Küresel ve ulusal bazda insanlık sanki medyaya mahkum. Medyanın gösterdiği ile yetinmek durumunda kalıyor. Bir bakıma insanlığın büyük bir bölümünün doğru ve yanlışlarını medya belirliyor. Medyadan söz ederken dördüncü kuvvet olduğuna, insanlığın haber alma hakkının ancak özgür medya ile teminat altına alınabileceğine dikkat çekilir. Elbette özgür bir medyanın olmadığı yerde insanların haber alma özgürlüğünün varlığından da söz edilemez. Sanıyorum bu noktada özgür medyanın tarifi önem kazanıyor. "Özgür basın istediğini yazabilen basın mıdır " Ve yine "Özgür basın patronların çıkarlarını korumak için yayın yapan basın mıdır " sorusu akla gelebilir. Bir başka soru ise; "Paranın putlaştırıldığı vahşi kapitalizmde patronların eline geçmiş medya ne ölçüde özgür olabilir " şeklinde ifade edilebilir.

Bu sorulara herkes kendi ideolojik ve  siyasi anlayışına göre cevap verebilir. Ancak, hemen belirtelim ki tarafsız medya, medyanın olaylar karşısında tarafsız bir tutum takındığı, olayları hiçbir yorum süzgecinden geçirmeden veren basın anlamına da gelmiyor. Haberin olduğu gibi verilmesi, yorum ile haberin birbirinden ayrılması medyanın tarafsızlığı için yeterlidir. Elbette her medya mensubunun siyasi ve ideolojik bir mensubiyeti vardır ve bu mensubiyet haberi algılama ve sunmada etkili olur.  Tabii ki medyanın özgür olması yalan yanlış haberler verme hakkına sahip olduğu anlamına gelmez.  Zaman zaman ideolojik ve siyasi yaklaşımlar ile medya tarafsızlığını yitirebilir, yalan yanlış haberler verebilir. Bu ideolojik yaklaşım sonucu ortaya çıkar. Bazen de medya siyasi gücü elinde bulunduranların tesiri altına girebilir. O zaman da iktidarın sözcülüğünü ve borazanlığını yapabilir. Elbette medyanın siyasi iktidar dışında da bazı güç odaklarının sözcülüğüne soyunduğu olabilir. Bu çıkar için olabileceği gibi güç karşısında duyulan korkudan da ileri gelebilir.

Tüm bu durumlarda toplumun olayları olduğu gibi medya aracılığı ile öğrenmesi mümkün olmaz. Bu noktada insanların medyaya mahkumiyeti ortaya çıkar. Çünkü, insanlar olayların gerçeğini değil, gösterilenini görmekte ve bilmektedirler. Bu durum kuyudaki insanın kuyunun ağzında gezinenlerin kuyuya yansıyan gölgelerine bakarak ne olduklarını tahmin etmeye çalışmasına benzer. Kuyunun ağzında bir takım insanlar ya da başka canlılar dolaşıp onların gölgeleri kuyuya yansıyabileceği gibi, kuyudakileri kandırmayı  çıkarlarına uygun görenler kuyunun ağzında bir takım maketler gezdirerek sanki kuyunun ağzında maketini dolaştırdıkları insan ya da hayvanların dolaştığını zannetmelerini sağlarlar. Bunu da medya vasıtasıyla yaparlar. Halbuki hiçbir şeyin gölgesi aslı değildir. Gölgeler çoğu zaman insanları yanıltabilir. Bu bakımdan kuyudaki insan için artık olaylar birer gölge oyununa dönüşür. Maketleri oralarda dolaştıranlar kuyudakileri istedikleri yöne çevirebilirler. Kitlelerin iradeleri devre dışı kalır. Bu misali kukla ve kuklacılar şeklinde de ifade etmek mümkündür.

Hemen belirtelim ki çoğu zaman topluma yanlış bilgi vermektense eksik bilgi vermek daha gerçekçi olabilir. Çünkü, eldeki bilgilere bakarak fotoğrafın tümünü tamamlanmak mümkün olabilir. Ama, yanlış bilgilerle fotoğrafın bütününü tahmin etmek çoğu zaman imkansızdır.

Kısacası, gerek küresel, gerek ulusal bazda insanlık haberler konusunda medyaya mahkum edilmiştir. İnsanlık bir takım gizli odaklar ve güçler tarafından medyanın desteği ile yönetiliyor dersek yanlış söylemiş olmayız.

Son bir aydır Türkiyede yaşananları, operasyonları, Peres-Abbas ziyareti ve yaptıkları konuşmalar, imzalanan anlaşmaları bir de yukarıda anlattıklarımız ışığında değerlendirirseniz nasıl bir sonuca ulaşacağınızı merak ediyorum.