‘Aşk‘ denen şeyin sadece cinsellikle bağdaştırılmaması gerektiğini, aşkın başka işlere de imkân olduğunu, aşk kelimesinin bir edebiyat dergisinde de yer edinebileceğini göstermek, hem de İslami kimlikli bir dergi de bunun olabileceğini ortaya koymak istiyorum. Tabi ki e-hali demekle de hakka yönelişin ifadesini vurguluyoruz.

Aşkın E Hali... Diğer dergi isimlerine nazaran çok farklı bir isim. Neden böyle bir ismi tercih ettiniz?

Ben eskiden beri aşkın bizim ülkede yanlış değerlendirildiğine inanan birisiyim. Aşk büyük işler yapmak isteyenlere Allah‘ın lütfettiği bir imkândır diye düşündüm hep. Öyle olmazsa Genceli Niyazi, o büyük edebiyatçı "Bana bir nasihat olacak bir kitap yaz" diye ricada bulunan bir padişaha tutup "Leyla ve Mecnun‘u "yazmazdı. Aşk denen bu yönlendirici iç imkânın birileri tarafından hep cinsellikle değerlendirildiğine inandım ben. Dergi çıkarma meselesi gündeme gelince arkadaşlara bu teklifi yaptım. Onlar da uygun gördüler. Ben ‘aşk‘ denen şeyin sadece cinsellikle bağdaştırılmaması gerektiğini, aşkın başka işlere de imkân olduğunu, aşk kelimesinin bir edebiyat dergisinde de yer edinebileceğini göstermek, hem de İslami kimlikli bir dergi de bunun olabileceğini vurgulamak istiyordum. Tabi ki e-hali demekle de hakka yönelişin bir ifadesini de vurgulamak istedik. Aşksız edebiyat olamayacağını aşkla sevgiye adım atılacağını da düşünüyorduk o zaman. Hatta şunu da ekleyeyim. Ben  "Aşkın e Hali" sözünde, e ile başlayan tüm iyi ve güzel hallerin bulunduğuna ya da bizim anladığımız anlamda öyle olduğuna inanıyorum.

3 kişi bir araya geldik ve...

13. sayı yeni çıktı. Hayırlı olsun diyelim öncelikle. Yayın hayatına başlangıç serüveniniz? Ne zaman ve nasıl başladı Aşkın E Hali?

Amin. Evet, 13. sayıya ulaştık. Edebiyat dergiciliği zor bir olay... Kenan Yaşar ve rahmetli Paşa Çeten ile birlikte bu işe üç yıl önce başladık. Ben o zamanlar dergi ve gazetelere yazmayı bırakmıştım. Köyde arılarımla meşgul oluyordum. Tabi o arada boş durduğum söylenemez. Epey bir zaman kitaplara daldım. Kafama takılı birçok soru vardı. Onları halletmeliydim. Kur‘an ile haşir neşir oldum dört yıl. Bu beni bir kitap çalışmasına sevk etti. Kitabı hazırladım. Bir kaç kişiyle konuştum kitaptaki konuları. Kıyamet koptu. Ne yapayım derken Paşa Çeten ve Kenan Yaşar Bey çekip köye geldiler ve sohbet ederken neden boş durduğuma geldi söz. Ben de kimi dergiler beni kabul etmiyor kimi dergileri de ben beğenmiyorum, öylece kalakaldık dedim. Gülüştük. O arkadaşlar da birlikte bir dergi çıkarabiliriz dediler ve böylece derginin temeli konuşulmuş oldu. Ancak şunu da söyleyeyim: Hepimiz "Edebiyat" dergisinde karar kıldık. Kenan Yaşar ve Paşa Çeten epeydir bu işlerin içindeydiler. Herkes bildiği işi yapsın istedik. Hem de bu sahada büyük bir boşluk olduğuna inanıyorduk. Ben epey zaman önce "Aylık Dergi"de yazdım. Daha sonra başka dergilerde de yazdım. O zamanlar Müslümanlarda bir edebiyat yetmezliği olduğunu görüyordum.

Edebiyat yetmezliği derken?

