Yemeden yaşanmayacağına göre, düşünceleri eyleme dönüştürmeden, iş yapmadan da hayat olmaz. Zorunluluklar dışında, hep aynı şeyleri yiyerek beslenilemeyeceğini, ya da böyle bir hayatın istenen, arzu edilen bir hayat olmayacağını / olmadığını bilmek gerekir. Yeni mekânlara nasıl ihtiyaç varsa, yeni düşüncelere de ihtiyaç vardır. Düşünce de eylem, iş demektir.
İnsan hem kendisiyle, hem de hayatla hesaplaşma halinde olmalıdır. İnsan zamanla kendini ve yaşadığı ortamı değiştirmeli, yeniden düzene sokmalıdır. Eskiye ya da var olana razı olmak insanın dinamizmini öldürür. İnsanın olaylar karşısında şuurlu, uyanık ve canlı kalabilmesinin tek yolu, yeni eylemlerle tazelenmesidir. Düşünceleri biçimlendiren ve idrakleri aydınlatan bu canlılıktır.
Bütün değerler düşünce ile doğar, eylemle beslenir. Sevdikçe sevgi artar, artan sevgi eylemi kolaylaştırır, hayatı güzelleştirir ve anlamlı hale getirir. Dürüst davrandıkça dürüst olur, hayat karşısında güç kazanırız. Cesur davrandıkça cesaret artar. Güçlükler karşısında sabır nefse güç kazandırır. Her düşünce eyleme dönüştükçe insanı biler, hayata karşı mukavemet kazanmasını sağlar.
Bir düşünce eyleme dönüşmedikçe, insan şahsiyetine hiçbir şey kazandırmaz, hayata da yön veremez. " Her güçlükle bir kolaylık vardır. Öyleyse, bir işi bitirince diğerine giriş ve ümit edeceğini yalnız Rabbin den ümit et!" İnsanı sürekli mücadeleye çağıran bu vahiy emrini iyi düşünmek ve iyi anlamak gerekir.
Eylem iş yapmaktır. Allah, insanın işlerinin bitmeyeceğini, bitmemesi gerektiğini belirtiyor. Bir işi bitirince başka işlere koşun diyor; sürekli çalışmak, iş yapmak ilâhî bir emir iken, çene çalmak, boşboğazlık etmek, ya da moda deyimiyle "konuşmak" akıl kârı değildir.
Allah toplumu, toplumları sürekli yenilemektedir. Eğer bunun farkına varabilirsek, toplumun her zaman dinç ve taze olduğunu görürüz. Nesiller arasındaki iç içe geçmiş bağlantı / ilişki bunun tipik bir örneğidir. Tabii seleksiyonla, yorulanın yeri doldurulmaktadır. Her insanın hayatı boyunca yapabileceği işler vardır. Allah hiçbir insanı, ölünceye kadar devre dışı bırakmıyor. Her yaş döneminde yapabileceği işler olduğunu bildiriyor. Önemli olan bu mesajı alabilmektir. Söz gelimi altmış yaşında futbol oynanmaz, fakat altmış yaşına gelmiş bir futbolcunun yapabileceği başka şeyler vardır.
Demiri vaktinde dövmeyen, demirin hışmına uğrar. Demirin hışmına uğrayan da demiri suistimal etmeye kalkışır. Beceriksiz kimseler, beceriksizliklerini söylemezler, hatta kabul de etmezler. Fakat ferdî ve sosyal menfaatlerini, düşünce planına çekip hassasiyeti artmış kutsalların arkasına sığınarak kendilerini korumaya çalışırlar. Geçiminden ya da rahatından taviz vermek istemeyenler laiklik, hürriyet, eşitlik, irtica gibi birtakım kavramlar adına kazan kaldırıp dövüşürler. Hep aynı motiftir ağızlarındaki
Günümüzde çeşitli bahanelerle ülke adına mücadele verdiğini söyleyenler, bireysel ve grupsal menfaatlerinin kılıfını hazırlamaktadırlar. Oysa insan sevdiğine zarar vermez, zarar verilmesine de fırsat vermez. Çığırtkanların çığlıkları arasında, nice güzel düşünce ve iyi niyetli çalışmalar heba olup gitmektedir.
Benzeme ol ördeğe
Doğurur bir yumurta
Vak vakından geçilmez
Benze ol kısrağa ki
Doğurur bir küheylân
Gık bile demez.
Ahlâkta kuraldır, kötünün kötülüğünü söyleyerek, kötülüğün önüne geçilemez. Bu yüzden önemli olan insanların nasıl sapıttıkları değil, nasıl kurtulacaklarıdır. İyinin iyiliğini, güzelin güzelliğini ve doğruluğunu anlatmak zorundayız.
Bugün karşımızdaki ve içimizdeki düşman, Moğol ve Haçlı saldırılarında olduğu gibi görünen bir tehlike olmaktan çok, ruhları sömürgeleştirilmeye yatkın bir kadro yetiştirme amacını güdüyor. Eğer bir kimse düşüncesinin dervişi, bir eylemin velisi değilse, eğer bir insan teori ile pratiğin ruhla beden gibi birbirine yapışık olduğunu bilmiyorsa, eyleminin başarısızlığını baştan kabullenmiş demektir.
Bütün amaç her dem taze kalmaktır. Bu da her nerede olursa olsun eylemin değeri, teori ile pratik arasındaki tutarlılıkta düğümlenir. Yaşantı, düşüncenin eylemde bir inanç coşkunluğu kazanmasıdır.