Türkiye-Avrupa ilişkileri tâ Menderes dönemine kadar uzanıyor. Yani, yarım asırlık bir macera bu. Son elli yıllık durumumuz ortada iken hâlâ "ilerleme"den söz ediliyor olması oldukça düşündürücü değil mi AB, Türkiye ile ilgili son "İlerleme Raporu"nu 8 Kasım 2006 da açıkladı. Yine, yeni istekler, yeni yaptırım ve gözdağı ifadeleri... En önemlisi de, Türkiye limanlarının Rumlara açılması talebi... Bunun Akdeniz de üstünlük elde etme niyetinden başka ne anlamı olabilir dersiniz. Bir istek daha: "Roman ve Alevilere de azınlık statüsü kazandırın." Bir de ilâvesi var: "AB standartlarına göre azınlık statüsü kazandırılması gereken başka toplumlarda bulunuyor."

Son yarım asırlık süre içinde, Avrupa nın Türkiye den istekleri kimsenin meçhûlü değil. Diğer AB üyesi ülkelerden istenmeyen şartlar, Türkiye den isteniyor. Çünkü Türkiye, halkı Müslüman bir ülke. Geniş bir coğrafya ya sahip. Genç bir nüfus potansiyeli var. AB, "güçlü bir Türkiye"den tedirgin. Onun için bugünkü güçlü haliyle, Türkiye nin AB içinde yer almasını istemiyorlar. Her defasında yeni şartlar ileri sürüyor, yeni taleplerde bulunuyorlar. Özellikle REFAH-YOL dan sonra gelen hükümetler, AB nin dikte ettiği yoğunlaştırılmış "ev ödevleri"ni yapmakla meşgul oldular. Milletin Meclisi ni de "AB Uyum Yasaları" çıkartmak amacıyla kullandılar. Bu aşağılık kompleksinin, milleti maddî ve manevî her alanda çöküşe doğru götürdüğünün farkında değiller. Öylesine büyülenmişler ki, konu üzerinde hassasiyet gösteren Millî Görüşçülerin sözlerini duymuyorlar bile.

Yöneticilerin basiretsizliği

Yöneticilere bir önerim var: 4 milyondan fazla vatandaşımız Avrupa da yaşıyor. Bunlardan sadece rasgele 4 vatandaşımıza telefon açın. Türkiye nin AB ye girmesi konusundaki görüşlerini sorun. Sizin düşüncelerinzi dışında çarpıcı sonuçlara ulaştığınızı göreceksiniz. Çünkü onlar, Avrupa nın inişe geçtiğini görüyorlar. Pahalılık ve işsizliğin hızla arttığına şahit oluyorlar.

Avrupa nın kaynaklarının tükenmeye başladığının, fabrikalarının ciddi bir kriz dönemine girdiğinin farkındalar. En önemlisi de, Avrupa ülkeleri, maddi ve manevî alanda birbirini kaynaştıracak dinamiklerden yoksun. Avrupa tarihi ni okuyanlar bu gerçekle yüz yüze geliyorlar. Kısaca, Türkiye nin beklemeye göze aldığı 20 sene sonrası, AB nin var olup olmayacağı bile meçhul. AB nin Türkiye den taleplerini iyi takip edenler, Avrupa nın her alanda -ama her alanda- kendilerine teslim olmuş bir Türkiye istediğini kolayca anlayabileceklerdir.

AB nin kabul edilemeyecek istekleri

Avrupa nın bilinen isteklerinden yalnız birini dikkatlerinize sunmak istiyorum. Yavuz Donat, zamanın Başbakanı Mesut Yılmaz ile AB ile ilgili bir röportaj yapıyor. Konuşmanın bir yerinde şöyle soruyor:

"- Avrupa ne istiyor, Sayın Başbakan "

" Bizi AB ye almak için, istedikleri tek şey, dinimizi değiştirmemiz." (Milliyet, 7.2.1998)

Yalnız bu anekdot bile herşeyi anlatmaya yetmiyor mu Peki, Avrupa insanı ne düşünüyor Batı, Rusya nın dağılmasına kadar, kendi menfaatleri uğruna, Müslümanlarla iyi geçinmeye çalıştı. Rusya nın dağılmasından sonra 1991 de İskoçya da yapılan NATOtoplantısında "Şimdi ne yapacağız, NATO yu fesih mi edeceğiz " sorusu gündeme geldi.Bu soru karşısında İngiltere Başbakanı Margaret Teacher şu değerlendirmeyi yaptı:

"- Düşmanı olmayan ideoloji yaşayamaz. Bizim yaşayabilmemiz için mutlaka bir düşmanımız olması lazımdır. Sovyetler Birliği dağıldı ve düşman olmaktan çıktı. Onun yerine bir düşman koymamız gerekiyor. Bu yeni düşman İslâm olacaktır."

Avrupa ülkelerinde, bu anlayışla yapılan yayınlar halkı etkiledi. Türkiye ye karşı bir soğukluk süreci ve anlayış ortamı kayboldu. Hollanda ve Fransa gibi ülkelerde yapılan AB Anayasası oylamaları "Türkiye nin AB ye girmemesi" şeklinde bir referanduma dönüştü. Avrupa halkı ve basını bu düşünceyi seslendirdi. Türkiye halkı incitildi.

İbret cerici bir manzara

20 Ekim 2006 Cuma günü Avusturya da çarpıcı bir olay Mesut Erkal (51) adlı bir vatandaşımız sabah vakti fenalaşarak, eşi Nevin ve Kızı Benan tarafından Viyana daki Loranz Böhler Hastanesi ne götürüldü. Ancak, hastaneye alınmadı. Bunun üzerine, hastayı Barmherzige Bruder Hastanesi ne ulaştırdılar. Burada da ambulansla getirilmediği gerekçe gösterilerek hastanenin acil servisine sokulmadı. Olay karşısında şoke olan aile hastane yetkilileriyle tartışmaya başladı. Avusturya polisi, hastanın durumunun acil olduğu konusunda görüş bildirmesine rağmen sonuç değişmedi.

Nevin ve Benan Hanım, hastayı, hastaneye kabul mücadelesi verirken, taksi içinde bekleyenMesut Erkal, kalb krizi sonucu hayatını kaybetti. Mesut Erkal ın eşi Nevin Hanım olayı şöyle anlatıyor: "Aniden fenalaşan eşimin üzerinde ay-yıldızlı bir eşofman vardı. Hastaneye bizi kabul etmeyeceklerini söylediler. Önce inanamadık. "Eşofmanındaki ayyıldız sebebiyle mi " dedik. "Evet!.." dediler. Diğer hastaneye de aynı gerekçeyle kabul edilmedik."

Mesut Erkal ın cenazesi uçakla Türkiye ye getirildi. Aydın ın Kuşadası ilçesinde toprağa verildi. Yakınları bu iki hastane hakkında dava açtılar. Bütün bu yaşananlar, Türkiye nin AB ye girme konusunu yeniden ele alıp ciddi bir şekilde müzakere etmesi gerektiği gerçeğini ortaya koymuyor mu