Soru: Helal kazancın önemi

nedir

Cevab:

Bismillahirrahmanirrahim.

Dinimiz, âhirete öncelik

verilmesini esas almış ise de, müntesiplerinden dünyayı ihmal etmemelerini de

talep eder. Dünyanın ihmal edilmeme-si; maişetimiz için maddî kazanca, dünyevî

kazanca yer verilmesi demek-tir. Dilimizde: Hiç ölmeyecekmiş gibi dünya için,

yarın ölecekmiş gibi âhiret için çalış! şeklinde çok yaygın ve meşhur olan bir

hadis-i şerif vardır ki, bu hadis-i şerifin aslı şöyledir: Abdullah b. Amr b.

As (R.A.)den rivayete göre Hz. Peygamber (S.A.V.) efendimiz:

Hiç şüphe yok ki bu din;

pek sağlam, tahammül edilemeyecek kadar çetindir. Onda rıfk ile zorlama

olmaksızın yürü. Rabbine olan ibadeti, kendine buğzettirme. Çünkü yolculukta

bineğini takatsiz hale getiren kimse; yol da kat edemez, sağlam bir sırt da

bırakamaz. O halde, ebediyen ölmeyeceğini zanneden kimsenin ameli gibi amel et,

dünya için çalış! Yarın ölmekten korkan kimse gibi de sakınmakla sakın, dünyaya

bağlanmaktan kaçın! buyurmuşlardır.

Bu hadis-i şerifin baş

tarafında Hz. Peygamber (S.A.V.) efendimiz, bize, amel ve ibadetlerimizde

itidal üzere olmayı, ifrattan kaçınmayı tembih etmektedir. Çünkü güç

yetmeyecek, aşırı bir derecede ibadetlere girişmek, neticede acze düşmeğe ve o

ibadetleri terk etmeğe sebep olur. Nitekim Abdullah b. Ömer (R.A.), oruç

konusunda Hz. Peygamber (S.A.V.) efendimizin kendisine olan tavsiyelerini az

bulup, daha fazla yapmaya gayret gösteriyordu. Fakat ihtiyarlayınca bu

ibadetleri ifa etmede güçlük çekmeğe başladı. O zaman Resûlullah (S.A.V.)

efendimizin tavsiyelerini hatırlar ve:

- Ah! Keşke Hz. Peygamber

(S.A.V.) efendimizin ruhsatını tutmuş olsaydım, diye hayıflanırdı. 

Bu hadis-i şerifte:

Müslümanın hayatında dünya ile âhiret denkleşiyor. Her iki âlemde de mutluluğa

erişmek için dünya ile âhiretin gereklerine uyulması emrediliyor. Ne dünyadan

el-etek çekmek ve ne de dünya nimetlerine taparcasına bağlılık, gerçek

mutluluğun yolu olarak gösterilmiyor. Enes b. Mâlik R.A.)den rivayete göre

Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz şöyle buyurdu:

Keder yönüyle insanların

çoğu olan: Dünyasının işine de âhiretinin işine de önem veren olgun mümindir.

Bu hadis-i şerif, kâmil

Müminin, dünyasına da âhiretine de önem vermesi nedeni ile diğer insanlardan

fazla keder sahibi olduğunu bildiriyor. Çünkü yalnız dünya kederi veya yalnız

âhiret kaygısı bir insan için yeterlidir. Kâmil mümin için bu iki keder

birleştiğinden dolayı kendisi diğer insanlardan fazla üzüntü duymak

durumundadır.

Çünkü kâmil mümin

dünyalığını dikkate almadan âhiretine çalışsa dünyasına zarar vermiş olur,

âhiretine bakmadan dünyasına çalışsa âhiretine zarar vermiş olur. Bu itibarla,

dünyası için çalışırken âhiret mutluluğunun zedelenmemesinin göz önünde

bulundurulması güç bir sorundur. Herkes bunu başaramaz. Ancak ALLAH Teâlânın

muvaffak kıldığı müminler için güç değildir.

Bu hadis-i şerifteki

önemli ikazlardan biri şöyle: Eğer insan ebedî yaşayacağını bilirse dünyaya

hırsı azalır ve bilir ki, arzu ettiği dünyalık, onu talepteki hırs ve

koşuşturmayı bir kenara bıraksa bile elinden kaçıcı değildir. Şöyle düşünür:

Dünyalığımı bugün kaçırsam bile yarın elde ederim, nasıl olsa ben ebedî

yaşayacağım. Bu sebeple Resûlullah (S.A.V.) efendimiz bir nevi: Dünyalık

hususunda ebedî yaşayacağını zanneden kimsenin ameliyle amel et, dünya işleri

için hırslı olma buyurmuş oluyor. Buna göre hadis-i şerif, hoş bir metod ve

tatlı bir lafızla dünyalık talebinde teenni ve hafifliğe teşvik etmiş

olmaktadır. Hadis-i şerif, diğer taraftan âhiret ameliyle ilgili olarak da:

Yarın öleceğini zanneden kimsenin gayretiyle gayret göster! irşadında

bulunmuş olmaktadır.