İbadetlerin Türkçe olması ile ilgili yazılan tüm
yazılarda Ebu Hanife nin acizlik durumunda farsça dua okunabileceği fetvasını
kendilerine delil göstermektedirler. Ziya Gökalp de bu konuda şöyle
söyleyecektir: Bir millet, dini kitaplarını okuyup anlayamazsa, tabiidir ki
dinin hakiki mahiyetini öğrenemez. Hatiblerin, vaizlerin ne söylediklerini
anlayamadığı surette de ibadetlerden hiçbir zevk alamaz. İmam-ı Azam
hazretleri, hatta namazdaki surelerin bile milli lisanda okunmasının caiz
olduğunu beyan buyurmuşlardır. Çünkü ibadetten alınacak vecd, ancak okunan
duaların tamamiyla anlaşılmasına bağlıdır.
Kazım Karabekir ise bu konuda Atatürk e sert eleştiriler
yöneltir: Gazi, Kur an-ı Kerim i bazı İslamlık aleyhtarı züppelere tercüme
ettirmek arzusundadır. Sonra da Kur an ın Arapça okunmasını namazda dahi men
ederek bu tercümeyi okutacak. O züppelerle de işi alaya boğarak aklınca
Kur an ı da İslamlığı da kaldıracaktır. Etrafında böyle bir muhit kendisini bu
tehlikeli yola sürüklüyor. (Kazım Karabekir Anlatıyor, (Haz. Uğur Mumcu) sh.
93, 1990: Kazım Karabekir, Paşalar Kavgası, (Haz. İsmet Bozdağ) sh. 158,
İstanbul 1991
TÜRKÇE NAMAZ
Türkçe ibadetler konusu zaman ve zemin müsait
olmadığından ertelenmesine rağmen Türkçe namaz konusu genelde Ebu Hanife nin
fetvasına dayanmaya çalışmıştır. 1934 yılında namazların Türkçe
kılınabileceğine dair Şerefeddin Yaltkaya (öl. 1947) bir yazı yazmış, bu yazı 1913 yılında yazdığı
Türkçe Namaz yazısının devamı niteliğindeydi. Bu yazının muhtevası kısaca
şöyleydi: Ebu Hafs Ömer Nesefi nin Nasm ul Hilafiyyul nın baş tarafında İmam-ı
Azam ın tek kaldığı meseleler sırasında Farisi olan kişi acz olmadığı halde
Farsça namaz kılmayı caiz görüyor. Ancak İmameyn acz olduğunda buna cevaz
veriyorlar. Yazının devamında İslam ın
kolaylık dini olduğu anlatmaya ve buradan namazların Türkçe kılınabileceğini
ispatlamaya çalışmıştır. Bu yazı, bize Türkçe namaz ve ibadeti savunanların
delilini göstermesi açısından önemlidir.
İmam-ı Azam ın bu deliline dayanarak Türkçe hutbeyi de
savunmaktadırlar. Fakat Türkçe Namaz olayı Türkçe Hutbe ve Kur an meali
talepleri arasında sıkışmıştır.
TÜRKÇE HUTBENİN ORTAYA ÇIKIŞI
Türkçe hutbe okunması ile ilgili ilk istek Sırat-ı
Mustakim (İslamcıların dergisidir. İlginç) dergisinde 1908 yılında Halim Sabit
(öl.1946) tarafından bir makale ile gündeme getirilir. Yani İslamcılar
Kur an ın çevirisine sıcak bakmazken hutbelerin Türkçe okunması olayının
savunuculuğunu üstlenirler.
Daha sonra Sırat-ı Mustakim dergisi adını Sebilürreşat
olarak değiştirdiğinde de aynı görüşü savunacaktır. Ardından çıkan başka dini
dergiler de bu konuda Sebilurreşad a destek olacaklardır.
Osmanlıda hutbelerin Türkçe okunması tartışmaları
sürerken Rusya Türkleri arasında hutbe Türkçe okunmaya başlanmıştır. Hatta
Kazan a bağlı Cistay şehrinin imamı Necib Efendi uzun yıllar okuduğu Cuma ve
Bayram hutbelerini Türki Hutbeler adıyla iki cilt halinde basar. Yine Mehmed
Remzi ilk kez Belgrad da Bayraklı Cami-i Şerifinde Türkçe olarak okurlar.
1918 yılından itibaren bazı hatipler münferit olarak
Türkçe hutbe okumaya başladılar. Fakat bütün bu çalışmalara ve taleplere rağmen
Türkçe hutbe olayı resmileşmemiştir.
