Dikkatinizi çekmiştir, İran Teröre Karşı İslam

İttifakı nın bir üyesi değil. Dolayısıyla, ilk değerlendirmeler bu oluşumun bir

Sünni İttifak olduğu ve Sünni İslam Dünyası nın kendi içindeki bölünmüşlüğü

ortak bir hedefe doğru aynı kurumsal çatı altında bertaraf etmek istediği

şeklinde.

Bunun bir diğer anlamı ise, Şiilik boyutuyla İslam

dünyasındaki bölünmüşlük. Nitekim Teröre karşı İslam İttifakı , Şii İslam

Dünyası ile bölünmüşlüğün yeni bir adresi olarak algılanmakta gecikmedi. En

azından bu durum İran tarafından Şii Jeopolitiği ne ya da Direnç Cephesi ne

yönelik bir hamle olarak değerlendiriliyor.

Peki, bu noktada İransız bir ittifak gerçekten terörle

mücadelede başarılı olabilir mi Teröre karşı bölgesel-uluslararası

işbirliğinin şart olduğu bir dönemde bu durumu nasıl izah edebiliriz Ve bir

diğer soru, gerçekten Şii dünyası bu oluşumun tamamen dışında mı Şiiliği

burada İran ile özdeşleştirmek ne kadar doğru olur

***

Eğer İran üzerinden Sünni ve Şii ayrımına gidersek, o

zaman diğer Şii ülkelerin ve halkların iradesini İran ın ipoteği altına koymuş

oluruz ki, bu çok doğru olmaz. Nitekim söz konusu ittifak üyeleri içinde

nüfusunun önemli bir kısmını Şiilerin oluşturduğu ülkeler olduğu gibi, şu an

İran ile birlikte Direnç Cephesi içinde yer alan ve sahada mücadele eden

grupların bulunduğu devletler de söz konusu.

Ayrıca, Teröre Karşı İslam İttifakı nı Sünni-Şii İslam

dünyası arasındaki kutuplaşmanın bir adresi olarak gösterirsek, bu durumda

İttifak a üye olmayan diğer Müslüman ülkeleri hangi kategoriye koymamız

gerekecek Bundan dolayı İttifak üzerinden yeni kamplaşmalara yol açacak

söylemden uzak durmak ve hedeflerini sınırlı tutmak, başlangıç itibarıyla en

doğru strateji olacaktır.

Diğer taraftan İttifak, İran ın bölgedeki kontrolsüz

yayılmacı hırsının önünde bariyer olacağı gibi, Sünni İslam dünyasına karşı

geliştirdiği argümanları da zayıflatabilecek ve tutumunu gözden geçirmeye

zorlayacak önemli bir yapı olabilir. Tabi bunun için kararlı bir mücadele

stratejisi şart.

***

Burada İran açısından iki önemli etki olacağa benziyor.

Birincisi, İran düne kadar IŞİD i desteklediğini iddia ettiği ülkelerle ilgili

olarak eskisi gibi rahat hareket edemeyecek ve başta ABD olmak üzere, başka

ülkelerden gördüğü desteği sağlamakta zorlanacak.

Çünkü İran, İttifak ın attığı bu ön alıcı hamle ile

bölgeye yönelik müdahalelerinin meşruiyet gerekçesini/zeminini büyük ölçüde

kaybetmiş olacak. O yüzden İttifak ın terörle, özellikle de IŞİD le

mücadelesinde ortaya koyacağı performans önemli. Tüm gözler bundan dolayı

İttifak ın IŞİD e yönelik operasyonlarında olacak ki, bu baskıyı ve yakın

ilgiyi göğüslemek açıkçası hiç de kolay olmayacak.

Nitekim ABD Savunma Bakanı Ashton Carter, Suudi

öncülüğündeki yeni koalisyon, ABD nin IŞİD le mücadelede Sünnilerin daha büyük

rol oynaması yönünde uzun süredir yaptığı çağrılarla uyumu bir adım ifadesi

ile bu hususa dikkatleri çekiyor.

Aynı şekilde, Almanya da yayın yapan Frankfurter

Rundschau gazetesi de: Ne yazık ki Suudi Arabistan bunu nasıl yapmak

istediğine ilişkin bir plan ortaya koymadı. Peki, bu durumda Suudilerin

açıklamalarını sadece hoş sözler olarak mı algılamak gerekir diye soruyor.

Alman gazete, adeta Suudi Arabistan ın attığı adımı dostlar alışverişte

görsün demeye getiriyor ve  Teröre

Karşı İslam İttifakı nı hiç de inandırıcı bulmuyor.

***

İran açısından ikinci önemli husus ise, şu ana kadar

destek verdiği bazı grupların bundan sonraki süreçte bölge istikrarını tehdit

eden birer terör örgütü olarak kabul edilme olasılığı. Bu bağlamda ilk akla

gelen ülkeler Irak, Suriye, Yemen ve Bahreyn de İran adına savaşan ya da onunla

ittifak içerisinde olan gruplar. Örneğin, Hizbullah gibi...

Dolayısıyla, İran ın Sünni İslam dünyasına karşı

kullandığı argümanlar ve suçlamalar ile kendisinin karşı karşıya kalma durumu

söz konusu olabilir. İttifak ın başta IŞİD olmak üzere tüm terör örgütlerini

hedef aldığını açıklaması bu açıdan önemli.

Peki, tüm bunlar ne anlama geliyor Çok basit, İslam

dünyası terörle mücadele edeyim derken, bir iç savaşa doğru sürükleniyor. Eğer

bunun önü alınamazsa, o zaman İslam dünyası uluslararası güvenliği tehdit eden,

istikrarsızlaştıran unsurların adresi olarak ilan edilir ve topyekûn bir

saldırıyla karşı karşıya kalabilir. Bu ise, Kıyamet Savaşı demektir.

Ankara-Riyad-Tahran hattının süreci bir de bu açıdan değerlendirmesinde fayda

var.