Müslüman‘ın dini sağlam, aklı sağlam, gönlü sağlam, düşüncesi iyi ama bu güzel düşünce ve duyguları hakkıyla ifade edecek donanıma sahip değil diye düşünüyordum o zamanlar. Bunun sebebinin de edebiyata hakkıyla sarılmadıklarında arıyordum.

Müslüman kesim edebiyatsız bir hayatı mı tercih etmişti?

Kesinlikle. Bu ülkede yıllardır edebiyatı solcular, laikler ve de başkaları sahiplendiler. Ben bunu "Aylık Dergi‘nin" kapanışı sırasında yazdığım on yılın değerlendirilmesi ile ilgili yazımda da belirtmiştim. Hayat bütünüyle yaşanırsa başarılı bir toplumsal seviye elde edilir.  Müslüman bir toplumda fakihlik esastır. Onu İlim erbabı yapar. Ama herkes işi gücü bırakıp müçtehit kesilirse enflasyon olur. Ama bunun yanında aydınlara da ihtiyaç vardır bu toplumda. Dahası aydınlar edebiyatı esas almalılar. Müslüman‘ın insana bakışı ancak edebiyatla ifade edilirse önem arz eder. Velhasıl bize göre Müslümanlar arasında bir ihtiyaçtı Edebiyat. Bunun gereğini inşallah yerine getiririz diye düşündük ve bu işe başladık. Bu konuda şunu da ilave edeyim iş Müslümanlıkla başlar, iman ve insanlıkta biter. Edebiyat ise insanı ifade etme araçlarının ilmidir ve biz bundan vazgeçemeyiz.

Türkiye‘de dergi çıkarmak çok zor

Türkiye‘de dergi çıkarmak hiç de kolay olmasa gerek. Neden dergi?

Evet, haklısınız Türkiye‘ de dergi çıkarmak gerçekten zor. Lakin dergiler olmasa nerede öğreneceğiz biz edebiyatı? Bizden öncekiler bu işi dergâhlarda yapıyorlardı. Taptuk Emre‘nin dergâhına kapağı atan Yunus Emre, bülbül kesilip çıktı dergâhtan. Biz ne yapacağız? Üniversitelerde edebiyatın nasıl yapıldığını değil edebiyatın adını konuşuyorlar. Üniversiteler resmi birer kurum halinde. Programlarla yatıp programlarla kalkmak zorundalar. Edebiyat özgür ortamda yapılırsa başarı elde edilir. Benim ne yazacağıma nasıl yazacağıma ve neyi düşünüp neyi düşünmeyeceğime kanun zoruyla el konursa orada Yunus Emreler, Mevlanalar, Muhittin Arabîler yetişmez. Ya da az önce bahsettiğim Genceli Niyaziler "Leyla ve Mecnun" yazamaz. Dergi günümüzün ocağıdır, dergâhıdır diye edebiyat dergisinde karar kıldık.

Dergi çıkarmanın zorluklarını soracak olursak?

Dergiciliğin en büyük zorluğu finansman olarak bilinir ama bununla birlikte bir büyük zorluk daha var ki o da en az finansman kadar zorluk çıkaran bir etkendir. Param olsa ben şunu yaparım bunu yaparım diye atıp tutanlara para verilince hiç bir şey yapamadıklarını görürsünüz. Çünkü her şey para değildir ve diğer işlerde olduğu gibi dergicilikte de seviyeli eleman sorunu vardır. Bir yandan kendi adamını yetiştireceksin diğer yandan da işini yürüteceksin. Öyle durumlar oluyor ki insan hayretler içinde kalıyor. İnsanlar kalemi alıyorlar bir şeyler döktürüyorlar. Tamam, azizim güzel şeyler yazdın ama bu yazdığının edebiyatta yeri nedir diyorsun o sana bu sorunun gereksizliğini izah etmeye kalkıyor. İnsanlar bir şeyler yazmayı edebiyat olarak algılıyorlar. Bilgi yok, beceri yok. Çene çok... Dahası bu kendine güven ve her şeyi biliyorum edası iletişimi de zorlaştırıyor. Maşallah bizim ülkede herkes üstad. Ama her ne dersek diyelim zevkli bir iş yine de edebiyat. İnsana bir şeyin hazzını tattırmak zordur ama onu tattırdıktan sonra o hazzı bir kez daha tatmak için pek çok şey yapar insan.

