Özellikle terörle mücadele konusunda özgürlüklerin genişletilmesi, bir diğer ifade ile demokrasinin yaygınlaştırılması bir zaaf ifadesi olarak takdim ediliyor. Hatta bazen terörle başa çıkamayışa sebep olarak yasalarda özgürlükleri ön plana çıkartan bazı değişikliklerin yapılmış olması gösteriliyor. İnsan bu anlayış karşında kızlarımızın başörtüsü ile üniversitelere girişinin engellenmesi de acaba terörle mücadelenin bir parçası mı (!) diye düşünmeden edemiyor
Bu yaklaşımı anlamakta zorlanıyorum. Çünkü, özgürlük ile güvenlik biri birinin karşıtı kavramlar olmadığı gibi birini diğeri için feda etmek de mümkün değildir. Güvenlik için özgürlükten, özgürlük için güvenlikten vazgeçilemez. Bunu istemek bile mantık dışıdır. Bu iki kavram birbirinin tamamlayıcısıdır. Devletin asli görevlerinden ikisi de toplumun özgürlüğünü ve güvenliğini sağlamaktadır. Güvenlik için özgürlükten vazgeçilmesi ile özgürlük için güvenliğin ikinci plana atılması da insan hakları ve onuru ile bağdaşmaz.
Bu tespitin ardından bazı hatırlatmalar yapmak istiyorum.
Yasalarda özgürlükleri biraz olsun genişleten değişiklikler son 4 yıl içinde yapılmıştır. Ondan önceki yıllarda güvenlik güçleri ne talep etmişlerse o yönde yasal düzenlemeler yapılmıştır. Bir diğer ifade ile bugün gündeme getirilen bazı talepler daha önce uzun yıllar boyu güvenlik güçlerine verilmişti. Yani güvenlik güçleri istedikleri gibi hareket etmişler, istedikleri gibi davranmışlardı. Güvenlik güçlerinin istedikleri gibi davranmalarının sakıncaları da ortaya çıkmış, hatta konu Meclis kürsüsünden dile getirilmişti. Ama netice olarak terör bugüne kadar sürüp geldi. Yani, olay bir takım yetkilerin artırılması değildir. Hatta, yetkilerle birlikte imkanların artırılması da değildir. Yaklaşık 25 yıldır bu millet terörle mücadele konusunda yememiş yedirmiş, giymemiş giydirmiştir. Bunu da görev şuuru içinde severek yapmıştır.
Öyle ise mesele kanunlar ve yetki eksikliği değildir. Hatta, güvenlik güçlerinin hiçbir sorumluluk yüklenmeden ve hiçbir makama hesap vermeden istediğini yapabilmesi anlayışı belki de terörün azgınlaşmasına, dağa çıkışların artmasına bile yol açmış olabilir. Meseleyi soğukkanlılıkla değerlendirmek gerekiyor.
Bu noktada bazı hususlara dikkat çekmek istiyorum.
Irak ın ABD tarafından işgal edilmesinin ardından Kuzey Irak ta meydana gelen yeni oluşumun terörle mücadelede aleyhimize bir gelişmeye zemin hazırlayacağını bu ülkenin asker ve sivil yöneticileri işin başında görememişler midir Yoksa görmüşler de karşı bir tedbir alma ihtiyacı mı duymamışlardır .. Çünkü bugün Kuzey Irak ta oluşan yeni yapı terörü bir başka devletin, hatta devletlerin kanatları altına sokmuştur. Diyebiliriz ki terör artık devlet terörüne dönüşmüştür. Karşımızda birkaç çapulcudan oluşan bir grup yoktur. ABD nin, Irak ın ve Kuzey Irak taki peşmergelerin kontrolü ve yönetiminde bir örgüt vardır. Buna AB ülkeleri ile İsrail i de eklerseniz olayı küçümsemek gibi bir yanlıştan kurtulmuş oluruz.
Peki bu gelişmenin yasal düzenlemeler ve özgürlüklerin artırılması ile bir ilgisi var mıdır Hangi yasal düzenleme isteniyorsa yapılsa bu durum ortadan kalkacak mıdır
Diyelim ki Irak ın işgali ve işgalin ardından Kuzey Irak ta ortaya çıkan yeni oluşumu engelleyemedik. Peki sınırlarımızı kontrol altında tutmak, yüzlerce teröristin sınırlarımızı aşarak ülkemiz içinde eylemler gerçekleştirmeleri de yasal düzenlemelerle mi ilgilidir Sınırlarımıza hakim olmak, sızmaları engellemek devlet olarak bizim görevimiz değil midir
Sınırlarımızın yol geçen hanı haline gelmesinin sorumluğunu bir takım eksikliklerle izah inandırıcı olabilir mi
Sınır karakollarının yerlerinin değiştirilmesi gerektiği hükümete bildirildi de hükumet bu konuda "Elimizde yeteri kadar paramız yok, şimdilik kalsın" mı dedi
Yine yüzlerle ifade edilen terörist grubunun Kuzey Irak tan ülkemize sızması karşısında yeterli istihbarata sahip olunamayışında mı yasal düzenlemelerle ilgisi vardır Gerçekten merak ediyorum sınırlarımıza sahip olabilmemiz için yeni bir yasal düzenlemeye ihtiyaç var mıdır Özgürlüklerin kısılması ile sınırlarımıza sahip çıkabilecek, benzer sızmaları önceden haber alıp gereken karşı tedbirleri alabilecek miyiz
Maksadım kimseyi suçlamak, kimseyi hedef almak değildir. Askeri ve sivili ile millet olarak bir bütünüz, bütün olmamız gerektiğine inanıyorum. Ancak, üzülerek söyleyeyim ki, elinde gücü bulunduranlar sürekli olarak toplumun bir kesimini suçlayarak günlerini geçirdiler. Asli görevlerini icat ettikleri hayali düşmanlarla meşgul olurken ihmal ettiler. Bir başka ifade ile hayali düşmanlarla uğraşalım derken gerçek düşmana yönelik mücadelede zaaf oluştu.
Bu bakımdan güvenlik için özgürlüklerin askıya alınmasını sivil yöneticilerin kabul etmesi çok zordur. Çünkü, sivil yöneticilerin, yani halkın seçtiklerinin asli görevi milletin hem güvenliğini sağlamak hem de özgürlüklerini korumaktır. Eğer, güvenlik için özgürlüklerden vazgeçecek bir sivil yönetim ortaya çıkarsa o yönetim sivil olma özelliğini yitirmiş demektir.
Lafı uzatmanın anlamı yok. Güvenlik için özgürlüklerin kısılması demokratik bir ülkede seçimle iş başına gelmiş hükümetlerin yapabileceği bir iş değildir. Çünkü, güvenlik için özgürlüklerin kısılması faşizm demektir.