Bismillâhirrahmânirrahîm;
Suriye iç savaşının hassas bir kırılma noktasına geldiği ortada. ABD, İsrail, Rusya, Fransa, İngiltere gibi bütün sömürgeci ülkeler Suriye topraklarına üşüşmüş durumda. Suriye’yi bu hale getirenlerden çözüm beklemek ne büyük aldanış. Sömürgeci güçleri Suriye’de karar mercii yapamayız. Çözüm bölge ülkeleriyle bir araya gelmekte. Bu konudaki asıl görev, Suriye’ye 910 km. sınırı olan Türkiye’nin üzerinde.
Önce “barışçı bir yol” izlenmeli. Diplomasi bu amaçla kullanılmalı. Emperyal güçler hep Müslüman’ı Müslüman’a kırdırma yöntemini izliyor. 8 sene süren İran-Irak Savaşı, devam eden Yemen-Suudi Arabistan gerginliği, Suriye’de 9 yıldır süren iç savaş bunun örnekleri. Türkiye emperyal güçlerin tuzağına düşmemeye azamî derecede dikkat etmeli.
Hâlâ Suriye olayının Türkiye için önemini kavrayamayanlar var. Bütün temel öngörülerinde haklı çıkan rahmetli Erbakan Hocanın 2003’teki şu uyarısına dikkat edilmeli: “Suriye işgale uğrarsa hedef Türkiye’dir.” Numan Kurtulmuş çok isabetli bir söz etti: “Türkiye’nin Suriye politikası baştan beri yanlıştı.” (05.01.2017)
Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu haftalık basın toplantısında Suriye konusunda çok önemli açıklamalar yaptı: “Diyalog dışındaki her yol çatışmayı büyütür. ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi’nin (BOP) hedefini anlamadan bugünkü yaşananları anlayamayız. Erdoğan geriye dönüp yapılan hatalara bakmazsa, buradan çözüm çıkmaz. Bir araya gelmekten başka çözüm yok. Çatışma Siyonizm’in, İsrail’in işine yarıyor.” (04.03.2020)
ÇÖZÜM İÇİMİZDE
SÖMÜRGECİLERİN aklına uyan halkı Müslüman olan ülkelerin liderleri, ülkelerinin insanlarını zillete sürüklüyorlar. Saddam bunun en canlı örneği. ABD’nin tahrikine aldanarak sebepsiz yere İran’la savaşa girişti. 1980-1988 arasında yaşanan savaş 8 yıl sürdü. Taraflar tuzağı gördüler; galibi olmayan bir savaş yaşandı. 1 milyon insan öldü. 250 milyar dolar maddi zarar meydana geldi.
Saddam, ABD’nin dolduruşuna gelerek Kuveyt’i işgal etti. Arkasından ABD Saddam’ı devirme girişimi başlattı. Onu operasyonla yakalattı. 30.12.2006’daki kurban bayramı günü idam ettirdi.
Sömürgeci aklına uyarak âbâd olunmaz. Çözümü içte arayalım. Konunun uzmanları ve siyasî liderlerle istişare edip bütün alternatifleri denemeli; güçlü bir diplomasi yürütülmelidir. Ateşkes ilânının devamı, bölgedeki sorumluluğumuz gereği, Suriye yönetimiyle diplomatik iletişime geçmek olmalı.
Hükümet diğer ülkelerle görüşebilir; ama çözümün adresinin Suriye yönetimi olduğu bilinmelidir. Mehmet Barlas, hükümetin Esad takıntısına vurgu yaparak, “Suriye iç savaşına ABD’den gelen değerlendirmelere göre yaklaştığını” (07.09.2018) anlatmıştı. Bilge Başkan da, “Suriye’ye 15 dakikada gireriz” diyen AKP’lilere, “15 dakikada girersiniz, ama 15 senede çıkamazsınız” demişti.
Fransa, İngiltere Suriye’nin parçalanmasını istiyor. Trump, “Bırakın, Türkiye Suriye’yle savaşsın” diyor. İsrail’in iştahı kabarmış durumda. Rusya Akdeniz’de söz sahibi olma peşinde. AKP Genel Başkanı, kendi milletvekilinin, “Şam yönetimini de dinleyelim” teklifine tepki göstermemeli, gerekçesini sormalıydı.
DİYALOGSUZ OLMAZ
SURİYE’Yİ terör örgütlerinden temizlemek, köklü çözüme ulaşmak için Astana, Soçi süreçleri başladı. İlki 2016’da Kazakistan’ın Astana şehrinde yapıldı. Büyük ümitler oluştu. İlk 4 zirve Türkiye, Rusya, İran arasında gerçekleşti. 5. Zirve Türkiye-Rusya arasında oldu. Türkiye ve Rusya’nın birlikte Suriye’de devriye görevi yapması kararlaştırıldı. Güvenli Bölge’den terörün arındırılması da…
Zirvelerde Suriye konuşuluyor; fakat temsil edilmiyordu. 5. Zirve’nin kararlarını Esad’a kim ulaştırdı biliyor musunuz: Rusya! Bu görev Suriye’yle 910 km. sınırı olan Türkiye’ye düşmez miydi? Ama Türkiye Esad’la konuşmuyordu.
Rusya bu görevi yaptı, ama önceki konumuna ilâve olarak Suriye’de yeni haklar kazandı. Libya’da da söz sahibi olmaya başladı. Rusya’nın Suriye politikası Türkiye’den farklıydı. Akdeniz’de etkin olmayı amaçlıyordu. Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Rusya; Astana ve Soçi’ye sadık değil” dediği zaman; Kremlin Sözcüsü Peskov, “Rusya, Soçi mutabakatındaki yükümlülüklerinin tümünü yerine getiriyor” (31.01.2020) cevabını veriyordu.
Esad’la görüşmek yaptıklarını onaylamak değil; diplomasidir. Problemi, Suriye’yi dikkate almadan sömürgeci güçlerle çözmeye çalışmanın zararlarını görmüyor muyuz? Müslümanların yeri Müslümanların yanıdır.
Batı, Avrupa, ABD ile müttefik olmak için harcadığımız enerjiyi, parayı, İslâm dünyasıyla iletişime girmekte kullansaydık, bugün çok farklı durumda olurduk. Batı ile Türkiye siyah-beyaz kadar farklı. İslâm dünyası ile Türkiye aynı rengin tonları. Diyaloga geçmezsek emperyal güçlerin bizi birbirimize kırdırmasından kurtulamayız.