IMF İcra Direktörleri Kurulu, ABD ile gerçekleştirilen 4. Madde konsültasyonunu tamamlayarak dev ekonominin karnesini çıkardı. Geçtiğimiz yıl federal hükümetin kapanma tehlikesi ve büyük politika değişimlerine rağmen yüzde 2’lik büyüme yakalayan ABD’de, verimlilik artışı yüzleri güldürse de madalyonun diğer yüzünde yükselen borç yükü ve enerji maliyetleri duruyor. IMF yetkilileri, özellikle Orta Doğu’daki savaşın tetiklediği küresel belirsizliklerin enflasyon hedeflerini saptırabileceğine dikkat çekiyor.

Borç Yükü GSYH’nin Yüzde 123’ünü Aştı

Ekonomideki büyüme ivmesine rağmen mali tablodaki bozulma raporun en dikkat çekici kısımlarından birini oluşturdu. Federal bütçe açığı 2025 mali yılında GSYH’nin yüzde 5,9’una gerilese de genel kamu borcu GSYH'nin yüzde 123,9'u gibi rekor bir seviyeye tırmandı. IMF’nin projeksiyonlarına göre, mevcut harcama ve vergi politikaları devam ederse, ABD’nin borç yükü 2031 yılına gelindiğinde milli gelirin yüzde 140’ını aşacak. Bu durum, dünyanın en büyük ekonomisi için uzun vadeli finansal kırılganlık riskini beraberinde getiriyor.

Enerji Fiyatları Enflasyonun Peşini Bırakmıyor

Raporda, mal fiyatlarındaki artışa ve gümrük tarifelerindeki değişimlere rağmen hizmet enflasyonunun yavaşlaması teselli kaynağı olarak gösterildi. Ancak IMF, petrol fiyatlarındaki yüksek seyrin çekirdek enflasyon üzerinde yukarı yönlü bir baskı kurduğu konusunda kararlı. Çekirdek kişisel tüketici harcamaları endeksinin (PCE) yüzde 2’lik hedefe ancak 2027’nin ilk yarısında dönebileceği öngörülürken, bu süreçte enerji fiyatlarından kaynaklı şokların süreci daha da geciktirebileceği vurgulandı.

"Fed Veriye Bağlı Kalmalı"

Piyasaların merakla beklediği faiz politikası konusunda ise IMF net bir duruş sergiledi. Faiz oranlarının nötr seviyeye yakın olduğunu belirten direktörler, 2026 yılı içerisinde faiz indirimlerine gidilmesi için şartların henüz olgunlaşmadığını ifade etti. Raporda şu ifadelere yer verildi:

"Küresel emtia fiyatlarındaki riskler ve enerji maliyetlerinin enflasyon hedefine dönüşü geciktirme olasılığı göz önüne alındığında, 2026'da faiz indirimi için çok az alan bulunuyor. Gevşeme, ancak iş gücü piyasasında belirgin bir kötüleşme ve enflasyonist baskılarda net bir gerileme olması halinde uygun olacaktır."

Kaynak: Haber Merkezi