Dergiler bu anlamda birer sınanma sahasıdır diyebilir miyiz?

Elbette. Peyami Safa üstadın da canı yanmış olacak ki bu durumdan şöyle bir örnekle izah etmişti bir yazısında bu sorunun cevabını. Şunu diyordu üstat yazsında. Tam metni hatırlayamayacağım ama şöyle söylediğine inanıyorum."Bizim ailelerde çocuk ben bir şiir yazdım diye gelince, amanın ne kadar muazzam bir iş yaptın, aman oğlum sen şair oldun der çıkarlar. Fakat aynı çocuk, ben doktor oldum, ben ameliyat yapabiliyorum diye bir bistürüyle karşılarına çıkınca tavırları değişir. Aman yavrum sen ne yapıyorsun? Öyle hemen doktor olunmaz. Önce şu ilkokulunu bitir sonra diğer okulları. Sonra Tıp Fakültesini... Sonra diplomanı al. Öyle başla doktorluğa ya da ameliyata" derler. İşte böyle, evet bizim toplum böyle bakıyor edebiyata, sanata. Oysa edebiyatçı olmak en az doktor olmak kadar emek gerektiren bir olaydır. Ben de bu işin hala böyle devam ettiği kanaatindeyim. Hatta her şeyin hafiflediği şu günler de Peyami Sefa üstadın bıraktığı halden daha aşağılarda bir yerdeyiz gibi geliyor bana. Bununla umutların kırılmasını istediğim gibi bir şey çıkmamalı; çünkü Allah var dolayısıyla umut da var.

Bir dergi yayın yönetmeni olarak sizce bir edebiyat dergisinin muhtevası nasıl olmalıdır?

Edebiyat dergisinde her şeyden önce " nasıl"  ön planda olmalıdır. Ne söylendiğinden önce nasıl söylendiği esas alınmalıdır. Ben güzel şeyler düşünüyorum, ben müthiş hayallerdeyim. Ben duygu doluyum demek yeterli olmamalıdır edebiyat dergisinde. Esasta bunların en güzel şekilde nasıl ifade edileceği meselesi ön plana alınmalıdır. Daha da ileri düzeyde söylersek: bence edebiyat dergisi ilhama dayanmalıdır. Ben ilhamı orijinallik anlamında ele alıyorum. Bir edebiyat dergisinin yeni sayısı çıkarken yönetmen, ben hangi yeni ve özel ve orijinal şiiri okuyucuya sunuyorum diye düşünmelidir. Tabi ki bu biçim ve içerik yönünden mükemmeliyete yakınlık derecesiyle değerlendirilmeli. Ben öykü yayınlıyorum ama bu öykünün edebi değeri nedir ve bu ne kadar özgün bir yapı ve arz ediyor diye düşünürse bir yönetmen en doğru tavrı gerçekleştirmiş olur.

Genç şair ve yazarların şiir ve yazılarını yayınlatma imkânı var mı dergide? Buradan genç yazarlara, yazar adaylarına neler söylemek istersiniz?

Ben genç yazar ve yaşlı yazar diye ayırmak istemiyorum yazarları. Tanımadığım kimselerin gönderdiği eserlere bakarım öncelikle. Eğer ölçülerime uygunsa onu yayınlamaya çalışırım bir yolunu bulup. Ama acemi yazarlar hemen belli oluyorlar maalesef. Onlarla sohbet ederek edebi bir iletişim kurmanın yoluna bakıyorum. Çok değerli genç yazarlarımız var. Her gün biraz daha ileri gittiklerinin farkındalar. Gençlere tavsiyem şu: Ben yaptım oldu havasına kapılmayın. Edebiyat büyük bir ilimdir. Bu ilmi küçümsemeyin. Ayrıca genç yaşlı her neyse, yazısı ve şiiri yayınlanan yazarlarımız bir abonelik olsun ve dergimizle maddi birliktelik oluştururlarsa sevinirim. Bu bir erdemdir. Ve bir vefadır ilme.

