Şehirler, hayatımızın her yönünü kuşatır, donatır,
bizleri ya kalabalıklar içinde yalnızlaştırır ya da sahip oldukları tarihsel
mirasla ruhumuza bir şeyler aktararak ilhamımızı genişletir. Şehirleri biz mi
kurmalıyız Şehirler mi bizleri kurmalı
Yerel seçim sürecinin hızlandığı, şehirlerimizi kurma,
donatma, imar etme makamına aday olanları seçerken, bizim de kendimize sormamız
gereken en önemli soru budur. Ne yazık ki, büyükşehirler bizden birçok değeri
aldı, kendimize ve özümüze ait şeyleri törpüledi, her birimizin göç edip
geldiği noktalardaki geleneklerin, göreneklerin, örf ve adetlerin yok olmasına
neden oldu. İnsani yönümüz bitti, medeniyet tarihimize damga vuran kadim
anlayışlarımız, bu medeniyeti yücelten tüm unsurları sona erdirdi. Komşuluk
ilişkilerimiz bitti Akrabalık bağlarımız yok oldu. Ne şehri doğru dürüst
tanıyoruz, ne de şehir bizi tanıyor.
Oysa, şehir demek medeniyet demektir, güzellik demektir,
sevgi demektir, saygı demektir. Kibarlık, diğergamlık demektir. En basitinden
bir soru Yaşadığımız şehri tanıyor muyuz Bu soruyu Anadolu da herhangi bir
kişiye sorsak, aşağı yukarı yaşadığı şehirle ilgili küçük bilgi kırıntılarını
alabiliriz. Ama büyükşehirlerde, her gün bir başka belediye çalışmasının
olduğu, yolların, sahillerin, parkların düzenlendiği, evlerin yıkılıp yeniden
yapıldığı İstanbul, Ankara, İzmir gibi devasa kentlerde, insanların yaşadıkları
şehirlerle ilgili doğru dürüst bir bilgiye sahip olmadıklarını göreceksiniz.
Geçtiğimiz günlerde bir televizyon kanalında ana haber
bülteninde, İstanbul u tanıyor musunuz başlığıyla bir haber yapılmış. Habere
konu olan tüm vatandaşlar, yaşadıkları Arnavutköy dışında bir yere
gitmediklerinden, Taksim i, Beyoğlu nu, Eminönü nü,. Sultanahmet i, Ayasofya yı
tanımadıklarını dile getiriyorlardı.
Şehirde yaşamak bu mu Yaşadığı şehrin, tarihsel kadim
eserleriyle ilgili hiçbir bilgi sahibi olmayan, yaşadığı dar çerçeve dışında
hiçbir yere gitmeyen, bir kısır döngü içinde kendi küçük dünyalarında yaşayan
bu şehrin insanlarının, önümüzdeki süreçte seçecekleri belediye başkan
adaylarının hakkaniyetli ve doğru isimler olabileceğini söyleyebilir misiniz
Maalesef, 20 ve 21. yüzyıl, köyden kente göç olgusuyla
birlikte, şehirleri sadece ikamet alanları olarak gören anlayış, estetik
yoksunu toplu konut alanlarını, altyapısız, plansız projesiz varoşları
hayatımıza soktu. Bu tip insanların tercihleriyle iş başına gelen belediye
başkanları da, şehirlerimizi ruhsuz binalarla, toplu konut alanlarıyla, devasa
projelerle perişan etti.
Ne yapıyoruz sizce! Modern yaşam alanları mı sunuyoruz,
insanlara Yoksa yalnızlaşan, aynı katta bile otursalar birbirinden habersiz
yaşayan, yaşadıkları şehrin manevi donanımlarını, kültürel normlarını tanımayan
Issız insanlar mı üretiyoruz İnsanlar, yaşadıkları şehirlere damga vurarak,
anlam ve ruh vererek medeniyet tarihlerini yazmışlardır. Bizler, tarihin
geçmişteki izlerini sürerken, insanların yaşadıkları şehirlere nasıl anlamlar
yüklediklerine bakarak, medeniyet perspektifimizi de oluşturuyoruz.
Peki, biz yaşadığımız şehirlerin, bize ve yaşadığımız
çağa kattığı anlamı düşündük mü Bu şehre belediye başkanı seçerken, onların bu
şehir için ürettikleri projelerin gelecek vizyonu sergileyip sergilemediğine
baktık mı Şehirler mi onlar için önemli, yoksa şehirlerin sergilediği kapitalist
materyaller mi
Tercihimizi öncelikle şehri içimizde kurarak
belirlemeliyiz!