AİHM nin başörtüsü konusunda aldığı kararlar derinlemesine incelendiğinde Avrupalıların bizi kendilerine benzetmeye çalıştıkları açıkça görülür. Batı hayranları için Batılılara benzemek belki desteklenebilir ama olaya ortada iki ayrı din, iki ayrı kültür ve iki ayrı medeniyet olduğu noktasından bakıldığında bu benzemenin istense de istenmese de sınırlı kalacağı, aslında sınırlı bir benzeşmeye Avrupalıların da razı olmadıkları, onların peşinde koştukları şeyin Türkiyenin İslâm kültürü ve medeniyetini terk ederek kendi din ve kültür potası içinde erimesidir. Bunu beklemiyorlar hatta ABye aldık alıyoruz oyalamacası ile zorluyorlar. Yapılan bir takım uyum çalışmaları çeşitli alanlarda Türkiyenin Avrupaya benzemesini hızlandırmaya yöneliktir.
Avrupanın tüm insan hak ve özgürlükleri nutuklarına rağmen kendi insanı ile Türk insanına farklı muamele yapması, hatta Türk vatandaşlarından kendisine müracaat edenler arasında bile ayrımcılık yapıyor olması ABprojesinin yeniden gözden geçirilmesi gerektiğini gösteriyor. Gösteriyor ama nedense bu ülkeyi yönetenler Avrupadan gelen tüm isteklere gönüllü rıza gösteriyorlar. Bir bakıma Türkiyenin ABye girmesi, daha doğrusu giremeyecek olmasına rağmen girecekmiş gibi AB ile bütünleşme çabalarının kendi medeniyetini terk ederek bir başka medeniyet için yer alma çabası olduğunu görmemek, görüyor olmalarına rağmen görmezden gelmenin bu ülkeyi bir süre sonra tamamen kimliksizleştireceğini bile bile aynı yolda ısrar edilmesi anlaşılması zor bir olaydır.
Türkiyenin AB ile bütünleşmesi özellikle din farklılığı sebebiyle mümkün değildir. Mümkün olabilmesi için ABnin tüm kurumlarının İslâmın ayrı bir din olduğunu kabullenmeleri, bu dinin yaşanabilmesi için müdahaleye imkan vermediğini bilmeleri ve kabullenmeleri gerekir. Yoksa, İslâmiyeti Hıristiyanlıkla aynı kefeye koyar, Müslümanların da Hristiyanlar gibi yaşamalarını din özgürlüğü olarak algılar ve yorumlarsa ve kararlarını da buna göre verirse İslâmiyet in Hıristiyanlaştırılması gündeme gelir ki, buna bu millet kesinlikle izin vermez. Hatta, ABye Türkiye alınmış olsa bile Avrupalılar bu ısrarlarını sürdürdükleri takdirde ciddi bir çatışmaya zemin hazırlayabilir.
Lafı uzatmanın anlamı yok. Müslümanların inanç özgürlüğü konusunda Avrupadan ve AİHMden medet umması yanlıştır. Çünkü, Avrupalılar için din deyince kendi dinleri ve anlayışları akla geliyor ve hükümlerini de kendi anlayışlarına göre veriyorlar. Kendi tahrif edilmiş dinlerinde başörtüsü diye bir konu olmadığı için de insanımız başörtüsünü inanç özgürlüğünün çok önemli bir parçası olarak görürken, Hıristiyanlar olaya başka açıdan bakıyorlar. Avrupalılara göre bizim inanç özgürlüğünden yararlanmamızın tek şartı var o da, onlara benzemekten geçiyor. Bizim Avrupalılara benzememiz ise bizi biz olmaktan çıkartır, kimliksizleştirir. Bazılarının sandığı gibi eski kimliğimizi terk ederek yeni AB kimliğine kavuşmamız mümkün değildir. Kimlik medeniyet demektir. Bu bakımdan bu kimlik gömlek değiştirir gibi değiştirilemez, birisi çıkartılıp bir başkası giyilemez. Kendi kimliğimizi terkederiz, yerine bir başkasını ikame edemeyeceğimiz için ortaya ne olduğu belli olmayan şekilsiz, bir toplum çıkartılmış olur.
Şu günlerde AİHMnin verdiği kararın tartışılmasından çok Türkiyenin ABye girme çabalarının tartışılmalı, bu sevdadan vazgeçilmesi tartışılmalıdır. Bu millet hiç kimsenin kapı kulu olmamıştır, bundan sonra da olmayacaktır. ABye girmek demek böyle bir tehlikeyi gündeme getiriyor. Çünkü, kimliksizliğe milleti mahkum edecek bir yolun sonu kapı kulluğunu gündeme getirecektir.