Öncelikle bunun için çok dingin bir ortam gerekiyor. Kurbanın dikkatini yalnızca sana vermesi için etrafta hiçbir uyarıcı olmaması lazım. Ne de olsa saldırı aniden ve direkt gelecek ki, etkili olsun. Etkinin daha da uzun sürmesini istiyorsanız, üzerinize de dikkat çekici bir şeylerin olmamasına dikkat edin. Eğer bayansanız parlak ve renkli kıyafetlerden kaçının. Abartılı takı takmak en dikkat çekici durumlardan olduğu için mümkünse hiç takmamaya özen gösterin. Masada oturmak yerine ayakta durmayı tercih edin. Kurbana rahatsızlık içerisinde kolayca tesir edebilirsiniz. Ve muhabbete başladığınızda öncelikle sempatisini kazanmaya çalışın. Ne de olsa kalbini kırdığınızda, sizden yeterince uzaklaşacak ve nefret edecektir. Kısa süreli samimiyetin tadını çıkarın. Hedefinizde yavaş yavaş yol alın. Bu herhangi bir cümle ile olabilir. Aşağılama yöntemleri de geliştirebilirsiniz. Bu nedenle kurbanı karakter olarak çok iyi analiz etmeniz gerekiyor. Nelerden hoşlanır, nelerden nefret eder, zayıf noktası nedir. Her biri ayrı araştırma konusudur. Kalbini nerde kırmak istiyorsanız, orda kırın ve bırakın. Kırıp bıraktığınız yere bir daha hiç dönmeyin. İşin raconu katilin olay mahaline geri dönmemesidir ne de olsa… Dönünce kanıt bırakma riski fazladır çünkü. Ve kırdığınız kalbin bir ömür hayatından, gözünden, yaşantısından düşmüşsünüzdür. Hayırlı olsun. Gidip, evinizin en güzel köşesinde bir keyif kahvesi ile bunu kutlayabilirsiniz.(!)

İroni bir tarafa, bu insanlara nasıl davranmalı Bunu adet edinmiş, karşı tarafın kişiliğini önemsemeden yaşantısına devam etmeye çalışan karakterlere sabredip geçmeli muhakkak. Ve onu, ne niyetle yaptığına dikkat etmeli. Bazıları ciddi manada bilinçsizce yapabiliyor çünkü. Ya da ölçüsünü bilmediğinden. Kasıtlı yapanlara ise, “Kalp kırmak, Kabe’yi yıkmak gibidir.” hadisini hatırlatın. Nasıl ki, asırlardır Ka’beye kimse dokunamıyor, yıkmaya cesaret bile edemiyorsa, insan kalbi de o kadar dokunulmaz ve değerli olmalı. Bir gelincik gibi hassas davranılmalı. Eğer bu eylem kaza ile yapılmışsa, tekrar tamiri için itimad göstermeli. Şiddetli bir çaba sarfetmeli. Ne de olsa yıkılan neredeyse “Kabe” değil mi

Kalp kırmadan yaşanabilir mi, sorusu hepimizin aklına gelecektir. Muhakkak ki Yaratıcı, kulundan yapamayacağı bir şey istemez. Demek ki bizler Kabe’yi yıkmadan yaşayabilecek bir düzeneğe sahibiz. Sorun bizlerin bu düzeni hakkıyla kullanamamasından kaynaklanıyor. Ve yine içe, içimize dönmeli, bu yolda ruhun frekansları ile oynamalıyız. Çünkü insan yine insandır. Çaba bizden, takdir Allah’tan vesselam…