Yazar Atilla Özdür, bir uyanık tacirin ‘hadi hazırlanan Maldivler’e gidiyoruz’ tadında ve mottosunda bu ülkenin bakir adalarına dolmuş kaldırır gibi uçak kaldırmasını veya bu yöndeki kampanyasını alaya alan yazısı imdadıma yetişti. Yol gösterici oldu ve bu başlığı keşfettim. Malum çivi çiviyi söküyor ve konu konuyu açıyor. Haber Türk’te Bilim Yorum klişesi altında yazan Doç. Dr. Neva Çiftçioğlu Banes’ın ‘Mars’a gitmek günahmış’ başlıklı yazısını okuyunca yine baltayı taşa vurduğumuzu ve sapla samanı karıştırdığımızı anladım.   BAE’deki dini bir kurum ve bilhassa Prof. Faruk Hammade Mars’a gidilmesinin haram olduğuna dair bir fetva yayınlamış. Hâlbuki böyle bir fetva yok. Sadece muhayyilede olan bir fetva. Faruk Hammade Hoca sadece intihar etmenin haram olduğunu ve intihara götürebileceği için de Mars yolculuğunun da bu kapsama girebileceğini söylemiş. Yani zinhar Mars’a gitmek haram diye bir fetvası yok. Maldivler’e gider gibi uyanığın birisi kılına halel getirmeden Mars’a giderse; Zeyd’e hiçbir şey lazım gelmez, bilakis helal olur. Onun ötesinde büyük bir iş yapmış olur. Mesele Mars’ın keşfiyle alakalı değil, insanın sağlığıyla veya hayatıyla alakalı bir durum. Yine meseleyi tersyüz ettik. Tam da Hammade Hoca bu konuda şunları söylüyor. Günümüzde ilmi ve ahlâki bir kriz ve çöküntü var. İnsanlar bilgiyi veya ilmi gazetelerden devşiriyorlar. Bu etimolojik bir krizdir. Dediği gibi de oluyor. Mesele ayağa düşüyor. Bu fetva, ‘Missisipi şelalesinden atlamayın, ölürsünüz’ demek gibi bir şey. Burada sunum üzerinden habbe kubbe yapılmış ve mesele ters aksettirilmiştir. Mesele Mars’a gidip gelmekle alakalı bir değil. Onun fetvası ayrı. Bugüne kadar aya gidilmesinin haram diyene rastlamadım. Haramlılık seyahatin riskiyle alakalı bir durum.

*

Mars’a seyahat mutlak haram olmadığı gibi fetvası da hocadan hocaya değişebilir. Nitekim değişmektedir de. Bunun nedeni risk değerlendirmesidir. Yoksa Mars’a seyahat değildir. Bu hususta fetvanın değişkenliği de çelişki sayılmaz. Nasıl çelişki yok diye itirazlar gelebilir… Usul-u fıkhın önemli kurallarından birisidir. Şöyle der: El hükmü aleş’şey’i fer’un min tasavvuruhi. Bir şey hakkında yargı ve kanaat, o şey hakkındaki algı ve tasavvur düzeyiyle alakalıdır.

Faruk Hammade’ye ulaşan bilgiler Mars gezegenine seyahatin çok riskli olduğu yönündedir ve bu tasavvura göre hüküm vermiştir. Bir başka birisinin elinde buna dair veriler farklı ve çelişkili olabilir. Bu durumda risk asgari seviyede görülebilir. Buna göre de fetva veya hüküm değişebilir. Burada hüküm şarta bağlı olarak değişiyor. Haram oluşunun illeti de risk ve riskin de ölümcül olup olmamasıdır. Faruk Hammade aslında Suriyeli bir muhaddistir. Kendisini sabık Fas Kralı İkinci Hasan keşfetmiş ve ülkesine götürmüştür. Asrımızın önemli muhaddislerinden birisidir ve kendisi ayrıca Selefi ekole değil de Eş’ariliğe mensuptur. Çok sayıda tahkik eseri vardır ve Acuri’nin Ahlaku’l ulema (Âlimlerin ahlâkı) bunlardan birisidir.  Hammade’nin yapmış olduğu tahkikli baskısı elime geçmiş ve okumuştum. Asrımızın mühim muhaddislerinden ve âlimlerinden birisidir. Fas’da yaşaması nedeniyle ülkemizde pek tanınmasa bile Halepli ulemadan Abdulfettah Ebu Gudde ayarında ve onun kademinde olan bir âlimdir.

*

Onun isminin veya fetvasının hafife alınmasına şaşırdım. Hammade hafife alınabilecek bir âlim değil. İki farklı kaynakta iki ayrı hocaya atfedilen bir Hammade değerlendirmesi var.  Kaynaklardan birisinde (Haber 7) değerlendirme, Prof. Cavat Akşit Hocaya atfediliyor.  Haber Türk’te Neva Çiftçioğlu Banes ise Hammade ile ilgili değerlendirmeyi Bayraktar Bayraklı’ya atfediyor. Bu değerlendirme şudur: “Bunlar nasıl hoca, sarhoş mudur nedir bilmem! Böyle din adamı olmaz. Bu nasıl fetvadır! Allah Zariyat Suresi’nde, ‘Rızkınızı göklerde arayacaksınız, zaman gelecek dünya insanlığı olarak uzaydaki gezegenlere gidecek, oralarda hayat kuracaksınız’ diyor…” Ben bu sathi değerlendirmeyi Prof. Faruk Hammade Hocayı tanımamalarına bağlıyorum. Fetvasına katılır veya katılmayabilirler, bu ayrı bir meseledir. Farklı noktalardan baktıklarından farklı sonuçlara ulaşmaları tabiidir. Burada yanlış olan husus birbirimizi tanımadan birbirimizin hakkında gelişigüzel değerlendirmede bulunmaktır. Bu da hocanın bahsettiği gibi etimolojik bir krizin göstergesi ve sonucudur.  Meseleyi bilmeyenler de bulanık suda balık avlıyorlar. İslam’ın matbaa meselesi gibi meseleler dolayısıyla zaten sabıkalı olduğunu düşünüyor ve yazıyorlar. İyi mi