Galatasaray, İngiliz futbolunun önemli firmalarından, günün lideri Chelsea’yı elinden mi kaçırdı, yoksa onun elinden zor mu kurtuldu Yoksa bir başka deyişle bu 1–1 tur için yeterli midir, ya da o turu dağın ardına mı taşımıştır Bu tür soruların çokça üzerinde dolaştığı bir maç izledik.

Şimdi gelelim asıl meseleye... Bir baktık ki Mancini üstat(!) yine bir fal açmış. Hajroviç var takımda... Ne zamandır ortalarda görünmeyen oyuncu yani... Eboue de yerini Sabri’ye, Veysel’e bırakmıştı son maçlarda... Yeni vazgeçilmez Ceyhun kulübedeydi. Bugün sadece Galatasaray’da değil, bizde, hatta hatta Avrupa haritası üzerinde günümüzün en iyi stoperleri arasında Semih’in gösterildiğini de biliyoruz. Ama o da kulübede... Yani Mancini rakipten çok kendi takımını şaşırtmaya devam edecekti. Ona karşılık Morinho da Etoo’yu kulübeye kitlemiş ve bir deplasman oyununda dibe koşu görevini Torres’e vermişti. Sakatları vardı ama Obi Mikel neden acaba takımda değildi de yedekler arasındaydı. Yani özetle iki teknik adam da ya rol kesmişlerdi birbirlerine, ya da maçı böyle görebilmişlerdi. Nitekim bizim taraftaki Hajroviç zarını hemen kaldırdı. Oysa o ana kadar rakip kaleye Galatasaray sadece iki şut atabilmişti ve bunların ikisi de bu oyuncuya aitti. Ama maç eksiği olan Eboue’nin gidişlerde önü kapalı, gelişlerde de açıktı. Devam edelim. Devrede Hakan içeride kalmış ve Semih yerine geçmişti. Şimdi soru; mademki Semih, hem de bu performansla oynayabilecek durumda idi, neden maça başlamamıştı ki

Enteresandır, Galatasaray kontradan golü yedi. Ve birkaç daha benzeri ataktan sonra Chelsea, belki de düne kadar hiçbir maçında yaşanmamış biçimde kendi yarı alanına birikti ve orada da kaldı. Acaba 1-0’ı yeterli görüp, bunlar ne gol atabilir, ne de rövanşta bunun altından kalkabilirler mi dedi Yekta’nın oyuna girişi özellikle Selçuk’a hayat verirken, Melo’nun oyunu da sert ve haşince, rakibin bütün top yapma niyetlerini çürüttü. Ama şunu merak ediyorum, acaba bizim spor medyasında Melo’nun atılması gerektiğini yazan oldu mu   Hani bizim yerli maç olsa çoktan asılmıştı da... Neyse... Burak maçın hiçbir döneminde rakip savunmanın dengesini bozacak, arkadaşlarına bölge açacak işleri yapamadı. Sadece bir gol attı, o da çift toptan sayılmadı. Bu pozisyonda hakemin kararı bizimkilere ders olur sanırım. Özellikle de Kalkavan Hocaya...

Galatasaray, ikinci yarıda rakibin kalesini abluka altına aldı. Korkumuz oydu ki, her an kontra patlayacak ve maçın en iyilerinden Muslera hep karşı karşıya kalacaktı. Ama olmadı. Willian hariç, hiçbir Chlesealı buna teşebbüs etmedi. Galatasaray ise arkada Semih, onun önünde Yekta destekli baskısıyla ancak duran topla bir gol buldu ve rövanşa en azından maçı kazanma şansıyla tura tutundu.

Son söz... Bu Sneijder önemli bir oyuncu... Ama harcanıyor. Acaba diyorum, öndeki çift veya tek forvet arkası oynasa ne olur Hani Hollanda Milli Takımı’ndaki gibi falan... Hem takıma, hem de bu oyuncuya yazık ediliyor. Drogba mı Bu maçı bekliyormuş. Mücadele ve inat olarak sadece... Hareketli olmayı da bu maça saklamış. Ne demişler; “Doğu için iyidir...”