KENDİMİ çok ayıplıyorum Kendimden utanıyorum Niçin

mi .. Arz edeyim: İslam dünyasının ve Müslümanların durumu çok kötü. Irak ta

Müslümanlar kan kusuyor, korkunç bir terör ve zulüm var, sivil halk eziliyor,

dullar yetimler, ölüler, sakatlar, yerinden yurdundan olmuşlar, açlar sefiller

Ben kardeşlerimin bu perişan hali karşısında hıçkırıklarla sarsılarak, seller

gibi gözyaşı dökerek ağlayamıyorum. Vah vah tüh tüh diyerek geçiştiriyorum.

Şu Suriye Müslümanlarının haline bakınız: Ülkeleri harap

olmuş, iki yüz bin ölü, yüz binlerce yaralı ve sakat Yetimler, dullar,

sürünenler Sadece bizde iki milyondan fazla Suriyeli mülteci var. Onlar için

de gereği gibi ve yeteri kadar ağlayamıyorum.

Libyada iç savaş Mısır da darbe idaresi Ezilen

öldürülen Müslümanlar Ben ağlamıyorum.

Bangladeş te Müslümanlar liderler zindanlarda çürüyor,

kimisi idam ediliyor.

Mısırda Müslüman liderlere idam cezaları veriliyor.

Her tarafta kan ateş feryat Bendeniz yemeğimi yiyor,

çayımı içiyor, gezip tozuyor, arada bir acıklı bir yazı kaleme alıyor ve

vazifemi yaptığımı sanıyorum.

Müslümanların haline acıyıp da kaç kere iştahım kaçtı,

yemek yiyemedim

Kaç kere ağlamaktan baygınlık geçirip yataklara düştüm

Kaç kere üzüntüden, kahırdan cinnet geçirecek hale

geldim

Yazık bana Halime, duygusuzluğuma yazıklar olsun. Vah bana

evyah bana

Salat ve selam olsun ona, Peygamberimiz ne demiş:

Müslümanlar bir vücut gibidir. Vücudun bir azasına acı dokunsa, diğer organları

da acı duyar. Ben böyle miyim

Ne kadar rahatım Irakta şöyle oluyormuş, Suriyede böyle

oluyormuş Efendi, şöyleyi böyleyi bırak da bir kenara çekilip katıla katıla

ağlasana.

Ah bende yürek olsaydı, iman kardeşlerimin başlarına

gelen felaket karşısında yataklara düşerdim.

Yazık bana, vah bana, kana kana ağlamak bile gelmiyor

elimden.

Kardeşlerim ölürken benim iştahım bile kesilmiyor.

Bu kadar taş yürekli olmak bana yakışmıyor.

Korkuyorum: Merhamet etmeyene merhamet edilmezmiş

Dün Irak, bugün Suriye Yarın Türkiye olmasın

Komşuda matem, bitişikteki evde vur patlasın çal oynasın

eğlence.

Tarihte de böyle olmuş. Haçlılar Suriyeyi ezip geçip

Kudüs ü aldıklarında Bağdad yardıma koşmamış. Aradan zaman geçmiş, Bağdad ı

Hülagû ordusu dümdüz ettiğinde Şamlılar yardıma gelmemiş. Men dakka dukka

Ağlayıp gözyaşı dökmeliyim Üzüntüden iştahım kaçmalı

Sarsılmalıyım Hiçbir şey yapamıyorum, bari ağlayayım, onu da yapamıyorum.

Kendimden utanıyorum.

(İkinci Yazı)

Müslümanlar Niçin İslam Evlerinde Oturmuyor

MÜSLÜMAN evi vardır, Müslümanın evi vardır. Müslüman,

elinde imkan varsa İslam dininin prensiplerine uygun bir meskende yaşamalıdır.

İslam medeniyetinde ve kültüründe ev konusu vardır.

