Önceki gün radyo frekansları arasında gezinirken tesadüfen, Televizyon Programcısı, üstüne elzem olmayan makamlara maydonoz olan Metin Uca nın son dönemdeki "medya anlayışı"yla ilgili yaptığı bir kritik dikkatimizi çekti. Uca, medyanın toplumu afyonladığını, sarhoş ettiğini, -tabir kendisine aittir-salaklaştırdığını ifade ediyordu. Söyleyene değil, söyletene bak demişler
Malumaliniz, Metin Uca, aylarca farklı televizyon kanallarında sabah kuşağı haberlerini sundu. Öylesine ilginç kuşaklar icat etmişti ki, anlamak için Albert Einstein beynine sahip olmak gerekiyordu. Sözde mizah ile haberleri birleştiriyordu, insanlara dolambaçlı şekilde mesajlar vermeye çalışıyordu ama, bunu bile beceremiyordu. Ardından, televizyon kanalları arasında seyyah gibi dolaştığı "Passaparola" adlı programında gördük kendisini. Bilgi ve genel kültür yarışmaları noktasında kısırlık çektiğimizde son dönemde, Passaparola, Metin Uca nın dinamik sunumuyla renkli bir iz bıraktı ekranlarda.
Uca nın, medya zihniyetinin toplumu afyonladığı, salaklaştırdığı tezini biz yıllardır işlemeye çalışıyoruz. Televizyon ekranlarını magazinleştirme operasyonunun bir parçası bu aslında. Maraz meraklara servis, dedikodu, başkalarının acılarından ve arızalı aile ilişkilerinden reyting damıtma şekliyle kurgulanan kadın kuşakları geldi, öncelikle. Kadın kuşağı diye yutturulan bu kuşaklarda, insanların birbirlerine nasıl kazık attıkları, birbirlerini nasıl aldattıkları, "kem gözle bakmak" deyiminin en budaklısı, en çarpıcı boyutu önümüze konuldu. Dağılan aileler, kadına şiddet, mahrem ilişkiler televizyon ekranlarından özellikle ev kadınlarının ekran başında olduğu saatlerde evlerimize girdi. Renkli magazin programlarında ise, aldatma, sevgili değiştirme, bir gecelik ilişkiler, su gibi para harcayan tipler meşrulaştırıldı. Kendi ailelerinin başına gelse, "Böyle rezillik olmaz. Ben ahlaksızlığı kaldıramam. Bir gecelik ilişki mi olur Aynı anda iki kişi nasıl idare edilir " diyecek, hatta gerçek yaşamda bunu bir kan davasına bile döndürebilecek gözü kara insanlar bile, "Vallahi param olsa, ben de şu renkli hayatların içine girmek isterim" boyutuna taşınmış oldu. Askere giden kocasını aldatan manken İş arkadaşıyla basılan evli manken Hem karısını hem sanatçı sevgilisini idare ettiği iddia edilen klarnetçi Bunlar işin bir boyutu
Diğer boyutta ise, haftanın her günü evimizin içine türlü kepazelikleri "dizi" kisvesiyle sokan ahlak düşmanları var. Tuzu kuru aileler, gayri meşru ilişkiler, tek gecelik ilişki teklif edilip sevgiliye dönüşen arızalar, beslemeye göz koyan kahraman, üç kadına birden sarkan ve bir aileyi dağıtan tipler Aile entrikalarının, kimin eli kimin cebinde belli olmayan yaşantıların televizyon ekranlarına getirildiği ilk dizi, siyah-beyaz TRT li dönemde Dallas olmuştu.
Utanarak söylüyorum ki, bize ait olarak pazarlanan dizilerimiz, Dallas ın entrikalarını bile aratır hale geldi. Batılılaşmak, çağdaşlaşmak diye lanse ettikleri işte bu Ahlak damarları kesilmiş bir toplum. Kim kime dum duma yaşantı tarzı. "İffetin değil, şehvetin" başrole geçtiği bir anlayış.