern/küresel öğretmenlerinin önümüze
ödev olarak koyup sorun olarak ileri
sürdükleri şeyler gerçekten bizim sorunlarımız mıdır Esasen sorunumuz bu şeyler değilse, çözüm üretme telaşımız ne ifade ediyor
Uygar dünyayı yakalama ve onunla birlikte olma mücadelesi
(batılılaşma serüveni) bu millet için yeni bir olgu değil. Bu yorucu uğraşlar
boyunca kalkınıyor, geri (!) kalmışlıktan kurtuluyor, servet ve refahımız
artıyorsa bile tüm bu yapıp ettiklerimizin bize maliyeti neler
Tekrar başa dönelim.
Kalkınmış, zengin, ileri, demokrat, liberal, laik,
muhafazakar olan bu insan biz miyiz
Biz KİM’iz
KİM’in izindeyiz
Ebu Said el-Hudri (RA)’den rivayetle Hz. Peygamber (SAV)
buyurur:
“Sizden öncekilerin yollarına karış karış, adım adım
uyacaksınız. Ta ki bir kertenkele deliğine girseler onları izleyeceksiniz.
Dedik ki “Ey Allah’ın Resulü, Yahudi ve Hrıstiyanlar mı
onlar ”
Buyurdu ki: “Ya kim (olacak) ” (Buhari-Sahih)