Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimiz in bu hadis-i şeriflerinde övülen kişiler olabilmek için; ilki Hz. Osman (R.A.)nun hilafeti zamanında, Şam Valisi bulunan Hz. Muaviye (R.A.) tarafından olmak üzere, Hicri 32. senesinden itibaren pek çok İslâm komutanı ve İslâm ordusu İstanbul u defalarca, tam 29 kerre kuşatmıştır. Fakat, İstanbul u fethetmek, askeri dehası bugün de herkesçe kabul edilen 21 yaşındaki Fatih Sultan Mehmed e nasip olmuştur.
Bir de Fetih Hadis-i şerifinde verilen mesaja temas etmek istiyorum. Fakat önce peygamberî bir uygulamadan söz etmemiz uygun olacaktır. Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz, başlangıçtan beri ashâb-ı kiram bunaldıkça, gelecek parlak günleri ve İslâm hâkimiyetini haber vererek onları, hem teselli etmiş, hem de tam bir dayanıklılık göstermeleri noktasında eğitmiştir. Meselâ; Habbab b. Eret (R.A.) şöyle demiştir: İslâm ın ilk günlerinde Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz, Ka be nin gölgesinde kaftanını yastık yaparak dayandığı bir sırada kendisine Kureyş müşriklerinin işkencelerinden şikâyet ettik:
Yâ Resûlellah! Bizim için ALLAH tan zafer dileyemez misin Bunların zulmünden kurtulmamız için ALLAH a duâ edemez misin dedik. Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz yüzü öfkeden kıpkırmızı olduğu halde hemen oturdu ve şöyle buyurdu:
"Sizden önceki ümmetler içinde öyle (mazlum) kişi bulunmuştur ki, müşrikler tarafından onun için yerde bir çukur kazılır, o kişi bu çukura (başı meydanda kalarak) gömülürdü. Sonra büyük bir testere getirilir, başı üstüne konulur, ikiye bölünürdü de (bu işkence) o mü mini dîninden döndüremezdi. (Bir başkasının da) demir taraklarla etinin altındaki kemiği ve siniri taranırdı da bu işkence o mü mini dîninden çeviremezdi. ALLAH a yemîn ederim ki, şu İslâm Dîni ni muhakkak surette kemâle erdirecektir. Öyle bir derecede ki, bir süvari (yalnız başına) San â dan Hadramevt e kadar (selâmetle) gidecek, ALLAH tan başka hiçbir şeyden korkmayacak yâhud koyun sahibi yolcu, koyunu üzerine kurt saldırmasından korkacaktır. Fakat sizler acele ediyorsunuz!" (Bak. Buhari, Menâkıb: 25; Menakibu l-ensar:28, İkrah: 1; Ebû Dâvûd, cihad: 97; Ahmed b. Hanbel. 5/109.)
Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimiz in yemîn ile ve en kuvvetli te kîd edâtlarıyle sağlayarak haber verdiği bu kudret ve hâkimiyet, daha kendisi hayatta iken, ilk çeyrek asır içinde gerçekleşmiş ve müslümânlığın adalet nuru Arab Yarımadası nın en karanlık yerlerine kadar girmiştir. Bu ise hiç şübhesiz hârika ve büyük bir mu cizedir.
Medine döneminde de Hendek Harbi öncesinde müslümanlar, büyük bir gayret ve fedakarlıkla Medineyi savunmak için hendek kazmaya çalışırken, Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimiz kendilerine Yemen, Kisrâ ve Kayser in saraylarının ve nüfuz bölgelerinin müslümanların eline geçeceğini müjdelemiştir.4 Bu müjdeler, müslümanlara içinde bulundukları sıkıntıları atlatacaklarını, yani bir anlamda zaferi önceden haber vermektir. Asla kuru bir cesaretlendirme taktiği değildir. Çünkü Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimiz hiç kimseyi aldatmaz. O nun verdiği haberler, mutlaka doğrudur, öylece tahakkuk eder ve etmiştir. Tarih, Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimiz in verdiği hiç bir haberde yanıldığını tesbit edebilmiş değildir.