1. "Adetten kesilmiş kadınlarınız hakkında şüpheye düşerseniz, onların iddeti üç aydır; adet görmeyenler de öyledir. Hamilelerin (iddet) süresi ise doğum yapmalarıdır " mealindeki 65/et-Talak, 4 ayetinde geçen "adet görmeyenler" ifadesi genel olduğu için hem Mevdudi nin, hem de Muhammed Esed in söylediklerini kapsamına alır. Hatta onların ifade etmediği durumlar da bu ayetin şümulüne girer.
Dolayısıyla Elmalılı merhumun bu ayetin delaletinin kapsamı konusunda söyledikleri Allahu a lem en doğrusu olsa gerektir: "Gerek onyedi yaşından küçük olup henüz büluğa ermemiş olduklarından dolayı hayız görmemiş olanlara ve gerek büluğ sinninin (yaşının) azamisi olan onyedi yaşını geçmiş ve binaenaleyh yaş itibariyle baliğ bulunmuş oldukları halde hayız adeti olmamış bulunanlara şamildir. Bir veya iki kere hayız görüp de sonra görmemiş olanlarda da sahih olan böyledir."1
Burada ayetin, istisnai durumları dahi hükme bağlayacak bir çerçeve getirdiğine dikkat etmek gerekir. Bu itibarla mezkûr ayetin, adet görme çağına gelmemiş bulunan kızların evlendirilmesini adiyattan olarak tayin ve tesbit etmek gibi bir maksada matuf bulunduğunu düşünmek doğru değildir. Burada Kur an, herhangi bir tarih ve coğrafyada adet çağına gelmemiş bir kız evlendirilip de kocası tarafından boşandığında iddet süresi hayız hali esas alınarak tayin edildiğine göre henüz adet görmeyen bu kızın ne kadar iddet bekleyeceği sorusuna cevap vermektedir. Meselenin mihveri budur.
2. İmam el- Gazzâlî nin "Neş e-i uhrâ, neş e-i ûlâya bütün bütün muhalif" sözünün nerede geçtiğini tesbit edemedim. Kaynağı bildirilirse tahkik etme imkânı olur.
36/Yâ-Sîn suresinin, "Bir de kendi yaratılışını unutarak bize bir örnek getirdi. Dedi ki: "Çürümüşlerken kemikleri kim diriltecek " De ki: "Onları ilk defa var eden "diriltecektir". O her yaratılmışı hakkıyla bilendir" şeklinde meallendirilen 78 ve 79. ayetlerinde geniş zamanlı (muzari) fiiller geçmektedir. Dolayısıyla Elmalılı merhumun meallendirmesi daha uygundur.
İmam el-Gazzâlî ye atfedilen bu söz, ilk yaratış ile ahiretteki diriltişin birbirine "bütün bütün zıt" olduğunu değil, "birbirinden farklı" olduğunu anlattığı şeklinde anlaşılırsa daha doğru olur kanaatindeyim. Zira ilk yaratışta ruhu da bedeni de "yoktan" var etme söz konusudur. İkinci yaratışta (diriltişte) ise, mevcut olan ruhun, maddesi yok olmayıp başka maddelere dönüşmüş bulunan cesede tekrar iadesi bahis konusudur. Zaten 79. ayette de bu noktaya dikkat çekilmekte ve "Onları ilk (yani "yoktan") yaratanın dirilteceği" ifade buyurulmaktadır.
Dolayısıyla mezkûr ayetlerdeki vurgu hakkında şunu söylemek yanlış olmaz: Ayetler, dirilişe inanmayan inkârcı muhakeme biçiminin yanlış, tutarsız olduğunu vurgulamakta ve insanı şöyle bir mantık yürütmeye davet etmektedir: Bu çürümüş kemiğin ait olduğu bedenin yoktan var edilmesi mi daha zordur, yoksa başka bir hale dönüşmüşken tekrar eski haline getirilmesi mi (Elbette Allah Teala için "zorluk-kolaylık" söz konusu değildir; buradaki "zorluk" insan mantığına göredir.) Burada insan, kendi ölçüleri ve hareket zemini bakımından tutarlı, mantıklı olmaya davet edilmektedir. Eğer çürümüş kemikler örnek gösterilerek bir "zorluk"tan bahsediliyorsa, o kemiklerin sahibinin yoktan var edilmesi bu mantığa göre daha zor olmalıdır. Ona kadir olan, elbette buna da kadirdir. Hatta buna evveliyetle kadir olduğunu idrak etmelisiniz.
1 Elmalılı, Hak Dini Kur an Dili, VIII, 53.