Aklın olmadığı yerde ne vardır Böyle bir ortamı

düşündüğümde aklım duruyor. Çünkü bir yerde akıl yoksa veya akıl dışlanmışsa,

hiç kuşkusuz orada akıl dışı şeylerin olacağı muhakkaktır. Bazı müslüman

çevrelerde felsefe düşmanlığının, okutulan ve okutulacak felsefenin dozunun

iyi ayarlanamadığı düşünülerek bu konuda bazı önlemler alınmak isteniyor

olabilir, ancak doğruyu bulmak için arayış aşamasında doz düşünülmez ki!

Korkulsa da, söylenmek istenmese de akıl felsefe dir

yani düşünce yani tefekkür! Bir yerde veya ilâhiyat gibi bir alanda / kurumda

felsefenin dışlanması aklın dışlanması demektir. Çünkü din yani İslâm akla

hitap eder ve sorumluluğun birinci şartı olarak aklı görür. Akıl yoksa

sorumluluk da yoktur. Aklını kullanan insan düşünen insan dır; düşünen insan

kültürlüdür ve ürettiği bilgilerle medeniyet kurmayı gaye edinir. Hz. Peygamber

bunun örnekliğini ortaya koymuştur.

Düşüyormuş gibi yapanlardan değil, gerçek anlamda

düşünen ve düşündüğünü eyleme dönüştürmek için gayret gösteren insandan /

müslümandan söz ediyorum. Sözde düşünürler her dönemde düşüncenin de

toplumların da başının belâsı olmuşlardır. Güya din adına bilgi üretmeye

çalışan ve gördükleri çarpıklıklara takılıp kalarak felsefeye soğuk bakanlar da

bu eleştirilerden muaf değildir.

Düşünmek, sürekli diri kalmanın en önemli göstergesidir.

İslâm ın, sarhoş edici yani aklı baştan götürücü nesneleri yasak ettiğini

gördüğü halde, aklı sürekli devre dışı bırakarak onu hiç kullanmayan veya aklı

dışlayan insanları hangi kategoriye sokmak gerekir bilemiyorum. Ancak düşünme

özürlü ve tefekkür düşmanı insanlar felsefeye düşmanlık edebilirler.

Düşünmezseniz üretemezsiniz, yeni düşünceler

üretemezseniz zamanı yakalayamazsınız ve düşünce üretenleri seyretmek zorunda

kalırsınız. Müslüman seyreden değil seyredilen olmak durumundadır. Müslüman

duran değil yürüyendir, yürümek için de akla ihtiyaç vardır. Akılsız nereye

yürüyeceksin ki

Makine yapan makine üretebilmek için, düşünce

üretebilmek için akla ihtiyaç olduğu gibi, Kur an ı anlamak, Hz. Peygamber in

sünnetini öğrenmek, anlamak ve yaşamak için de akla ihtiyaç vardır. Ben

İlâhiyat fakültelerine düşünmeyi öğretmek için matematik okutulmasını

önerecektim ki, felsefe yi kapı dışarı etme gayretlere zuhur etti! Oysa

matematik ve mantık bilmeden hesap kitap olmaz. Mantık bilmeyenin ilmine güven

olmaz kavli herkesçe mâlûmdur.

Hesap kitap deyince de ticaretten, ranttan,

alışveriş ten söz etmiyorum. Kâinatın dili matematikseldir. Sünnetullah olan

kâinatın dilini anlayabilmek için hesabı kitabı iyi bilmek gerekir. Hesap

bilmeyince, sürekli hesapsız atışlar yaparsınız. Bu da hep karavana

demektir. Günümüz İslâm dünyasının ilimde, sanatta, teknikte bir adım ileri

gittiğine şahit olamayışımızın en önemli sebebinin bu olduğunda hiç şüphe yoktur.