Ve okur... Okurdan ses geliyor mu? Olumlu ya da olumsuz eleştiri?

Okur her zamanki halinde. O da ayrı bir sorun dergicilikte. Okurunu da kendin yetiştireceksin kendi yazarını kendin yetiştirdiğin gibi. Ama domatesin bir edebiyat dergisinden çok rağbet gördüğü bu zamanda edebiyat dergisi okuyan ve abone olan bir okuyucuya da madalya versek yeridir. Bilmiyorum belki de edebiyat dergileri hakkıyla görevini yerine getirmiyordur. Halk suçlu olamaz. Belki de edebiyatçılar yeteri kadar edebiyat yapmıyorlar.

Gayemiz sınırlı değil hedeflerimiz var

Aşkın E Hali Dergisi‘nin geleceğe yönelik hedefleri nelerdir? Ne olursa çıkış gayesi başarıya ulaşmış olur?

Aşkın e Hali Dergisinin gayesi sınırlı değil ama dediğiniz gibi hedefleri var. Her şeyden önce aylık bir periyoda ulaşmak ilk hedefimiz. Bu iki şey aşılırsa gerçekleşecek. Abone sayımız beş yüze ulaşırsa ve yazarlarımız yüksek bir seviye ve hızda olurlarsa. Ama şunu da hesap etmekte fayda var. Birçok derginin başına gelen bizim de başımıza gelebilir. Maddi imkânlar şimdiki durumdan daha aşağı duruma düşebilir.  Çıkış gayemiz bize bağlı olarak mezara kadardır. Aşkın e haline göre ise kıyamete kadar inşallah. Olmasa da gam değil tabiî ki. Biz bir boşluğa bir iki kürek toprak attık. Hiç bir şey her şeyin sonu değildir. Şu anki halimizle yürüyebildiğimiz yere kadar yürümeye niyetliyiz. Sonra derginin edebiyat konusunda bir yetkinliğe ulaşması en önemli hedeflerimizdendir. Telif eserler Aşkın e halinde bulunur. Edebiyat bilgi ve örnek çalışmaları Aşkın e halinde bulunur tercihinin yapılması bizim en önemli hedeflerimizdendir. Keza inançlı ve kalemi güçlü bir kaç edebiyatçı, en az on kişi özel hedefimizdir. Dahası kim giderse gitsin kim kalırsa kalsın dergiyi yetim bırakmayacak bir kadro elde etmek elbette an büyük hedefimizdir. İnsanlığa ve çocuklarımıza bırakacağımız güzel bir miras olması bir başka hedefimiz. Edebiyatçının malı olmaz ki mal bıraksın miras olarak. Biz de acaba Aşkın e hali diye bir miras bırakabilir miyiz diye düşünüyoruz. Kenan Yaşar Beyin maddi ve manevi katkıları bu hedeflerimizin gerçekleşmesinde bizi daha bir ümitvar kılıyor. Sizin gibi dinamik ve genç arkadaşlarımızın çabaları ve ilerleyişleri de bu hedeflere ulaşmamızda etken olacaktır inşallah.

e-HALİ dört yaşına basıyor

Samimidir Anadolu insanı. Güldüğü, söylediği, sevdiği doğrudur tastamam. İçten bir gülümseyiş sunar içiniz ısınıverir. Ve edebiyat... Ve dergiler... Dergiler insanların yazılı halidir desek abartmış olur muyuz dersiniz? Doğarlar, gülümserler ve gün gelir usulca veda ederler. İşte Anadolu‘dan mütevazı yüzüyle okurunu selamlayan dergilerden birisi: Aşkın E Hali. Nisan ayında 4 yaşına basacak olan bu güzel dergi, üst perdeden değil hayatın tam orta yerinden sesleniyor okuruna. 3 ayda bir Çorum‘da yayınlanan derginin yazı işleri müdürlüğünü Metin Demirci yapıyor. Metin Bey‘e dergiyi ve dergiciliği sorduk.

Muhabir: Haber Merkezi