Geçtiğimiz Cuma günkü yazımda, “HDP, Kandil’e rağmen hareket edebilir mi ” diye sormuş kendimce bu soruya cevap aramıştım. Cevabımda da, bugüne kadar Kandil’e destek veren bazı ülkeler ile uluslararası güçler terör örgütünden desteklerini çekmedikleri sürece barış sürecinden beklenen sonucun alınmasının zor olacağını belirtmiştim. Terör örgütlerinin arkalarında bir takım dış destekler olmadığı takdirde uzun ömürlü olmayacaklarına, PKK terör örgütünün bu ülkede 30 yılı aşkın süreden beri varlığını korumasının esas sebebinin bir takım iç sebepler ve hak aramak değil, dış güçler olduğuna vurgu yapmıştım. Kısacası, Cumhurbaşkanı ve Başbakan’ın her an silahların bırakılması açıklamasının yapılabileceğini söyledikleri günlerde böyle bir yazıyı bazı meslektaşlarım gibi kendilerine servis edilen özel bilgilere dayanarak değil, yıllardan beri bu tür olayları takip ediyor olmaktan dolayı karamsar bir havaya girmiştim. Yoksa bu ülkede terörün son bulmasını isteyenlerin en başında gelirim. Söz konusu yazımdan iki gün sonra yani Pazar günü iktidar yanlısı bir gazetede büyük puntolarla ve genişçe yer verilen bir haber yer aldı. Haber, “Alman silahları PKK’nın elinde” başlığı altında verilirken Suriye’de PYD ile birlikte savaşan Peşmergelere Almanya’nın, ülkesinde askeri eğitim verdiği, PYD’ye gönderilen silahların PKK’ya ulaştırıldığı ileri sürülüyordu. Yani bizim, Kandil’in arkasındaki dış destek çekilmeden başarıya ulaşılamayacağı tezimiz doğrulanmış oluyordu. Hemen belirteyim ki PKK’ya silah dâhil her türlü desteği veren tek ülke elbette Almanya değil. CIA ve MOSSAD yani ABD ve İsrail’in bu alandaki faaliyetlerini artık bilmeyen yok. PKK, Kandil ve Barış Süreci ile ilgili haberler elbette yukarıda dikkat çektiklerimizden ibaret değil. Pazartesi günkü gazetelerde bu defa, “Kandil bahane üretmekle meşgul” başlığı altında toplayabileceğimiz haberler medyada yer aldı. Bu haberlerin detayında özetle şöyle deniyordu:
“Çözüm sürecinde hızlanan adımlara karşın Kandil iki yıldan bu yana olduğu gibi olumsuz tavrını sürdürüyor. Öcalan’ın çağrısına olumla yanıt vermesi beklenen Kandil, son HDP görüşmesinde iç güvenlik yasa tasarısını bahane ederek seçime kadar zaman kazanmaya çalışıyor.”
Kandil’in bu tavrı bazılarınca, “Öcalan’a Kandil darbesi” ya da “Kandil Öcalan’ı açığa düşürme pahasına silahsızlanma çağrısını engelliyor” şeklinde yorumlanıyordu.
Gelişmeler bununla da kalmadı, dünkü gazetelerde Öcalan’ın Türkiye’ye getirilmesinin yıldönümü vesilesiyle, “Cizre ve Silopi ateşe verildi” şeklindeki haberler medyaya yansıyordu.
Tüm bunlar çözüm sürecinin arzu edilen şekilde son bulması için öncelikli olarak Kandil’in arkasındaki elin/ellerin kırılması gerekiyor. Artık bu gerçeği görmeden ve dikkate almadan ülkemizde kalıcı bir barışın sağlanması imkânsız olmasa bile zor görünüyor. Özellikle de, Kandil’in arkasındaki ülkelerle birlikte hareket etme istek ve niyetinin de Türkiye’ye bir şey kazandırmadığı sadece kaybettirdiği gerçeğinin farkına varmamız gerekiyor.