Bugün ilâhiyat fakültelerinde okutulan, akılcı Mûtezile

mezhebine bir reaksiyon olarak doğup zamanla sistemli hale gelen kelâm dersi ne

kadar felsefedir Çoğu zaman aklıma takılmaktadır, acaba kapsamlı bir felsefe

tarihi nden korkulduğu için mi kelâm diye bir alan ihdas edilmiştir

Kelâmcıların, bu zamana kadar, düşünce dünyasına ne kattıklarının samimiyetle

bir kere daha düşünmesi ve sorgulaması gerekir. Çağdaş felsefî akımlardan

habersiz kelâm olur mu

Cedelcilik ne kadar felsefedir Geçmişte de olduğu gibi

kelâm yani cedel, yalnızca zafer kazanmayı amaçlayan ve bu uğurda her şeyi

mubah gören bir tartışma sanatı gibi görünmektedir. Bunun için de kelâmcılar,

gerçeğin âşığı değil, kazanma hırsının müptelâsı olarak

değerlendirilmektedirler.

Nitekim bunların, bilgi birikimleri de oldukça sathîdir,

kendilerini geliştirme konusunda oldukça kayıtsız davrandıkları ciddi anlamda

dikkat çekmektedir. Çünkü kelâmcılar, duyulara ilişkin bilgileri kavramadan;

matematikte derinleşmeden, kıyas ve burhanlar ile tabii ilimler hakkında bilgi

sahibi olmadan metafiziğe ilişkin incelemelere kalkışmışlardır.

İslâm adına bile olsa kazanma hırsını, ilimlerde

yetkinleşmeyle dengelemeyen kelâmcıların, giriştikleri tartışmalarla hiçbir

kazanım sağlamadıkları gibi İslâm kültürüne önemli zararlar verdiklerini

söylemenin, hakkı teslim olduğunu ifade etmeye kimin itirazı olabilir ki

Kelâmcılar, bu zamana kadar yaptıkları veya giriştikleri

tartışmalar sonucunda, ne bir yahudiyi tövbe ettirmiş, ne bir Hıristiyan ın, ne

de bir ateistin ihtidasına vesile olabilmişlerdir, tam aksine onları kendi

inançlarını korumada kemikleştirmişlerdir. Bu da yetmezmiş gibi, İslâm

dünyasında ve Müslümanlar arasında ayrılıkların körükleyicisi olmuşlardır.

Onlar, sundukları yarım yamalak bilgilerden sağladıkları birikimleriyle söz

ustalığına kalkışarak bâtılı hak, hakkı da bâtılmış gibi göstermektedirler.

Bu tür düşünce kılıklı sapma ve saptırmalar, İslâm

toplumunda İslâm peygamberinin mirasçıları olan bilge insanlar a düşmanlık

etmek ve fitne çıkarmak gibi bir felâkete de yol açmaktadır. İlim, ilme

düşmanlık etmez, bütün ilimler birbirinin mütemmimidir. Elbette her ilmin

doğruları da vardır eğrileri de! Çünkü ilim aklın bir ürünüdür ve evrende var

olanı anlamaya çalışır.

Bazı çevrelerin felsefe, mantık ve tabiat ilimlerini

küfür olarak nitelendirip bunlarla uğraşanları mülhitlikle suçlamalarını bu

felâketin örnekleri olarak görmek mümkündür. Buna rağmen, Batılı felsefeye

karşı bazı haklı argümanları bulunmaktaysa da, günümüzden bakıldığında

kelâmcıların İslâm düşüncesine ciddi bir katkı sağladıklarını söylemek güçtür.

Durum bu açıdan değerlendirildiğinde ise birilerinin kafasında hâlâ din ve

felsefe uzlaşısı nın dikenli bir yol olduğu anlaşılmaktadır.

Medeniyet tarihimizin yükselme dönemlerinde olduğu gibi

bugün de akla gereken önem verilmek suretiyle yürürlükte olduğu ve öncelendiği

yüksek bir din eğitiminin esaslarının oluşturulmasının şart olduğu ayan beyan

ortadadır. Akıl, Allah ın mahlûkatı arasında sadece insana lutfettiği büyük bir

nimeti değil, aynı zamanda insan sayılmasının temel umdesidir. Bunun kıymetini

bilmek hem sahip olunan bir değerin farkında olmak, hem de ilâhî bir sorumluluk

ve zorunluluktur.

Bütün bunlardan sonra, eğer İlâhiyat fakültelerinde

felsefe ve kelâm dersini okutan hocalar, üzerlerine düşen görevi hakkıyla

yapmış olsalardı bugün böyle bir konuyu yazıyor ve konuşuyor olmazdık.