Türkçe Hutbe olayı sonraki dönemde de canlılığını
korumuştur. Atatürk ün Balıkesir hutbesi Türkçe olduğu gibi Mehmet Akif in
Milli Mücadele yıllarında halkta milli bilinci uyandırmak için cumaları
camilerde okuduğu hutbe de Türkçedir.
Cumhuriyet yıllarında 1926 yılında Kangırı Mebusu Talat
ve Ziya Beyler, Türkçe Hutbe okunmasının mecburi tutulması hakkında TBMM ye
4/162 nolu bir önerge verdiler. Fakat uygulamada bu kadar hızlı
gerçekleşmemiştir. 17 Şubat 1927 yılında Diyanet İşleri Reisi Azası Ahmet Hamdi
Akseki (öl.1951) 51 hutbelik bir Türkçe
Hutbe yayınlayacaktır. Bundan böyle hutbelerin vaaz kısmı Türkçe okunacaktır.
Aslında hem ittihatçıların ve hem de Cumhuriyetçilerin arzuları tüm hutbenin
Türkçe okunmasıydı. Hatta 5 Şubat 1932 yılında Saadettin Kaynak (öl.1961)
Süleymaniye Camii nde Cuma hutbesinin tümünü Türkçe okuyacaktır fakat bu örnek
benimsenmeyecektir.
BAĞIMSIZLIK İSLAM DAN ÇIKMA KARŞIĞINDA MI VERİLDİ
Lozan antlaşmasını imzalamaktan dönen İsmet İnönü 16
Ağustos 1923 yılında görüşen Kazım Karabekir daha Fethi Okyar ve Mahmud Esad
Bozkurt ile yaptığı tartışmayı anlatır ve bir anlamda İsmet Paşa dan destek
ister. Ama İsmet Paşa şöyle cevap verir:
Müslüman olduklarından dolayı bugüne kadar istiklalin
kendilerine verilmediğini ve Müslüman kaldıkları sürece müstemlekeci
devletlerin, bilhassa İngilizlerin daima aleyhlerinde olacaklarını, hatta
kazanılan istiklalin de daima tehlikede kalacağını söyler. Üç gün sonra 19
Ağustos 1923 yılında İsmet, Atatürk, Latife Hanım ve Kazım Karabekir in olduğu
bir ortamda İsmet şöyle der: Hocaları toptan kaldırmadıkça hiçbir iş
yapamayız. Bugünkü kudret ve prestijimizle bugün bu inkılabı yapamazsak hiçbir
zaman yapamayız. Cumhuriyetin dine bakışı bu anekdotlarda anlaşıldığı gibi,
Lozan da İslam dan ayrılma veya reform karşılığında yeni Türkiye nin
kurulmasına izin verdiği de anlaşılmaktadır. Kazım Karabekir de Lozan dan sonra oluşan bu havaya özellikle dikkat
çekmesi, din ile devlet arasındaki bu ilişkinin Lozan da belirleyici olduğu
anlaşılmaktadır.
İBADETLERİN TÜRKÇELEŞTİRİLMESİ HAMLESİ NEDEN BAŞARSIZ
OLDU
1. Namazların Türkçeleştirilmesi
2. Ezan, selevat, sela ve tekbirlerin Türkçeleştirilmesi
3. Kur an ın Türkçeleştirilmesi
4. Hutbenin Türkçeleştirilmesi
Alanında yapılan çalışmalarda sadece ezan, hutbe ve
Kur an ın Türkçeleştirilmesi çalışması nispeten başarılı oldu. Ama genel manada
ibadetlerin Türkçeleştirilmesi başarılı olmadı. Bunun temel nedeni elde güçlü
bir Türkçe Kur an mealinin bulunmamış olmasıdır. Bu nedenle Atatürk ün isteği
üzerine Mehmet Akif ten Türkçe Kur an meali yapması istenir. Aslında onların
istediği meal, ibadetlerde kullanılacak formatta olmasıdır. Yani şiir diline
uyarlanmış bir meal olmasıdır. Mehmet Akif, meal çalışmasına başlar. Fakat
yapacağı bu meal çalışmasının asıl amacının Arapça ibadetin yerine Türkçe
ibadet için kullanılacak olması olduğunu gördüğünden çalışmasını bitirmez ve
var olanı da yok eder. Gerçi son yıllarda Mehmet Akif in Türkçe mealinin bir
kısmı bulunup basıldı. Ama bu Mehmet Akif in çalışmasını ilgili ekibe
vermediğini gösterir. Akif bir anlamda yapılacak olan dinde reform olayına alet
olmak istememiştir.