Güney Kıbrıs ekonomisine ilişkin son gelişmeler kafaları

karıştırmaya başladı. Asalakça yaşamayı alışkanlık haline getirmiş ve fiilen

batık durumdaki bu ülke bir yol ayrımına gelmiş olabilir. Eskiden olduğu gibi

hesapsızca yaşamanın bedelini başkalarına ödetmeye devam edebilmek için her

yolu deniyor. Fakat Avrupa Birliği nin son yaklaşımı bu gidişe bir son verme

niyetinin ipuçlarını sergiliyor; sorunlu diğer üyelerden daha farklı bir

yaklaşım dikkat çekiyor, bu şekilde sorunlu diğer üyelere de dolaylı yeni

mesajlar veriliyor. Fakat bu durum finansal piyasaları geriyor, halının altına

gizlenmiş ve geniş kesimlerin bilgisinden uzak tutulmuş sorunların açığa çıkma

ihtimali sıkıntı yaratıyor. Güney Kıbrıs son numarasını oynamaya çalışıyor.

Rusya ile arayışlar ile hem ABD nin hem de finansal fiyasaların AB li

yetkililer üzerinde baskı yapmasını umuyor, bir anlamda tehlikeyi fırsata

çevirmeye çalışıyor.

Almanya başta olmak üzere AB içindeki kuzeyli ülkelerin

desteği ile Güney Kıbrıs a verilen şartlı destek diğer sorunlu üyelere karşı

sergilenen tavırdan farklı bir yapı sergiliyor. Sanki düş artık yakamızdan, son

defa ve şartlı olarak bir 10 milyar Avro daha veririz gerisine karışmayız,

istersen Avro kullanımından ve AB üyeliğinden çıkmakta özgürsün mesajı

veriyorlar. Bir anlamda rest çekiyorlar. Bu tavır sorunlu diğer üyelere de

mesaj niteliği taşıyor ve söz konusu üye lehine hiçbiri ağzını açamıyor.

Desteğin şartı da belli; ihtiyaç duyulan rakamın 6-7 milyarı içeriden

karşılanacak, bir çeşit servet vergisi şeklinde bankalardaki mevduatların bir

kısmına el konulacak!..

İnsanları panikte ve bankaları ne kadar süreceği belli

olmayan şekilde tatile gönderilmiş olan Rumlar şaşkın. Senato salı günü AB nin

önerisini oyladı ve oybirliği ile reddetti. Finansal piyasalar da Almanya ve

onun gibi düşünen AB üyelerine baskı yapılarak sonuç alınamayacağını

kabullenmiş olmalı ki konuyu görmezden gelmeye başladı. ABD ise gelişmeleri

izlemekle yetiniyor şimdilik. Özetle söylemek gerekir ise Rumların Rusya blöfü

görülmüş durumda, eski yöntemler pek işe yaramıyor. Belli ki adanın stratejik

konumundan kim yararlanacak ise Kıbrıslı Rumların kaderini de o belirleyecek,

eski kötü alışkanlıklar mazide kalmak zorunda kalacak... Özetle söylemek

gerekirse AB adadaki stratejik taşeronluktan çekilmeyi göze almış olabilir;

Rumların ABD ve Ruslar arasında bir tercih yapması ve bunun tüm sonuçlarına

katlanması dışında bir seçenekleri kalmamış olabilir... Suriye deki

gelişmelerin strateji sebeplerini ve taraflarını dikkate alırsak ortada

ülkemizi de ilgilendiren oldukça ilginç gelişmelerin gündeme geleceği

düşünülebilir... Bu uzun bir süreç ve kısa vadede Ada nın güneyinde yaşanacak

gelişmeler tüm sorunlu ekonomilerin geleceği açısından ilginç görüntüler

sergileyebilir.

Güney Kıbrıs ta bankaları açsan herkes hesabını çekmek

için kapıda bekliyor ve ödeme yapacak para yok. Bankalar falan batık, kimse

almak ve yüzdürmek istemiyor. Bu durumda Avrupa Merkez Bankası gerekli desteği

verinceye kadar bankalar kapalı kalabilir, süre uzadıkça öfke ve gerginlik

büyüyebilir. Siyasi irade kendileri ile birlikte Ada nın geleceğini tümüyle

satmayı düşünmüyor ise AB nin şartlı desteğini yeniden düşünmek zorunda

kalabilir; uygulama detayları sorunlu diğer üyeler için de emsal bir deney haline

gelebilir. Bu olasılığı ciddi görenlerin sisteme güveni hızla eriyebilir ve

gelişmeler kontrolden çıkabilir.

Çorbanın içine düşen sinek küçüktür ama mide bulandırır

sözü sanki bu durumu özetliyor. Kırılganlık arttıkça günü kurtarma hamlelerinin

ömrü kısaldıkça veya etkili olamadıkça daha radikal yaklaşımlar sahne alabilir.

Ada daki gelişmeler Pandora nın Kutusu nun açılması anlamına gelebilir. Ortaya

çıkanlar hem ekonomik hem de sosyal ve siyasi açıdan önce AB üyelerini ve sonra

onlar kanalı ile tüm küresel dengeleri etkileyebilir. Durum böyle olduğu için

finansal piyasalar olabildiğince görmezden gelebilirler. Fakat işin gerçeği

daha zor koşulların belirleyici olacağı yeni bir dönem insanlığı bekliyor

olabilir. Koşul değişikliğini hesaba katmayanların tutmayan hesapları

kırılganlığı düşünmek istemediğimiz seviyelere sıçratabilir...