Geleceğini ş Bir zamanlar Afrika’nın bir ülkesinde hüküm süren bir kral ve bu kralın yanından hiç ayırmadığı, her şeyini kendisiyle paylaştığı bir nevi sağ kolu da denilebilecek, çocukluğundan beri hem arkadaşı hem yoldaşı olan bir yardımcısı varmış. Her yere beraber giderler, her işin kararını birlikte verirler, yiyip içtikleri ayrı gitmezmiş. Kralın arkadaşınınsa bir huyu varmış ki ister kendi başına gelsin ister bir başkasına, ister iyi olsun ister kötü, yaşanan her olayda muhakkak bir hayır ararmış...

Bir gün kral ve arkadaşı birlikte ava çıkmışlar. Kralın arkadaşı tüfekleri doldurup krala veriyor, kral da ateş ediyormuş. Fakat muhtemelen tüfeklerden birinin dolumu esnasında bir yanlışlık yapılmış ki kral ateş ederken tüfek geriye doğru patlamış ve kralın başparmağı kopmuş. Durumu gören arkadaşı her zamanki gibi “Bunda da vardır bir hayır Efendim” demiş. Kralsa can havliyle: “Bunda nasıl bir hayır olabilir, görmüyor musun, parmağım koptu ” diyerek arkadaşına bağırmış ve öfkesini bir türlü geçiremeyince arkadaşını zindana attırmış...

Gel zaman git zaman, arkadaşı zindanda gün geçirirken kral da yine birkaç adamıyla ava çıkmış. Fakat av bölgesi insan yiyen kabilelerin yaşadığı ve aslında uzak durulması gereken bir yermiş. Ve olan olmuş, yamyamlar onları ele geçirmiş. Ellerini, ayaklarını bağlayarak yığılan odunlara diktikleri kazıklara kral ve adamlarını bağlamışlar. Bir ayin ve şölen havasıyla tam odunları tutuşturmaya geliyorlarmış ki kralın başparmağının olmadığını fark etmişler.

Hikâye bu ya, bu kabile, uzuvlarından biri eksik olan insanları yemiyormuş. Böyle bir insanı yedikleri takdirde başlarına kötü şeyler geleceğine inanıyorlarmış. Bu korkuyla, kralı çözmüşler ve salıvermişler. Diğer adamları ise pişirip yemişler.

Sarayına döndüğünde, kurtuluşunun kopuk parmağı sayesinde gerçekleştiğini anlayan kral, onca yıllık arkadaşına reva gördüğü muameleye çok pişman olmuş. Hemen arkadaşına koşup zindandan çıkararak başından geçenleri bir bir anlatmış ve “Haklıymışsın!” demiş. “Gerçekten parmağımın kopmasında bile bir hayır varmış” Kralın pişmanlığı karşısında arkadaşının tepkisi yine aynı olmuş, “Bunda da vardır bir hayır!”

Kral şaşkın gözlerle arkadaşına bakmış ve “Can dostumu bir yıl boyunca zindanda tutmamın neresinde hayır olabilir” diye sormuş. Arkadaşıysa krala şu cevabı vermiş: “Efendim, ben zindanda olmasaydım, sizinle birlikte avda olacağım için yamyamlar beni de pişirecek ve yiyeceklerdi. Ama şu an hapis hayatına rağmen hayattayım.”

Doğumumuzdan ölümümüze kadar aslında bize ait olmayan hayatlarımızın peşinden koşturur dururuz. Hatta çoğu zaman da sanki her şeye biz hükmedebiliyormuşuz gibi...

Kötü sandığımız şeyleri engellemek için, iyi sandığımız şeyleri öne almak için çabalar da çabalarız. Sonuç olarak bize göre iyi olanı elde ettiğimiz zaman sevinir, aksi takdirde karalar bağlarız. Oysa hepimiz biliriz; hoşumuza giden bir şeyin bizim için bir şer, hoşumuza gitmeyeninse hayır olabileceğini. (2/216) Biliriz bizim görebildiğimiz kısıtlı merceklerle, sonsuzluğu gören Rabbimizin “El-Basir” isminin aynı seviyede tutulamayacağını... Biliriz O’nun biz kulları için her zaman hayrı, güzeli yazdığını...

Biliriz fakat eksik olduğumuz için göremeyiz çoğu zaman başımıza gelen şeylerdeki hayırları. Aceleci olduğumuz için bir an önce olsun bitsin her şey isteriz! Bazen gece gündüz dualar edip, deliler gibi peşinden koşturduğumuz ve iyi olacağını sandığımız şeylerin bizim için felaket olacağını bilemeyiz. Ama “Ben her şeyi bilirim” diyen Rahman’a da kendimizi teslim edemeyiz. Elbette iyinin, doğrunun, güzelin peşinde koşturmalıyız. Elbette hayatımıza güzellik katmak için madden ve manen çabalamalıyız. Fakat önünde sonunda her şeye o Sonsuz Kudret’in karar verdiğini de bilmeliyiz. Ve O’nun, bizim için takdir ettiği sonuçlara rıza göstermeliyiz.

Şeytanın önümüzden, ardımızdan, sağımız ve solumuzdan yanaştığı bir imtihan dünyasında biz, şeytanın vesveselerine inat, tevekkül sahibi bir insan olmanın ve Rabbimizin bize verdiği her şeyden razı olmanın hazzını yaşayabilmek ümidiyle…