HİÇ kimsenin suçu yokken tutuklanmasına, yargılanmasına,
yıllarca içeride kalmasına sonunda beraat etseler de gönlüm razı olmaz. Çünkü
böyle bir durum adaleti yaralar. Okuyucularım bilirler ki, siyasete siyaset dışı
her türlü müdahaleye karşı oldum. Bu müdahale ister asker-sivil bürokratlardan
ister kendisini siyasetçi ya da aydın diye tarif eden sivillerden gelsin
kendimce karşı çıktım. Hatta hayatım boyunca şahit olduğum darbelerden acı
duydum. Çünkü darbeler genellikle ya inancıma ya da mensubu olduğum siyasi
anlayışa yönelik oldular. Bu sebeple de AK Parti iktidarının ikinci döneminden
itibaren gündeme gelen darbecilere yönelik davalara, yargılamalara destek
verenlerden oldum. Çünkü samimi olarak siyasete siyaset dışı müdahaleyi nereden
ve kimlerden gelirse gelsin doğru bulmadım. Hem de bu müdahalelerin hep
demokrasiyi, özgürlükleri, insan haklarını koruma iddiası ile yapılmasını
samimiyetsizlik, ikiyüzlülük olarak nitelendirdim. Kısacası eğer bu ülkede
demokratik bir sistem varsa, halkın dediğine siyaset dışı güçlerin müdahale
etmemesi, edenlerin gereken cezayı görmeleri gerektiğine inandım. Toplum olarak
da asker-sivil bürokratların siyasete müdahalesine karşı çıkılması gerektiği
halde genellikle toplum darbeler karşısında sessiz kalmayı tercih etti. Aslında
ülkenin korunması için teslim edilmiş silahların millete yönetilmesi karşısında
sivil insanların yapabilecekleri de fazla bir şey yoktu.
İşte böyle bir noktada darbecilerden hesap soruluyor,
bundan böyle siyasete hiçbir kesimden müdahale olamayacak söylemleri ile
gündeme gelen tutuklamalar, yargılamalar toplumun önemli bir bölümünden destek
gördü. Ancak, gelinen noktada bunca tutuklama, yargılama niçin yapıldı Eğer
tutuklananlara haksızlık yapılmış ise bunun sorumluları kimlerdir gibi pek çok
soru güdeme geldi. Çünkü Türkiye nin gündemini 9 yıl boyunca meşgul eden
Ergenekon davası Yargıtay 16. Ceza Dairesi tarafından esastan ve usulden
bozuldu. Yani başa dönülmüş oldu. Elbette ortada haksız bir yargı kararı varsa
bunun Yargıtay dan dönmesini yargının bağımsızlığını göstermesi ve hakkın
tecelli etmesi bakımından alkışlamak gerekir. Ancak bu alkış 9 yıl boyunca
yaşananları unutturmaz. Çünkü eğer geçen süre içinde insanlar haksızlığa
uğramış, yargı bir takım grupların ve çevrelerin tesiriyle haksız ve yanlış
kararlar vermiş ise bunların sorumlularının da hesap vermesi gerekir. Öte
yandan eğer yargı bunca yıl bir takım çevrelerin emrinde ve kontrolünde hareket
etmiş ise, o yargının bugün gelinen noktada o çevrelerin kontrolünden tümüyle
kurtulduğunu düşünmek ne ölçüde mümkün olabilir
Gazetemizin dünkü, BİR VAMIŞ, BİR YOKMUŞ manşeti
aslında işin bu boyutuna dikkat çekiyordu. Çünkü gelinen nokta görünüş
itibariyle bir yanlışın düzeltilmesi gibi görünüyorsa da bunca yıl devam eden
yargılamalar çeşitli iddiaların gündeme gelmesine sebep olmuştu. İktidar
partisi de darbecilerden hesap sordukları görüntüsü vermiş, bu tür söylentileri
sahiplenmişti. Bazıları da Amerikancı askerlerden hesap sorulması ve
temizlenmesi gibi yorumlar yapmışlardı. Şimdi tüm bunların sadece iç politikaya
yönelik malzeme olduğu noktasına gelindi. Çünkü hâlâ dış politikada ve NATO da
ABD stratejik müttefik olarak görülüyor ve değerlendiriliyor. Bunca yıl devam
eden yargılamalara, ordu ile ilişiği kesilmiş askerlere rağmen Türkiye nin dış
politikada ABD ile birlikte aynı safta yer alıyor olması bunca yargılamaya ne
gerek vardı sorusunu akla getiriyor.
Bu bakımdan yargının bir takım grupların tasallutundan
kurtarılması gerekiyor. Eğer, bu ülkede birileri kendi amaçları doğrultusunda
yargıyı kullanmaya, belli kesimleri sindirmeye alet etmeye devam edecekse,
unutulmalıdır ki adalet bir gün gelir herkese lazım olur. Gelinen noktada
yaşananlardan özellikle siyasi kadroların ders alması, yaşanan haksızlıkların
bundan sonra tekrarlanmaması için gerekli adımları atmasına vesile olursa
yararlı olacaktır. Ama her kesim yargıyı kendi emellerine alet etmeye devam
ederse benzer yanlışları ve haksızlıkları daha çok yaşar, bize de, BİR VARMIŞ,
BİR YOKMUŞ manşetleri atmak kalır.