Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: Allah, sizden birinizin

yaptığı işi, ameli ve görevi sağlam ve iyi yapmasından hoşnut olur.

`Yapmak kelimesinin Arapça daki karşılıklarını

İsfehânîfeâle, `amele, sanea (fiil, amel, sanat)  şeklinde sıralar. Bunlar arasında en kapsamlı

olan `fiil dir. Canlı veya cansız, herhangi bir varlık tarafından meydana

getirilen her türlü `iş , `oluş , `davranış , `hareket ve `kılış a `fiil

denir. `Fiil i `yapmak karşılığındaki diğer ifadelerden ayıran hususu, bilerek

veya bilmeyerek yapılan iyi veya kötü bütün eylemlere ad olmasıyla

açıklayabiliriz.

İnsanların fiilleri iyi ve hayırlı (fiil-i hayr) veya

kötü (fiil-i şer) olabilir. Fakat Allah hayatımızın her safhasında ve daima iyi

fiillerin öznesi olmamızı emir ve tavsiye eder: Siz ne hayır yaparsanız, Allah

onu bilir. (2/Bakara 197)

`Fiil e göre kapsam alanı daha dar olan `amele ise

`fail in bilerek ve isteyerek (şuurla) yaptığı fiillere denir. İş yapmak,

çalışmak, bir eylem gerçekleştirmek anlamında mastar olarak kullanılan `amel ,

sözlüklerde maksatlı iş, niyet, çalışma, fiil, meşgale, hareket, davranış,

uygulama, tatbik, icra, ibadet, meydana getirilmiş eser gibi temel ve yan

anlamlarla isim olarak karşımıza çıkar. İmal ile aynı kökten gelen `amel

günlük hayatta karşımıza daha çok `amel defteri tamlamasıyla çıkar ki bundan

kasıt, insanların amellerinin, iyi ve kötü fiillerinin kaydedildiği , Allah

katında değerlendirildiğidir.

Bununla birlikte insanlar amel tercihinde serbest

bırakılmıştır. Yani amelini iyi yahut kötü yönde icra etme keyfiyeti kişinin

kendisine kalmıştır. Fakat Allah bizim meşru ameller yapmamızı ister. Eğer

tercihimiz `meşru ise biz buna `salih amel deriz. Allah ın emirlerini yerine

getirmek `salih amel in en somut örneğidir. `Amel-i salih ifadesi Kur an da

100 civarında ayette `iman ile birlikte ve kurtuluşun ön şartı, hazırlığı

olarak kullanılır:

  İman edip salih

amel işleyenlerin, namaz kılıp zekât verenlerin Rableri katında mükâfatları

varadır. (2/Bakara 277)

`Yapmak karşılığındaki üçüncü kelime olan `Sanea bir

fiili icat etmek, güzel ve faydalı bir şekilde icra etmek anlamına gelir.  Buna göre `sanat estetize edilmiş yaratma ve

oluşturma faaliyetleri olarak hiçbir şekilde `fiil kavramı kadar geniş bir

alanı kapsamaz.

Kur an da `sanea fiili sadece iki `fail e bağlanır:

Allah ve insan.

Bu, her şeyi sapasağlam yapan Allah ın sanatıdır.

(27/Neml 88)

Buna göre Allah `Sani-i Hakikî dir. İnsan ise onun

yeryüzündeki `kalfa sı, yani `halife si kabul edilmelidir:

Bizim gözlerimiz önünde ve vahyimiz uyarınca gemiyi

yap. (11/Hûd 37)

Ona, sizi savaşta korumak için zırh yapma sanatını

öğrettik. (21/ Enbiyâ 80)

Buradan hareketle, hadisteki `sağlam lıkla `iyi liği daha

net okuyabilir, yaptıklarımızın nitelikçe ve estetik bakımdan üstün olmasına

azami gayret sarf edebiliriz. Zira bunlardan sorumlu tutulacağımızı da biliriz:

Allah yaptıklarınızı bilir. (29/Ankebût 45)

Bu noktada sanırım sanat erbabının hangi ölçü ve denge

çerçevesi içinde hareket edeceği de ortaya çıkmış olmalıdır: Sani-i Hakikî nin

ortaya koyduğu kıstaslara göre ibda ve inşa faaliyetinde bulunmak

`Yapmak kavramının fiil, amel ve sanat şeklinde

karşımıza çıkan hayatî üç karşılığının pratik hayatta nasıl algılandığı da

önemlidir. Bunun için fıkıh adamlarının insan faaliyetlerini genel olarak nasıl

değerlendirdiklerine dair tespitlerde bulunmak gerekir. Bu konuda fıkhî

kitapların iki ayrı kavram üzerinde durduklarını görürüz: Âdet ve ibadet. Âdet,

alışkanlıklara ve geleneklere bağlı olarak ve genellikle bilinçsizce yapılan faaliyetler

için kullanılır. Âdette zaruretlere bağlılık veya gelişigüzellik göze batar.

Oysa ibadet bilinçle, basiretle, belirli bir dayanağa bağlı olarak ve meşru bir

şekilde yapılanları ifade eder.

Şu halde bir Müslüman bütün fiil, amel ve sanatlarını,

velhasıl bütün yapıp etmelerini ibadet bilinciyle icra etmelidir. Aslında bu

bilinç, beşeri insanlaştıran ve akabinde mü minleştiren bir noktaya tekabül

eder.

Buraya kadar yaptığımız muhakemeden de anlaşılacağı üzere

Hz. Peygamber, her daim olduğu gibi, bu sözüyle de vahyin aynası olmuş,

Allah ın kelamını kendi lisanıyla insanlara aktarmıştır. Bu aktarımı ile işini

layıkıyla yapanlardan Allah ın hoşnut olacağını müjdelemiştir.

Peki, sonsuz merhamet sahibi olan Allah ın hoşnutlukları

takva sahibine nasıl dönecek

Vahyin diliyle noktalayalım: İmana erip yararlı ve

doğru işler yapanları içlerinden ırmaklar akan has bahçelere koyacağız, orada

sonsuza kadar kalacaklar. Bu, Allah ın gerçek vaadidir. Kimin sözü Allah ın

sözünden daha doğru olabilir (4/ Nisâ 122)