İmkansızlıktan, parasızlıktan dolayı İslam evinde

oturamayan Müslümana bir şey demem ama Karun kadar zengin olan, fakat İslam

evinde oturmayan kimseleri tenkit eder çok ayıplarım.

Son birkaç on yıl içinde memleket beton evlerle,

rezidanslarla, gökdelenlerle, korkunç apartmanlarla doldu, dağ taş mesken oldu.

Bunların hiçbiri İslam ın ev kültürüne uygun değil.

Şu dev İstanbul da yeni iki üç Türk evi var. Biri Boğazda

Boyacıköyde merhum mimar Refik beyin kendisi için yaptığı Refik-âbad, diğeri

merhum Âsım Ülker in Bağlarbaşındaki evi. Çatalcaya on beş kilometre mesafede

Profesör Nevzat Yalçıntaş ın yaptırdığı yeni ev de klasik harika bir Türk

evidir.

Kendilerini dindar Müslüman sanan imkanlı zenginlerimizin

Müslüman evlerinde oturmamaları, para eksikliğinden değil, kültür ve islamî

akıl ve şuur eksikliğindendir.

Maalesef edebiyatta, mimarlıkta, şehircilikte İslam

kültürü bugünkü kırsal kesim ve magazin zihniyeti ile yürümüyor.

Lisanımız ve edebiyatımız son derece yozlaştı, mimarlık

ve şehirciliğimiz felaket

Yeni evler İslamın tesettür ve hicab ahlakına uygun

değil.

Yeni evler artık öncelikle yuva değildir, maldır.

Mimarisi bozuk yeni evlerimizi, bir kısmı işe yaramaz

saçma sapan mobilyalarla eşyayla dolduruyoruz ve içlerinde sefa ile

oturamıyoruz.

Bir belediye kanunu mu nizamı mı ne var, yeni evlerin

bahçe duvarları yüksek yapılamıyor. Niçin Geçenler karıları kızları görsün

diye. İslama taban tabana zıt bir düşünce.

Müslümanlar İslam medeniyetine, kültürüne, mimarisine,

edebiyatına yabancı düştüler, aliene oldular. Diyanet İşleri Başkanlığının

şunca yıl içinde bir kere bile, cuma hutbesinde İslam evi konusunu işlediğini

duydunuz mu

Müslüman olmuş Batılı bir yazarın kitabı Türkçeye

çevriliyor, kapağında o muhteremin yeni aldığı Müslüman ismi yazılmıyor, eski

Hıristiyan ismi yazılıyor. Batı hayranlığı kemiklerimizin içindeki iliklere

kadar sızmış.

Havalar ısındı ya, camilerde, üzerlerinde İngilizce

yazılar bulunan tişörtler giymiş dindar gençler göreceğiz yine. Dindarı böyle

olursa

İmkanı olmayanlar üzülmesin, onlara bir şey dediğim

yoktur. Ben zenginlerimizi, idarecilerimizi, belediyecilerimizi tenkit

ediyorum. Parası ve imkanı olan herkes (küçük de olsa) bahçeli bir İslam evinde

oturmalıdır. Meskenlerimiz İslamın tesettür, hicab, iffet, hayâ değerlerine

uygun şekilde inşa ve bina edilmelidir.

Avrupanın medenî ülkelerinde eski evler, binalar

korunuyor, bunların bir kısmı ev, bir kısmı işyeri olarak kullanılıyor. Bizde,

şu anda, dev İstanbulda, hakikî bir Türk evinde oturan bir tek zengin veya orta

halli aile bulamazsınız.

Ruhlarımız betonlaşmış.

Edebiyata gelince mangalda kül bırakmayız. Eve gelince

yaya kalmışız.

Atalarımız dünyada mesken âhirette iman demişler. İmanlı

insanlar dünyadaki meskenlerini imanlarına uygun şekilde yapar.

Müslümanlar, Müslüman evlerinde Müslümanca oturup

yaşamadıkları müddetçe iflah olmazlar.

19.04.2015