Yeni bir yıl yeni ümitler demektir. Ama 2015 hiç de öyle bir yıl olacağa benzemiyor. 2014’ün son dakikalarına kadar yaşanan gelişmeler, önümüzdeki yıla yönelik son ümit kırıntılarını da ortadan kaldırmış durumda. Dolayısıyla, önümüzdeki yıla yönelik “papatya falı” açmanın da bir anlamı yok, ne de olsa “perşembenin gelişi çarşambadan belli”!
Bu kapsamda, başkenti Doğu Kudüs olan bağımsız Filistin devletinin kurulmasını öngören Filistin karar tasarısının BM Güvenlik Konseyi (BMGK)’nde kabul edilmemesi bunun en somut örneklerinden birisi...
Ortadoğu merkezli yaşanan son gelişmelerde sorunun önemli bir halkasını, hatta temelini oluşturan nedenlerden birisi olarak da karşımıza çıkan Filistin-İsrail meselesinde alınan bu karar, aslında ABD-İsrail ikilisinin nasıl bir dünya tasavvur ettiğinin de en büyük göstergesi.
Bu karar ile Filistin Devleti projesi rafa kaldırılırken, “Büyük İsrail Projesi”ne (BİP) hız kazandırılacağı görülüyor. BMGK’da alınan son karar bunun açık bir göstergesi olarak değerlendirilebilir. Görünen o ki, ABD-Avrupa arasındaki bilek güreşinde kazanan ABD-İsrail ikilisi. Bunun bir diğer anlamı da Avrupa menşeli Ortadoğu haritasının, bir diğer ifadeyle Sykes-Picot düzeninin değişeceği ve yerini ABD-İsrail menşeli Büyük Ortadoğu Projesi ya da BİP’de öngörülen haritanın/düzenin alacağı...
Dolayısıyla, düne kadar ABD Başkanı Barack Obama’nın Hüseyin ismi üzerinden dillendirilen bazı iddiaların aslında bir şehir efsanesinden öte olmadığı, “saf Müslümanları” uyutmaya yönelik büyük bir psikolojik operasyonun parçası olduğu da ortaya çıkmış vaziyette.
Bu bağlamda İsrail Genel Güvenlik Servisi (Shin Bet) tarafından yayınlanan Ortadoğu raporu oldukça dikkat çekici. Söz konusu raporda İsrail askeri istihbarat yetkilileri tam bir felaket tellallığı yapıyor. Rapora göre Ortadoğu daha tehlikeli bir sürecin içerisine giriyor. İlgili ifade aynen şöyle: “Ortadoğu gelecek yıl içinde yaşanması zor bir bölge haline gelecek, belki de dünyadaki en kötü ve en tehlikeli bölge olacak.”
Bölge ülkelerinin sosyal olarak çöküntü içerisinde olduğu, siyasi olarak sarsıntılar geçirdiği ve ekonomik olarak gittikçe fakirleşecekleri ifadelerine yer verilirken, bunun sonucunda Ortadoğu ve Kuzey Afrika’nın daha da istikrarsızlaşacağı ve ulus-devletlerin dağılacağına dikkatler çekiliyor.
Raporda bu husus: “Arap Baharı ülkeleri ekonomik olarak kriz içerisine sürükleniyor, bu kriz düşen petrol fiyatları ışığında gittikçe kötüleşecek. Bu durum, Irak, Suriye ve Libya’daki bölünmüşlüğü artıracak. Hatta Mısır ve İran’daki rejimleri de zayıflatabilecek. Bunlar arasında istikrarlı gibi görünen Suudi Arabistan’daki gençler arasında işsizlik oranı yüzde 30’lara çıkacak. Bu gençlerin çoğu kendine toplumsal hayatta yer bulamıyorlar ve İsrail’in etrafındaki silahlı hareketlere katılıyorlar. Böylelikle geride bıraktığımız senelerde olduğu gibi, Müslümanlar tarafından daha çok Müslüman kanı dökülecek.” şeklinde yer alıyor.
Yukarıda da görüldüğü üzere, söz konusu raporda Irak, Suriye, Lübnan, Filistin ve Yemen olarak ortaya çıkan “ateş hattı”na yeni ülkeler ilave ediliyor. Bu noktada, bölge ülkelerine yönelik tahminlerde adı zikredilen bu beş ülkenin dışında; İran, Ürdün, Mısır, Suudi Arabistan ve bir bütün halinde Kuzey Afrika’nın adı geçiyor. Burada dikkat çekici iki husus var: Birincisi bu listede adı sayılan bazı ülkeler, ikincisi ise adı geçmeyen ülkeler. Özellikle de bir ülkenin adının geçmemesi oldukça ilginç. Hangi ülke ve ülkeler mi İsterseniz adım adım gidelim...
Listeye İran ve Körfez ülkelerinden sadece Suudi Arabistan’ın adının eklenmesi oldukça ilginç. Tabi işin bir de Mısır boyutu var. Sisi ile Camp David çizgisine çekilen Mısır ve Batı dünyası ile yeni bir işbirliğine dâhil edilmek istenen İran’a yönelik öngörüler daha çok aba altından sopa gösterme şeklinde değerlendirilebilirken, açıkçası Suudi Arabistan’ın bu listeye adının dâhil edilmesi çok da anlaşılabilir değil.
Gerçi basında Suudi Arabistan ile ilgili son dakika haberleri de yer almıyor değildi. Özellikle de ABD ile ilişkilerde denge adına Rusya’ya yönelik çağrılar, akabinde bir takım saray entrikaları ve istihbaratın başındaki Prens Bander’in apar topar görevini bırakması ve 2014’e damgasını vuran kadın sürücülere yönelik cezalar gibi...
Dolayısıyla meselenin sadece araba kullanmak isteyen kadınlar ve bunlara yönelik yasaklamalar olmadığı daha net anlaşılıyor. Açıkçası, Suudi Arabistan’daki kraliyet ailesi açısından 2015 hiç de kolay geçeceğe benzemiyor. Bunun için Ralph Peter’in Büyük Ortadoğu Projesi haritasına şöyle bir bakmak fazlasıyla yeterli olacak gibi...
Adı bahsedilmeyen ülke ya da ülkelere gelince. Öncelikle daha az dikkat çekici olandan başlayalım. Düne kadar Müslüman Kardeşler’e yönelik tavrından dolayı eleştirilen Katar’ın adı bu listede yok. Uzun süre çatışmalara sahne olan Birleşik Arap Emirlikleri’nin de adı geçmiyor. Ve tabi Kuveyt’in de...
Bir ülke daha var, o da Türkiye. Türkiye’nin adının geçmemesi elbette sevindirici ama bunca yaşananlardan sonra adının zikredilmemesi sizce de dikkat çekici değil mi Bundan ötürü söz konusu raporu fazlasıyla dikkate almakta fayda var; bahsedilenler ve edilmeyenler boyutuyla!